Gazeteciler Cemiyeti Basın Evi’nde düzenlenen “Medya Profesyonelleri için Etik ve Çocuk Duyarlı Dijital Habercilik Çalıştayı”, medya profesyonellerini bir araya getirdi. Çalıştayın ilk gününde gazetecilik etiği, dijital haberciliğin dönüşümü, çocukların haberlerde temsili ve medya çalışanlarının çocuk hakları konusundaki sorumlulukları değerlendirildi. Sosyal Ekonomik Kültürel Kalkınmayı Destekleme Derneği, ACAR – Accountability for Children Advocacy for Rights ve UNICEF ortaklığında gerçekleştirilen çalıştayda, Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, ANKA Editörü ve gazeteci Semra Topçu ile çocuk hakları uzmanı ve yazar Menekşe Tokyay yer aldı. Tokyay’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen çalıştayda, dijital medya ortamında değişen gazetecilik pratikleri ve çocuk duyarlı haberciliğin temel ilkeleri konuşuldu.

Ekran Resmi 2026 09 25 12.44.15

“Çocuk fail de olsa mağdur da olsa kimliği gizlenmeli”

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, çocukların haberlerde temsilinde temel sorumluluğun çocuğun kimliğini korumak olduğunu belirterek, bir kişinin hayatını kaybettiği kaza sonrasında oğlu ile birlikte ABD'ye kaçan Eylem Tok örneğini gösterdi. Çocukların fail ya da mağdur olmalarının bu sorumluluğu değiştirmediğini vurgulayan Bildirici, şöyle konuştu:

“Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’yle bizim basın kanunumuzda ortak noktalardan biri şu, 18 yaşa kadar çocuk kabul ediyoruz. Çocuklar fail de olsa, mağdur da olsa, ne olursa olsun onların adını, sanını ve kimliğini hiçbir şekilde yazmıyoruz.”

Eylem Tok olayında da 16 yaşındaki çocuğun kimliğinin korunması gerektiğini belirten Bildirici, yalnızca çocuğun adını yazmamanın da yeterli olmadığını söyledi. Bildirici, anne-baba adı, yaşanılan yer, okul ya da benzeri bilgiler üzerinden çocuğun kimliğinin açığa çıkarılabileceğine dikkat çekerek, “Haberde çocuğun ismi yazmıyor ama anne babasının adı, yaşadığı şehir ve köy yazıyor. İsminin yazmasından hiçbir farkı kalmıyor. Bu tür ayrıntılara da dikkat etmek gerekiyor” dedi.

“Bir çocuğun cehennemini ortaya çıkaralım derken bütün çocuklara zarar verdik”

Bildirici, Diyarbakır Tavşantepe’deki Narin Güran cinayeti örneği üzerinden de haberin yalnızca olayın yaşandığı ana odaklanmaması gerektiğini anlattı. Cinayet sonrasında köyün ve köyde yaşayanların haberlerde topluca damgalandığını belirten Bildirici, bu durumdan çocukların da etkilendiğini ifade etti.

“Biz öyle bir habercilik yaptık ki gazeteci olarak haberde geçen köyde yaşayan herkesi ahlaksız, suçlu, kafir, terbiyesiz diye damgaladık. Çocuklar bir tarafta kendi okullarında öğretmenleriyle sorunlar yaşıyorlar, diğer tarafta arkadaşlarının öldürülmesinin travması var, bir de ondan sonra onların üzerine indirilen sorunlar var.”

Ayrıca haber takibinin olayın ardından bırakılmaması gerektiğini de söyleyen Bildirici, gazeteciliğin yalnızca olay yaşandığında haber yapmakla sınırlı olmadığını vurguladı. Bildirici, “Bir çocuğun cehennemini ortaya çıkaralım derken aslında bütün çocuklara zarar vermiş olduk. Buna hakkımız yok” dedi.

Fon soruşturmasında Pusula Holding’e operasyon: 6 gözaltı
Fon soruşturmasında Pusula Holding’e operasyon: 6 gözaltı
İçeriği Görüntüle

çocuk duyarluı dijital habercilik

"Şiddete uğrayan mağdurun fotoğrafı haberlerde kullanılmamalı"

Kadın ve çocukların şiddet, istismar ve suç haberlerinde görsel olarak kullanılmasına da değinen Bildirici, özellikle mağdurun fotoğrafının haberin merkezine yerleştirilmesinin ikinci bir mağduriyet yaratabileceğini söyledi. Haberlerde saldırgan yerine mağdurun fotoğrafının kullanılmasını eleştiren Bildirici, şöyle konuştu:

“Kadın öldürülmüş, kadın tecavüze uğramış, kadın saldırıya uğramış ve kadının fotoğrafı var, adamın fotoğrafı yok. O kadının sonraki yaşamında bu fotoğraf nedeniyle olumsuz biçimde etkilenmesi mümkün. Bir defa bu tür cinayet, saldırı, tecavüz ve çocuk haberlerinde çocuğa değil, asıl saldırgana odaklanmamız gerekiyor.”

