Bazı yolculuklar bir yere ulaşmak için değil, hafızada hâlâ yaşayan bir yere yeniden varmak için başlıyor. Ankara’ya hiç gitmeden “Geldik Ankara’ya” diyebilmek de belki tam olarak böyle bir yolculuğun cümlesi oluyor. Abdullah Sağlam’ın yazıp yönettiği Geldik Ankara’ya, demans yaşayan Selma’nın hafızasında gerçek ile hatıra arasındaki sınırın giderek silikleştiği bir dünyaya bakıyor.

Selma, Ankara’ya gideceğine inanarak hazırlanıyor, kıyafetlerini, çantasını ve takılarını özenle seçiyor. Bir broşun bile geçmişten bugüne uzanan bir anlam taşıdığı bu hazırlığın ardından bakıcısı Gül, onu pencerenin önüne getiriyor. Selma dışarı bakıp “Geldik Ankara’ya” dediğinde ise seyirci için yolculuğun hiç başlamadığını biliyoruz. Fakat Selma için Ankara çoktan varılmış bir yer. Film tam da bu noktada, hafızanın kaybolurken geride bıraktığı izlere, insanın geçmişiyle bugün arasında kurduğu değişen ilişkiye ve bir şehrin zihinde yeniden kurulma biçimine odaklanıyor.

Filmin bu kişisel ve duygusal çıkış noktası ise Yönetmen Sağlam’ın annesinin yaşadığı süreç. Sağlam, annesinin deneyimlerinden yola çıktığını ancak bir noktadan sonra bu hikâyeden ayrılarak Selma’yı kendi geçmişi, hayatı ve arzuları olan kurmaca bir karakter olarak kurduğunu söylüyor. Yönetmen Sağlam, annesinin yaşadıklarının filme nasıl dönüştüğünü, hafızanın hikâyedeki yerini ve “Geldik Ankara’ya”nın ardındaki yolculuğu 24 Saat’e anlattı.

Geldik Ankaraya6

"Annem benim için hikâyenin duygusal çıkış noktası oldu"

Sağlam, filmin çıkış noktasının annesi olduğunu söylerken kendisini en çok etkileyen şeyin insanın geçmişiyle bugünü arasında kurduğu ilişkinin zamanla değişmesi olduğunu belirtiyor:

“Benim için filmin çıkış noktası annemdi. Onun yaşadığı süreçte beni en çok etkileyen şey, insanın geçmişiyle bugünü arasında kurduğu ilişkinin zamanla değişmesi oldu. Bazen çok küçük bir detay, bir eşya ya da bir alışkanlık insan için çok büyük bir anlam taşıyabiliyor. Bu da bana hafıza üzerine düşünme fırsatı verdi.”

Ancak Sağlam’ın amacı annesini birebir anlatmak değil. Bir noktadan sonra annesinin yaşadıklarından ayrılarak Selma’yı kendi hayatı ve geçmişi olan bir karakter olarak düşünmeye başladığını anlatan yönetmen, bu ayrımı özellikle koruduğunu söylüyor:

“Ama filmde annemi birebir anlatmak istemedim. Bir noktadan sonra onun yaşadıklarından ayrılıp Selma’yı kendi hayatı, kendi geçmişi ve kendi arzuları olan bir karakter olarak düşünmeye başladım. Annem benim için hikâyenin duygusal çıkış noktası oldu, Selma ise kurmaca bir karaktere dönüştü. Bu ayrımı korumaya özellikle dikkat ettim.”

"Bir yolculuktan çok geçmişe hazırlanmak"

Selma’nın Ankara’ya gitmek için yaptığı hazırlıklar, filmin hafızaya dair anlatısının en güçlü parçalarından birini oluşturuyor. Kıyafet seçimi, çantanın hazırlanması, takıların takılması ve broşun özenle seçilmesi, yalnızca bir kadının yolculuk hazırlığı olarak kalmıyor. Selma’nın kim olduğuna, geçmişte nasıl bir hayat sürdüğüne ve kendisini hangi ayrıntılarla var ettiğine dair küçük ipuçlarına dönüşüyor.

Geldik Ankaraya4

Sağlam’a göre burada hazırlanan şey yalnızca bir yolculuk değil:

“Bence burada hazırlanan şey yalnızca bir yolculuk değil, bu daha çok insanın kendi geçmişine yeniden hazırlanması gibi. Selma için Ankara sadece gidilecek bir şehir değil, hayatının önemli bir bölümünün geçtiği, kendisini ait hissettiği bir yer.”

