M. Ferhat Yüksel - Marmara Üniversitesi Nüfus ve Sosyal Politikalar Merkezi Müdürü ve Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Fatih Aysan, Türkiye’nin de bu küresel sürecin dışında olmadığını, nüfusunu artık yenileyemeyen ülkeler arasına girdiğini ve doğurganlıktaki sert düşüşün hem demografik dengeyi hem de sosyal politikaları kökten değiştirecek etkiler yarattığını söylüyor.

Dışişleri'nden İsrailli bakanın Mescid-i Aksa baskınına tepki
Dışişleri'nden İsrailli bakanın Mescid-i Aksa baskınına tepki
İçeriği Görüntüle

Doğurganlık hızında “tarihsel kırılma”

Aysan, dünyadaki tabloyu “tarihsel kırılma” olarak tanımlıyor. Birçok ülkede doğurganlık hızının yenilenme eşiği olan 2,1’in altına düştüğünü hatırlatan Aysan, özellikle Asya ülkelerinin çarpıcı bir düşüş yaşadığını belirtiyor. Tayvan, Güney Kore ve Singapur’da doğurganlık hızının 1,0’ın bile altına indiğini ifade eden Aysan, modern şehir hayatının çocuk sahibi olmayı giderek zorlaştırdığını vurguluyor.

Mehmet Fatih Aysan

Şehirleşme, yüksek yaşam maliyetleri ve eğitim düzeyinin artmasıyla birlikte çocuk yetiştirmenin ekonomik yük hâline geldiğini belirten Aysan, bazı genç çiftlerde “Bu dünyaya çocuk getirmeyelim” düşüncesinin bile yaygınlaştığını aktarıyor.

Küresel yaşlanmanın ise tarihte ilk kez aynı anda tüm ülkelerde görüldüğüne dikkat çekiyor. Aysan, “Çin’de her beş kişiden biri yaşlı” diyerek demografik dönüşümün ekonomik sürdürülebilirliği zorladığını ifade ediyor.

Aysan Dogurganlik Haber (4)

Türkiye nüfusunu yenileyemiyor

Aysan, Türkiye’nin hızla düşük doğurganlık kategorisine girdiğini belirtiyor. 1950’lerde kadın başına ortalama 7 çocuk olan doğurganlık oranı bugün 1,5’in altına gerilemiş durumda. Bu seviye, Türkiye’nin artık nüfusunu yenileyemediği anlamına geliyor.

Bu düşüşün sadece istatistiksel bir durum olmadığını söyleyen Aysan, sosyal, ekonomik ve kültürel sonuçları olan tarihsel bir kırılma olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin Batı’daki klasik “demografik geçiş modeli”ne benzeyen ancak kendi tarihsel ve kültürel dinamiklerine göre şekillenen özgün bir çizgide ilerlediğini ifade ediyor.

Aysan Dogurganlik Haber (10)

Türkiye’nin demografik seyri: Yüksek doğurganlıktan hızla düşüşe

Aysan’a göre Türkiye’nin doğurganlık yolculuğu beş ayrı dönemde incelenebilir. Osmanlı döneminde savaşlar ve salgınlar nüfus artışını sınırlandırırken, 1945–1964 arasında Cumhuriyet’in doğum yanlısı politikaları etkili oldu. 1965–1982 döneminde aile planlaması yasalarıyla doğum kontrolü devlet politikası hâline gelirken, 1983–2010 arasında küreselleşme ve kadın eğitimindeki artış doğurganlığı hızla düşürdü. 2010 sonrasında “en az üç çocuk” söylemiyle yeniden pronatalist bir dönem başlasa da sosyoekonomik koşullarla uyumlu olmadığı için sonuç alınamadı. Aysan, “Bu dönemin sonunda doğurganlık hızı 1960’larda kadın başına 6,5 çocuktan 2020’lerde 1,5 seviyelerine düştü” diyerek dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor.

Aysan Dogurganlik Haber (9)

Doğurganlık neden düşüyor?

Doğurganlıktaki hızlı düşüşün arkasında üç temel dinamik bulunduğunu belirten Aysan, bunların kadın eğitimi ve istihdamındaki artış, kentleşmenin getirdiği ekonomik maliyetler ve aile yapısındaki dönüşümle ortaya çıkan kültürel değişim olduğunu söylüyor. Bu tabloyu özetlerken “Çocuk artık aile ekonomisine katkı vermiyor şehirlerde, yüksek bir maliyet hâline geldi” ifadesini kullanıyor.

