İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dış politika, Doğu Akdeniz, Mekke Anlaşması, seçim takvimi, yeni anayasa tartışmaları ve basın özgürlüğü konularına değinen Dervişoğlu, iktidara yönelik eleştirilerde bulundu.

Dervişoğlu’ndan Mehmet Uçum’un seçim tarihi açıklamasına tepki

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un 2028 seçimlerinin mart veya nisan ayında yapılmasının büyük ölçüde netleştiğine ilişkin açıklamalarını değerlendiren Dervişoğlu, seçimlerin yenilenmesi için Meclis kararının gerektiğini vurguladı.

Dervişoğlu, henüz TBMM tarafından alınmamış bir kararın sonucunun açıklanmasını eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

"Bir süredir iktidarın çevresinde yeni bir sözlük dolaşıyor: 'Rutin dışı yasama', 'irade seviyeleri', 'fikri aksatma', itiraza karşı 'tedbir'. Bu kelimeler tesadüf değildir. Oportünist siyasi geçmişinden, Alman sivil toplum vakıflarının avukatlığına, oradan da Cumhurbaşkanı danışmanlığına tayin ve terfi edilen zat, geçtiğimiz günlerde 2028 seçimlerinin mart veya nisan ayında yapılmasının 'büyük ölçüde netleştiğini' söyledi. İyi de netleşen nedir? Anayasa ortadadır. Seçimlerin yenilenmesi için Meclis kararı gerektiği ortadadır. Meclis o kararı vermiş midir? Hayır. O halde bugünkü Meclis'in henüz vermediği kararın sonucunu bu zat hangi sıfatla ilan etmektedir? Daha açık sorayım: Eksik irade nereden gelmektedir? Hangi milletvekili, önüne teklif bile gelmeden size taahhüt vermiştir? Ya da millet idaresinin temsilcisi milletvekillerine şantaj mı yapıyorsunuz? Aynı usul her yerde karşımıza çıkmaktadır. Anayasada hile yapmayı kendine hak gören, borsada düzenbazlıkla soygunu millete reva gören, kutsalı istismar ederek siyaset yapanlar için bunlar kaçınılmaz şeylerdir."

“Önceden yazılmış bir senaryonun suflesini mi veriyorsunuz?”

Yeni anayasa tartışmalarına da değinen Dervişoğlu, henüz oluşmamış bir Meclis’in alacağı kararların bugünden kesinmiş gibi sunulmasını eleştirdi.

Terör örgütünün fiili varlığının sona erdiğine ve silahların teslim edildiğine ilişkin tespitlerin henüz yapılmadığını belirten Dervişoğlu, bu süreçlerin sonucuna ilişkin önceden takvim belirlenmesini de sorguladı.

Dervişoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

YENİ Parti lideri Özgür Özel’den von der Leyen’e Türkiye-Libya anlaşması tepkisi
YENİ Parti lideri Özgür Özel’den von der Leyen’e Türkiye-Libya anlaşması tepkisi
İçeriği Görüntüle

"Terör örgütünün fiili varlığının sona erdiğine ve silahların teslim edildiğine ilişkin tespit henüz yapılmamış, fakat o tespitin yıl bitmeden yapılması için 'en yüksek çaba' istenmektedir. Yani tespiti yapacak kurum daha karar vermeden, kararın takvimi ve arzulanan neticesi önüne konulmaktadır. 29'uncu Dönem Meclisi daha seçilmemiş. Millet sandığa gitmemiş. Hangi parti kaç sandalye alacak, kim milletvekili olacak, nasıl bir siyasi denge doğacak bilinmiyor. Ama o Meclis'in yeni anayasayı kabul edip millete sunmasının 'kaçınılmaz' olduğu bugünden ilan ediliyor. Şimdi tabloya bakın: Meclis yok, kararı var. Seçim kararı yok, tarihi var. Tespit yok, neticesi var. Kehanet mi? Öngörü mü? Talimat mıdır? Yoksa önceden yazılmış bir senaryonun suflesini mi veriyorsunuz? Bunun kibarcası ihsas-ı rey; safçası doğmamış çocuğa don biçmektir. Gerçekte ise suça göre hukuk, günaha göre fetva, iktidara göre devlet uydurmaktır."

Dervişoğlu’ndan Mavi Vatan ve Yunanistan’ın savunma iş birliğine ilişkin açıklama

Türkiye’nin dış politikasını eleştiren Dervişoğlu, Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelerin yalnızca siyasi söylemlerle değerlendirilemeyeceğini belirtti.