Bu nedenle kıyafetlerini seçmesi, çantasını hazırlaması ve takılarını takmasının kendisi için önemli olduğunu belirten Sağlam, bu ayrıntıların Selma’nın hâlâ kim olduğunu hatırlatan unsurlar olduğunu söylüyor:

Avrupa Miras Günleri kapsamında Roma dönemi Ankara rotası keşfediliyor
Avrupa Miras Günleri kapsamında Roma dönemi Ankara rotası keşfediliyor
İçeriği Görüntüle

“Bunların hepsi onun hâlâ kim olduğunu hatırlatan şeyler. Aslında seyirci de bu hazırlık sırasında Selma'nın geçmişine dair küçük parçalar görmeye başlıyor. Biz ona ‘geçmişte şöyle bir kadındı’ demiyoruz; eşyaları ve davranışları üzerinden bunu hissettirmeye çalışıyoruz.”

“Ankara burada bir hafıza mekânına dönüşüyor”

Filmin kırılma noktası ise Selma’nın pencerenin önünde söylediği “Geldik Ankara’ya” cümlesi. Seyirci, fiziksel olarak Ankara’ya gidilmediğini biliyor. Fakat film tam da burada iki ayrı gerçekliği yan yana getiriyor: Dışarıdan bakıldığında değişmeyen bir ev ve Selma’nın zihninde çoktan varılmış bir Ankara.

Sağlam, Ankara’nın filmde gerçek bir şehir olmaktan çıkarak bir hafıza mekânına dönüştüğünü söylüyor:

“Benim için Ankara burada gerçek bir şehir olmaktan çıkıp bir hafıza mekânına dönüşüyor. Selma fiziksel olarak Ankara’ya gitmiyor ama onun zihninde Ankara’ya ulaşmış durumda.”

Geldik Ankaraya3

“Geldik Ankara’ya” cümlesini de bu nedenle önemli bulduğunu belirten yönetmen, Gül’ün Selma’yı kandırmaktan çok onun gerçekliğine yaklaşmaya çalıştığını ifade ediyor:

“Gül aslında Selma’yı kandırmaktan çok, onun ulaşamadığı bir yere ulaşabilmesi için kendi gerçekliğini bir süreliğine onun gerçekliğine yaklaştırıyor.”

Sağlam’a göre filmdeki en önemli meselelerden biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor:

“Belki de filmdeki en önemli şey şu: Bizim gerçek olarak kabul ettiğimiz şey ile Selma’nın gerçek olarak yaşadığı şey aynı olmak zorunda değil. O anda Selma için gerçekten Ankara’ya gelinmiş olabilir.”

"Bakım veren kişinin görünmeyen hayatını da anlatmak istedim"

Selma’nın Ankara’ya ulaştığını düşündüğü o anın ardından film, seyirciyi büyük bir duygunun içinde bırakmak yerine yeniden gündelik hayatın içine çekiyor. Gül, Selma’ya üzgün bir şekilde bakıyor, “Size kahve yapayım” diyor. Kahve hazırlanıyor ve ardından elektrik süpürgesinin sesi duyuluyor. Bir anda hafızanın, özlemin ve Ankara’nın içinden çıkıp ev işlerinin sıradanlığına dönüyoruz.

Sağlam, bu geçişin bakım veren kişinin görünmeyen hayatını anlatmak açısından önemli olduğunu söylüyor:

“Evet, burada biraz da bakım veren kişinin görünmeyen hayatını anlatmak istedim. Gül'ün yaptığı şey aslında çok büyük bir fedakârlık ama onun hayatında bu artık gündelik bir rutine dönüşmüş durumda.”

Geldik Ankaraya8

Selma’nın yaşadığı büyük duygunun hemen ardından Gül’ün kahve yapması ve evin işlerine devam etmesi, bakım veren kişi açısından hayatın durmadığını gösteriyor:

“Çünkü bakım veren kişi için hayat durmuyor. Bir yandan karşısındaki insanın duygusunu taşımaya çalışıyor, bir yandan da evin işlerini yapmak zorunda.”

Bu nedenle elektrik süpürgesinin sesinin filmde özellikle önemli olduğunu belirten Sağlam, bu sesi şöyle açıklıyor:

“Büyük bir duygunun ardından hayatın kaldığı yerden devam etmesi gibi.”

“Hastalığı onun hayatının bir parçası ama bütün kimliği değil”

Geldik Ankara’ya yalnızca demans hastalığına odaklanan bir film değil. Selma’nın hastalığından önce de bir hayatı, alışkanlıkları, zevkleri, eşyaları ve kendisine ait bir dünyası var. Film, hafızanın silikleştiği bir yerde bile bu izlerin tamamen ortadan kalkmadığı fikrinin peşinden gidiyor.

Sağlam için Selma’yı yalnızca hastalığı üzerinden tanımlamamak özellikle önemli:

“Benim için bu çok önemliydi. Selma'yı sadece demans yaşayan yaşlı bir kadın olarak kurmak istemedim. Hastalığı onun hayatının bir parçası ama bütün kimliği değil.”

Geldik Ankaraya4

Selma’nın nasıl giyindiğinden eşyalarına verdiği öneme kadar pek çok ayrıntının geçmişteki kadına dair izler taşıdığını söyleyen Sağlam, hazırlanma sahnesinde de bunu hissettirmeye çalıştığını belirtiyor:

“Çünkü Selma'nın bugününü anlamak için onun geçmişte nasıl bir kadın olduğunu da hissetmemiz gerekiyor.”