“Gazetecilik insan mesleğidir, hepimizin temeli insanlığı korumak olmalı”

Deprem haberlerinde çocukların görüntülerinin kullanılmasının da uzun vadeli sonuçlar doğurabileceğini belirten Bildirici, Gölcük depreminde fotoğrafları yayımlanan İrem örneğini anlattı. Yıllar sonra aynı görüntülerin kullanılmaması yönünde çağrı yapıldığını aktaran Bildirici, çocukların yaşadıkları travmanın görsel kayıtlarla yeniden karşılarına çıkarılmaması gerektiğini söyledi. Bildirici, gazeteciliğin temelinde insanı koruma sorumluluğunun bulunduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gazetecilik insan mesleğidir. Burada hepimizin temelinin insanlığı korumak olması gerekiyor. Çocuklar hayatın başında olan ve kendi hayatlarını kuramamış insanlar. Dolayısıyla onlara daha çok özen göstermeliyiz. Mesele daha çok okunacak haber yapmak değil, bunları yaparken çocukların insanlığını korumamız gerekiyor.”

Semra Topçu: “Çocuğun üstün yararı, sosyal statüsüne göre değişmez”

ANKA Editörü ve gazeteci Semra Topçu, çocukların medyada temsilinde temel ölçütün çocuğun üstün yararı olması gerektiğini vurguladı. Çocuğun ekonomik ya da sosyal statüsünün haber yapılma biçimini değiştirmemesi gerektiğini belirten Topçu, popüler ailelerin çocuklarının da aynı haklara sahip olduğunu söyledi:

“Çocukları kendi aralarında sosyal statülerine göre ayırmadan çocuğun üstün yararını düşünmeye devam etmek lazım. Ekonomik olarak çok avantajlı, çok zengin, popüler bir aileden bir çocuk haber olduğu zaman ‘O zaten haber olur’ diye bakılabiliyor. Ama o çocuğun ekonomik olarak güçlü bir aileden geliyor olması ya da popüler bir aileden geliyor olması çocuğun hiçbir hakkını değiştirmez. Çocuğun zarar görme riskini de değiştirmez.”

Topçu, çocukların medyada görünür hale gelmesinin beraberinde uzun süre taşınabilecek bir yük oluşturabileceğine dikkat çekerek, her olayın kendi koşulları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

“Oyunlar ve popülerlik çocukları görünürlük baskısına itiyor”

Çocukların dijital dünyadaki görünürlüğünün yalnızca haberlerle sınırlı olmadığını belirten Topçu, oyunlar, sosyal medya videoları ve influencer kültürünün çocukların şiddet, popülerlik ve görünürlük algısını değiştirdiğini söyledi. Özellikle çocukların sosyal medya içeriklerinin aileler tarafından da teşvik edildiğini belirten Topçu, bu durumun ekonomik bir kaynağa dönüşebildiğini kaydetti:

“Çocukların algısında ‘şiddet göstermek’, ‘öldürmek’, ‘can almak’ kavramları oynadıkları oyunlardan dolayı çok başka bir dünyada. Bunun çok büyük bir problem olduğunu düşünüyorum. 15 yaş sınırı getirildi ama Instagram’da hâlâ bir ton bebek videosu var. 12-13 yaşlarında bir kız çocuğunun ‘Aldığım makyaj ürününü size tanıtacağım’ diye video çektiğini gördüm. Çocuk influencerlık yapıyor. Aileler de bunu teşvik ediyor, onları ekonomik kaynak olarak görüyorlar.”

Topçu, medyanın da çocukları popülerlik üzerinden yeniden görünür hale getirdiğini belirterek, çocukların kahramanlaştırılmasının yaratabileceği risklere dikkat çekti.

“Medya çocuğu kahramanlaştırıyor. ‘Harika bir çocuk’ diyor. Popülerlik, influencerlık ya da ünlü olma durumu dijitalleşmeyle birlikte herkes için daha mümkün hale geliyor. Aileler de çocukları kullanıyor. Instagram sayfası ne kadar kalabalık olursa çocuğa o kadar konser teklifi geliyor. Aile de bir noktadan sonra çocuğu tükenmişlik sendromuna doğru itiyor.”

Bu noktada yedi bakanlık arasında, 'Çocukların Eğitim Süreçlerinin Güvenliğine İlişkin Koruyucu ve Önleyici Hizmet ve Tedbirlerin Artırılmasına Yönelik İş Birliği Prokotolü'ne de değinen Topçu, bu kapsamda atılacak adımların tek başına yeterli olmayacağını ifade ederek, toplumsal farkındalığın da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi:

“Problemi yedi bakanın ortak imza atarak çözemeyeceğini de görmemiz gerekiyor. Yedi bakanın öncelikle görmesi lazım ama onlar görmeden biz göstermek zorundayız.”