Yunanistan’ın Ege’deki 12 mil iddiasını, deniz parklarını, balıkçılığa yönelik kısıtlamaları ve adaların silahlandırılması meselesini gündeme getiren Dervişoğlu, Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliğinin de giderek derinleştiğini söyledi:

"Girit-Güney Kıbrıs-İsrail hattındaki denizaltı elektrik kablosu bizim kıta sahanlığı iddialarımızı ilgilendirmektedir. Adaların silahlandırılması meselesi ortadadır. Yunanistan'ın İsrail'le savunma işbirliği de giderek derinleşmekte, Kıbrıs abluka riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Böyle bir tabloda içeriye dönüp 'Mavi Vatan' diye bağırmak yetmez. Mavi Vatan'ın edebiyatını değil, hukukunu ve diplomasisini yapmak gerekir. Bir gün 'Bir gece ansızın gelebiliriz' deyip, ertesi gün Atina'da her şey güllük gülistanlıkmış gibi davranırsanız ne sertliğinizin bir ağırlığı kalır, ne de yumuşamanızın bir değeri. Devlet politikası sarkaç değildir. Bir ucunda slogan, öbür ucunda suskunluk varsa, orta yerde ancak bir sefalet sallanır.

Türkiye'nin Ege'deki hakkı, iktidarın o haftaki iç politika ihtiyacına göre büyüyüp küçülmez. Lozan da kıta sahanlığı da deniz yetki alanı da devleti yönettiğini zannedenlerin şahsi mülkü ve mevzusu değildir. İsrail meselesinde de aynı tutarsızlık vardır. Kürsülerde, her önüne gelene Gazze ayarı verip, reklam peşinde koşmuşlar ama 70 bin masumun katline rağmen, ticareti yıllarca kesmemişlerdir. Halen o pek yüksek ahlak ve vicdanlarını, değiştirilen konşimentoların temizlediğini zannetmektedirler. İçeride millete düşman gösterdiklerinizle dışarıda işbirliği içindesiniz."

Mekke Anlaşması eleştirisi: “Türk askerinin de bu projede rol almasını bekliyor”

Konuşmasında Mekke Anlaşması’nı da değerlendiren Dervişoğlu, Türkiye’nin Orta Doğu politikasının ABD’nin bölgesel hedefleriyle ilişkisini sorguladı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına atıfta bulunan Dervişoğlu, Suudi Arabistan’ın güvenliğine yönelik oluşturulan ittifakın Türkiye açısından sonuçlarının açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.

Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Anlaşılmaktadır ki, Türkiye Orta Doğu’ya ne denli hoyratça yaklaşırsa, Türk coğrafyasında zemin kaybetmektedir. Hoyratça yaklaşmaktan kastım şudur: Bir yandan Trump’ın dış politikasının taşeronluğunu üstlenme hevesinden, diğer yandan da bu çarkı gizlemek için girilen rollerden bahsediyorum. İspatını mı soruyorsunuz? Yine Trump’tır. Mekke ittifakı ve Suudi Arabistan-Yemen Savaşı için sorulan soruya, 'Erdoğan Husiler konusunda 'istediğimi yapacaktır' diyor. Hem de kameralar önünde hem de canlı yayında. Kutsal mekanları korumak için yapıldığı iddia edilen anlaşmanın aldığı hale bakın. Türkiye, İsrail ve Mısır, Suudi Arabistan’ı korumak için aynı eksende buluşuyor. Trump Ortadoğu’da bir ittifak kuruyor ve Türk askerinin de bu projede rol oynamasını bekliyor. Karşılığında ise parasını ödediğimiz uçakları değil, Erdoğan’a, has be has Amerikan malı meşruiyet bahşediyor. Bunu halka anlatmayan iktidar ise aldığı açık çekin karşılığında, iç siyaseti hem otoriterleşerek felç ediyor, hem de Filistin davasının şövalyesi olduğunun propagandasını yapıyor.

“Milliyetçilik hiç kimsenin tekelinde değildir”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına da tepki gösteren Dervişoğlu, milliyetçiliğin belirli bir siyasi partinin ya da siyasi anlayışın tekelinde olmadığını söyledi.

Milliyetçiliği Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesiyle ilişkilendiren Dervişoğlu, siyasi tartışmalarda farklı görüşlere sahip kişilerin birbirlerini hedef göstermesini eleştirdi.

"Türk devletini yönetme iddiasına sahipsek, önce birbirimize saygı göstermek zorundayız. Ben, 'Milliyetçilik her şeyden önce yüksek karakterli bir Türk olmayı gerektirir' derken tam da bunu kastediyorum. Despot iktidarların hükmetmekten en çok hoşlandıkları toplumlar, birbirinin celladı olmaya hevesli olanlardır. Bağırmadığı için dinleyebilen, dinlediği için anlayabilen, medeni ilişkiyi zayıflık saymayan bir toplum olamayı beceremezsek üzerimizde kurulan tahakkümü kendi ellerimizle meşrulaştırırız. Kölelik ilmeğini boynumuza kendimiz geçiririz. Milliyetçilik hiç kimsenin tekelinde değildir. Bu milletin ortak bir değeri, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesidir. Bir kusur ve kabahat yada suç aranacaksa; milliyetçilerde değil, milliyetçiliği ayaklar altına alanlarda aranmalıdır. Ben bu cellatlığa da bu trol kültürüne de bu despotluğa da teslim olmayacağım. Çocuklarımızı nasıl insanlar olarak yetiştirmek istiyorsak, önce kendimiz öyle davranacağız. Çünkü medeniyet, insanların birbirlerine neyi reva gördükleriyle yaşar. Bu yüzden bizim için mesele yalnızca neyi savunduğunuz değildir, nasıl savunduğunuzdur. Çünkü yönteminiz, yarın kuracağınız düzenin küçük bir numunesidir."