Aysan Dogurganlik Haber (2)

İlk doğum yaşı hızla yükseldi

Aysan, Türkiye genelinde ilk doğum yaşının 27’ye, İstanbul’da ise 28,6’ya yükseldiğini belirtiyor. Bu artışın temel nedenlerinin eğitim seviyesindeki yükseliş, kadınların iş gücüne katılımı ve bireyselleşme eğilimi olduğunu söylüyor. “Kadınlar okumasın ya da çalışmasın demek değil bu. Aksine uygun politikalarla kadının hem kariyer hem doğum yapabilmesinin önü açılmalı” diyerek çözümün kadınları destekleyen sosyal politikalardan geçtiğini vurguluyor.

Aysan Dogurganlik Haber (1)

Türkiye hızla yaşlanıyor: 100 yılı 50 yılda yaşıyoruz

Türkiye’nin yaşlanma sürecine çok hızlı girdiğini ifade eden Aysan, gelişmiş ülkelerin 100–150 yılda yaşadığı dönüşümün Türkiye’de yaklaşık 50 yılda gerçekleştiğini belirtiyor. Aysan, bu hızlı dönüşümün sağlık sistemine binen yükün artmasından eşitsizliklerin derinleşmesine, yaşlı yoksulluğunun büyümesinden sosyal güvenlik sisteminin sürdürülemez hâle gelmesine kadar uzanan ciddi riskler oluşturduğunu ifade ediyor. Doğurganlık oranının 2,1’in altına inmesinin nüfusun kendini yenileyememesi anlamına geldiğini ve bunun emeklilik sisteminin sürdürülebilirliğini zora soktuğunu da vurguluyor.

Aysan Dogurganlik Haber (1) Converted From Jpg

Dünya aynı anda yaşlanıyor

Aysan, dünya tarihinde ilk kez tüm ülkelerin aynı anda yaşlandığını belirtiyor ve bu durumun çalışan nüfusun azalmasından ülkelerin göçmen iş gücü çekme zorunluluğuna, toplumsal gerilimler ile kutuplaşmaların artmasından Avrupa’da aşırı sağın yükselişine kadar uzanan geniş bir etki yarattığını ifade ediyor. Aysan, göçmen karşıtlığının ve yabancı düşmanlığının artmasını doğrudan demografik dönüşüme bağlıyor.

Bakım yükü artıyor

Aile içi dayanışmanın zayıflaması, çekirdek ailelerin yaygınlaşması ve kadınların iş gücüne katılımı bakım yükünü artırıyor. Aysan, bakım emeğinin azalmasının hem yaşlı hem de çocuk bakımında büyük bir “bakım açığı” oluşturduğunu belirtiyor.

Aysan Dogurganlik Haber (5)

Refah devletinin başarı–başarısızlık dengesi

Aysan, modern refah devletinin demografik dönüşüm karşısındaki durumunu değerlendirirken bebek ölüm hızındaki büyük düşüşün önemli bir başarı olduğunu; buna karşın modern aile ve çalışma yaşamına uyum sağlayamayan politikaların ciddi bir başarısızlık yarattığını söylüyor. “Ücretsiz izin, babalık izni gibi farklı politikalarla desteklenmeyen bir refah sistemi çocuk doğurmayı teşvik edemez” sözleriyle mevcut sosyal politikaların yetersizliğine dikkat çekiyor.

Aysan’a göre çözüm, yapıcı bir demografik yaklaşım ile bütüncül sosyal politikaların birlikte uygulanmasında yatıyor. Bu çerçevede kadınlara yönelik sosyal desteklerin artırılması ve ücretsiz, erişilebilir kreş hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade ediyor. Doğum izni ve yarı zamanlı çalışma modellerinin güçlendirilmesi, yaşlı nüfusa yönelik yeni politikalar geliştirilmesi, ebeveyn eğitimlerinin artırılması, emeklilik sisteminin kademeli olarak yenilenmesi ve göçmen iş gücünün ekonomiye daha verimli şekilde dahil edilmesi gerektiğini de vurguluyor.

Türkiye’nin önündeki en kritik meselenin, nüfusun sürdürülebilirliğini sağlayacak adil ve uzun vadeli bir “yapıcı demografik” yaklaşım olduğunu ifade eden Aysan, “Demografi, geleceği şekillendiren en sessiz ama en belirleyici güçtür” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Muhabir: M. Ferhat Yüksel