Ve burada filmin hafızaya bakışı bir kez daha belirginleşiyor:

“Bir anlamda hafızasını kaybediyor olabilir ama hayatının izleri tamamen ortadan kalkmıyor. Bedeninde, alışkanlıklarında, eşyalarında ve davranışlarında yaşamaya devam ediyor.”

"Onun hatırladığı Ankara, kendi hayatının Ankara'sı”

Filmde Ankara’ya yapılan yolculuk aslında hiçbir zaman gerçekleşmiyor ancak bu, Selma’nın yolculuk yapmadığı anlamına da gelmiyor. Çünkü bazen bir koku, bir eşya, bir cümle ya da bir alışkanlık insanı yıllar öncesine götürebiliyor. Sağlam, filmde kendisini en çok ilgilendiren meselelerden birinin de bu olduğunu söylüyor:

“Sanırım filmde beni en çok ilgilendiren meselelerden biri bu. Fiziksel olarak gitmek zorunda değiliz. Bazen bir anı, bir koku, bir eşya ya da bir cümle insanı yıllar öncesine götürebiliyor.”

Geldik Ankaraya7

Selma’nın hatırladığı Ankara’nın gerçek Ankara’yla birebir örtüşmek zorunda olmadığını belirten Sağlam, onun hafızasında kalan şehrin kendi hayatıyla kurduğu ilişkiden doğduğunu anlatıyor:

“Selma için Ankara'nın gerçek Ankara'yla birebir örtüşmesi gerekmiyor. Onun hatırladığı Ankara, kendi hayatının Ankara'sı.”

Bu nedenle seyircinin gördüğü ev ile Selma’nın zihninde gördüğü yer arasında bir mesafe bulunuyor. Yönetmen, seyircinin filmin sonunda tam da bu mesafeyi düşünmesini istiyor:

“Bir yere ulaşmak bazen fiziksel olarak oraya gitmekten çok daha başka bir şey olabilir.”

“Hafıza tamamen kaybolan bir şey değil, şekil değiştiren bir şey”

Geldik Ankara’ya yalnızca Selma’nın hafızasını değil, hafızanın kendisini de sorguluyor. Sağlam, filmi yaparken hafıza kavramına bakışının değiştiğini anlatıyor.

“Filmi yaparken hafızayı daha çok bir şeyi hatırlamak ya da unutmamak üzerinden düşünüyordum. Sonrasında bunun çok daha karmaşık olduğunu fark ettim.”

Geldik Ankaraya1

İnsanın hatırlamadığı bir şeyi bile davranışları ve alışkanlıkları üzerinden yaşamaya devam edebileceğini söyleyen yönetmen, filmde de bunu anlatmaya çalıştığını belirtiyor:

“Hafıza sadece geçmişte yaşananları saklamak değil. İnsan bazen hatırlamadığı bir şeyi bile davranışlarıyla, alışkanlıklarıyla yaşamaya devam ediyor. Filmde de bunu anlatmaya çalıştım. Belki de hafıza tamamen kaybolan bir şey değil; şekil değiştiren bir şey. Bu filmi yaparken benim için en ilginç taraflarından biri bu oldu.”

"Bazı şeyleri bilmediğinde seyirci kendi hafızasıyla karakter arasında bir bağ kurabiliyor"

Selma’nın Ankara’ya dair geçmişi, ailesi, hayatı ve Gül’le ilişkisi filmde görünenin çok daha ötesine uzanıyor. Sağlam da hikâyenin daha geniş bir anlatıya dönüşebileceğini kabul ederken, bu geçmişin tamamını seyirciye anlatmamayı bilinçli olarak tercih ettiğini söylüyor:

“Selma'nın Ankara'ya dair geçmişi, ailesi, hayatı ve Gül'le olan ilişkisi çok daha geniş bir hikâyeye dönüşebilirdi. Ama ben bu filmde özellikle o geçmişin tamamını anlatmamayı tercih ettim. Çünkü Selma'nın hayatını bütün ayrıntılarıyla bilmemize gerek olmadığını düşündüm. Bazı şeyleri bilmediğinde, seyirci kendi hafızasıyla karakter arasında bir bağ kurabiliyor.”

Kısa film olmasının da bu açıdan kendisi için bir avantaj olduğunu belirten Sağlam, büyük olayların yerine küçük anları tercih ettiğini ifade ediyor:

“Kısa film olması da bu açıdan benim için bir avantajdı. Hikâyeyi büyük olaylarla değil, küçük anlarla anlatmak istedim. Bir kadının hazırlanması, bir fotoğrafa bakması, kahve içmesi, pencerenin önüne gelmesi... Aslında filmde çok basit görünen şeylerin altında onun koca bir hayatı var.”

Muhabir: Nur Yıldız