Dervişoğlu’ndan gazetecilere yönelik soruşturmalara tepki

Basın özgürlüğü ve gazetecilere yönelik adli süreçler hakkında da konuşan Dervişoğlu, gazetecilerin haberleri nedeniyle soruşturulmasını ve tutuklanmasını eleştirdi.

Vatandaşların haber alma hakkının anayasal güvenceler kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dervişoğlu, iktidarın eleştiriye açık olması gerektiğini söyledi. Dervişoğlu, gazetecilik faaliyetlerinin baskı altına alınmasının demokratik toplum açısından sorun oluşturduğunu ifade ederek şu değerlendirmede bulundu:

"Son günlerde anayasal güvence altındaki, milletin haber alma hakkına müdahaleleri de bu yüzden. Gazeteciler ya evlerine, ya Silivri’ye hapsediliyor. Yapılan haberleri geçtim, yapılamayan haberler de suç unsuru sayılıyor. Gak diyene soruşturma, guk diyene demir parmaklık, hep bu hakikat düşmanlığının sonucudur. Hakkıyla ve adaletle değil, iktidarın menfaatine göre gazetecilik istemeleri, yalanlarla kurdukları zorbalık düzenini de ele veriyor. Yaşadıklarımız, bu düzenin gücünü değil, güçsüzlüğünü; cesaretini değil, korkaklığını; zaferini değil, yenilgisini gösteriyor. Türkiye, bu zulmü daha fazla taşıyamaz. Biz sizi görüyor, sizi biliyoruz! Siz de bilin ki, Anayasa’nın arkasından dolanıp, milletin iradesini hain bir pusuda yok edip, azgın ve arsız oligarşinizin Cumhuriyet'i mağlup etmesine, hürriyetlerin önüne duvarlar örmenize müsaade etmeyeceğiz. Bu yaptıklarınızdan sonra 24 yıllık devlet yönetiminden sonra sizi makul, sizi makbul, sizi meşru gösterecek hiçbir bir oyunun içinde olmayacağız"

“Fiziki ya da dijital barbarlığın parçası olmayı reddediyoruz”

Türkiye’de devlet kurumlarının işleyişi, toplumsal mutabakat ve temel haklar konusunda üç büyük tehlike bulunduğunu ileri süren Dervişoğlu, bunları devlet kurumsallığının zayıflaması, toplumsal uzlaşının bozulması ve hak ve özgürlüklerin gerilemesi olarak sıraladı.

Siyasetin insanları korkutmak yerine toplumda güven oluşturması gerektiğini belirten Dervişoğlu, farklı görüşlerin demokratik zeminde ifade edilmesini savundu:

"Bugün Türkiye için birbirini besleyen üç büyük tehlike görüyoruz: Bir, devlet kurumsallığının çöküşü; İki, toplumsal mutabakatın bozulması; üç, hak ve hürriyetlerin zayıflatılması. Bunlar birbirinden bağımsız değildir. Kurumlar çöktükçe hukuk şahsileşir; hukuk şahsileştikçe insanlar birbirine güvenmez; güven kayboldukça toplum öfkeye, korkuya ve kabileciliğe teslim olur. İYİ Parti bu yüzden yalnızca muasır, tarafsız ve anayasal bir devleti savunmaz. O devleti ayakta tutacak ve koruyacak medeni toplumu da savunur. Biz, kutuplaşmayı siyaset, öfkeyi fikir, travmalara yaslanan oy avcılığını marifet saymıyoruz. Biz, insanları korkutarak değil, insanlara güvenerek siyaset yapıyoruz. Türk milletine duyduğumuz güvenin özünde milli seciyemiz, milli karakterimiz vardır. Nasıl bir Türkiye istiyoruz? Nasıl şehirler, nasıl sokaklar, nasıl bir edebiyat istiyoruz? Nasıl bir estetikle bakıyoruz dünyaya? Düşlediğimizle, yaşadığımız zaman arasında, tehlikeler ve imkanlar arasında makul bir denge kurabiliyor muyuz? Bunlara cevap verebiliyorsak karakter yükselir, ahlak yükselir. Türklük diye sevdiğimiz o muhayyel aidiyet de, o zaman ayakları yere basarak yükselir. Biz, sorunu saklamadan anlatıyor, çözümünü tane tane gösteriyoruz. Fiziki ya da dijital bir barbarlığın parçası olmayı reddediyoruz.

Kaynak: Haber merkezi