“Canlı yayında çocuktan kaçınmak gerek”

Topçu, çocukların canlı yayınlarda görünür hale getirilmesinin taşıdığı risklere ilişkin kendi gazetecilik deneyiminden örnek verdi. Van depremi sırasında yaptığı canlı yayında bir çocuğun ailesinin yaşadığı sorunları anlattığını aktaran Topçu, iyi niyetle yapılan bir yayının dahi çocuk açısından risk oluşturabileceğini söyleyerek “Çocuk söz konusu olduğunda canlı yayınlarda kaçınmamız gerekiyor. O gün de kötü niyetli değildim ama kötü bir sonuç çıkabilirdi. Bu beni çok düşündürdü" ifadelerini kullandı.

Çocukların dijital ayak izlerinin uzun yıllar kalabildiğine dikkat çeken Topçu, çocuklara ilişkin içeriklerde talep geldiğinde kaldırma konusunda tereddüt edilmemesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

“Dijital ayak izi dediğimiz şey burada çok önemli. Muhakkak talep gelirse kaldırmamız lazım. Bunun tartışması yok. Bir çocuk söz konusuysa mümkünse zaten arkadan vereceğiz, yüzü görünmeyecek. Kodlamak da yetmiyor. Ailesini kullanıyorsan, annesi yanında konuşuyorsa zaten o mahallede çocuğun kim olduğu biliniyor. O yüzden kimliğini de gizleyecek şekilde davranmamız lazım.”

Çocuk duyarlı dijital habercilik Basın Evi’nde masaya yatırıldı-1

Çocuğu göstermeden dijital habercilik nasıl yapılır?

Topçu, çocukların haberlerde görünürlüğünü azaltmanın yalnızca görüntüyü flu yapmak ya da çocuğu kameranın arkasına almakla sınırlı olmadığını belirterek, haberin kullanılan görüntü ve anlatım biçimiyle de çocuğa zarar verebileceğine dikkat çekti.

Çocuğun görüntüsünü arkadan vermenin ya da yüzünü gizlemenin de tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Topçu, çocuk haberlerinde “kamusal merak” ile “kamusal yarar” arasındaki çizginin gözetilmesi gerektiğini söyleyerek “Çocuğun arkasına geçmek mahremiyetini korumak açısından daha makul olabilir ama bu tek başına yeterli değil. Çocuğu mağdur ya da suçlu olarak haberin merkezinde tutmaya devam ettiğinizde ondan gerçekten kaçınmış olmuyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Topçu, yurt dışında çocuğun yaşadığı olayı anlatmak için el, kol veya ayak hareketlerinin kullanıldığı yöntemlerin de tartışıldığını aktardı. Çocuk haberciliğinde “travma duyarlı habercilik”yaklaşımının önemine işaret eden Topçu, bu alanın Türkiye’de daha fazla tartışılması gerektiğini belirterek, “Kamusal merak nerede bitiyor, kamusal yarar nerede başlıyor, o çizgiyi belirlemek lazım. Merak her şey değil” dedi.

Çocuk duyarlı dijital habercilik Basın Evi’nde ele alındı

"Hikaye anlatmak başka, şiddeti yeniden üretmek başka”

Akran zorbalığına ilişkin bir haber üzerinden örnek veren Topçu, bir çocuğun başka bir çocuğa şiddet uyguladığı görüntülerin haber boyunca defalarca tekrar edilmesini eleştirerek, “Bilgi veriliyor, ardından aynı görüntü, aynı şiddet sahnesi tekrar tekrar gösteriliyor. Filmde bile bu kadar abartı olmaz. Çünkü filmin de bir dozajı var. O sahne en etkili olduğu yerde bırakılır, tekrar tekrar gösterilmez” dedi.

Şiddetin ayrıntılı biçimde gösterilmesinin yalnızca görüntüde yer alan çocuğu değil, haberi izleyenleri de etkileyebileceğini ifade eden Topçu, “Siz bunu göstermeseniz bile ayrıntı verseniz, nasıl yapıldığını anlatsanız yine şiddeti üretmiş oluyorsunuz. Şiddetin biçimi ve tekniği konusunda bilgi vermiş oluyorsunuz” değerlendirmesinde bulundu. Özellikle yüksek izlenme kaygısıyla hazırlanan haberlerde bu yaklaşımın yaygınlaştığını belirten Topçu, “Bu tek bir haber değildi. Kadına yönelik şiddet haberlerinde de benzerini görüyoruz. Muhabir olayın nasıl gerçekleştiğini, nereden geldiğini, silahı nasıl aldığını, ne yaptığını ayrıntılarıyla anlatıyor. Oysa hikâye anlatmak başka, şiddeti yeniden üretmek başka” diye konuştu.

Muhabir: Nur Yıldız