Ferda Art Platform, bu bahar Eda Şarman’ın kişisel sergisi “Sığ Kıyı, Derin Kuyu” ile izleyicileri hem kıyıda hem de kuyunun karanlık derinliklerinde dolaşmaya davet ediyor. Adı kadar şiirsel ve düşündürücü olan sergi, suyun sadece bir doğa unsuru değil, aynı zamanda bir hafıza, bir karakter, bir yol arkadaşı olabileceğini hatırlatıyor.

Şarman, sergisini iki güçlü imge üzerine kuruyor: kıyı ve kuyu. Kıyı, onun gözünde sularla karaların buluştuğu bir sınır çizgisi değil; geçişin, belirsizliğin ve dönüşümün mekânı. Kuyu ise toprağa inen, gizemli olduğu kadar tarih boyunca doğaya hükmetme arzusunu da içinde taşıyan bir yapı. Sanatçı bu iki figürü yan yana getirerek hem görünmeyeni hem de bastırılmış sesleri çağırıyor.

Göz Kırpıi Eda Şarman

Göz Kırpış, 2025, Fotoğraf baskı

Sergideki işler arasında en dikkat çekicilerden biri, ismini de taşıyan 'Kuyu'. Sade bir seramik formu var ama içine baktığınızda görünmeyenle yüzleştiğinizi hissediyorsunuz. Bir başka işte, “Su hissi”nde, izleyici suyu sesinden değil titreşiminden deneyimliyor; kulakla değil bedenle dinliyorsunuz adeta. “Sualtında otoportre”de ise bulanık yüzey, aynadaki berrak yansımadan çok daha dürüst bir bakış sunuyor.

Tuval çalışmalarında da suyun akışkanlığıyla karşılaşıyoruz. 'Gölge Ayna' ve 'Kıyıda', görünen ile görünmeyen arasındaki ince çizgiye odaklanıyor. 'Sulu Kale' ve 'Kumsal Paspas' gibi işler ise hafızayı çocukluk oyunları ve gündelik deneyimlerle birleştirerek daha kişisel, daha dokunaklı bir alan açıyor.

Gizli Liman Eda

Gizli Liman, 2025, Lightbox fotoğraf

Eda Şarman’ın ekofeminist yaklaşımı, doğayı edilgen bir manzara olmaktan çıkarıyor. Onun sergisinde suyla, taşla, yosunla, hatta kumla konuşmak mümkün. Doğaya hükmetmek yerine, onu dinlemenin ve birlikte var olmanın yollarını arıyor.

Kısacası 'Sığ Kıyı, Derin Kuyu', bir sergiden çok bir davet. Yavaşlamaya, titreşimlere kulak vermeye, bildiğimiz dünyanın sınırlarında dolaşmaya… İzleyiciye, görünmeyene kulak vermeyi öğreten bir deneyim sunuyor. Şarman, eko feminizm çerçevesinde insanın doğa ile ilişkisine eleştirel bakan bir sanatçı. 8. Çanakkale Bienali'nde bir dakika süren 'Ben Senden Daha Vahşiyim' video çalışması antroposen çağda vahşilik kavramının doğadan insanlığın kurduğu modern kentlere çevrilmesine odaklanıyor. Yine 2023'te izleyici ile buluşan sanatçı 'Olağan Durumlarda Olağanüstü Hisler' başlıklı sergisinde su, resim, video ve seramik gibi farklı malzemeler bir arada kullanmıştı. Bu sergide Şarman kalıplara sığdırılmaya çalışan alışkanlık, ilişki kısacası insana dair her unsuru irdelemişti. Şarman'ın son sergisinde 'Sığ Kıyı, Derin Kuyu'da da yüzeyde olanla derinlerde gizli kalanın ortaya çıkarılmasını görüyoruz.

'Sığ Kıyı, Derin Kuyu'yu Eda Şarman ile konuştuk.

Serginizin ismi 'Sığ Kıyı, Derin Kuyu.' Bu iki imgeyi merkeze alma fikri nasıl doğdu?
Kıyı ve kuyu, benim için sadece coğrafi değil; aynı zamanda düşünsel, tarihsel ve kültürel geçitler. Kıyı; geçici, kaygan, sabitlik ve akışkanlık arasında salınan bir eşik. Sularla karaların buluştuğu, sınırın çözüldüğü bir temas alanı. Kuyuysa derine inen, çoğu zaman görünmeyenle yüzleşmeye zorlayan bir yapı. İkisinin de ortak noktası, bizi bildiğimiz şeylerin dışına, başka bir farkındalığa taşıyabilecek eşiği barındırıyor olması. Bu nedenle bu imgeler serginin omurgasını oluşturdu.

Kıyıda Eda

Kıyıda, 2025, Tuval üzerine akrilik

Suyun kendisi de sergide neredeyse bir karakter gibi. Sizi suya yönlendiren şey neydi?
Su, bana göre hem metaforik hem somut olarak hafızanın taşıyıcısı. Bedensel, duygusal, jeopolitik… Su her şeye sızabiliyor. Aynı zamanda görünmeyen bilgilerin, bastırılmış seslerin, unutulmuş hikâyelerin mekânı. Bu sergide, suya sadece bir içerik değil; bir özne gibi davrandım. Özellikle insan-olmayan varlıklarla kurduğumuz ilişkilere odaklanırken suyu hem geçiş hem de karşılaşma aracı olarak düşündüm.

Kuyu

Kuyu, 2025, Seramik

'Kuyu' adlı seramik işiniz, hem biçim hem anlam olarak serginin merkezine oturuyor gibi. Bu çalışmayı biraz açar mısınız?
“Kuyu” fiziksel olarak sade bir form ama içeriği çok katmanlı. Geleneksel anlamda kuyu, suya ulaşmak için kazılan bir yapı ama aynı zamanda toprağa hükmetme arzusunun da bir sembolü. Tarih boyunca eril bir müdahalenin, doğayla ilişkilenme biçiminin nesnesi oldu. Ben bu kuyuyu yeniden düşünmek istedim. Onu hem kutsallıktan hem araçsallaştırılmadan arındırarak, suyun sesine kulak veren, içe bakan bir nesneye dönüştürdüm. İçinin görünmezliği önemli: izleyiciyi merakla, belki de huzursuzlukla baş başa bırakıyor.

Gölge Oyun Eda Şarman

Gölge Ayna, 2025, Tuval üzerine akrilik

'Gölge Ayna' ve 'Kıyıda' gibi tuval çalışmalarınızda ise hem soyut hem organik bir dil kullanıyorsunuz. Bu resimlerde sizi yönlendiren duygu neydi?
Tuval üzerinde çalışmak, benim için düşünsel bir titreşim yaratmak gibi. 'Gölge Ayna'da su yüzeyinin hem yansıtıcı hem de yanıltıcı doğasıyla ilgilendim. Görünenle görünmeyen arasındaki gerilimle... “Kıyıda” ise daha çok sınır deneyimine odaklanıyor: nerede karadayız, nerede suda? Bu ayrım gerçekten var mı? Bu resimler, izleyiciyi sabit bir bakıştan uzaklaştırmaya, akışkanlıkla düşünmeye davet ediyor.

Sulu Kale Eda Şarman

Sulu kale, 2025, kumlu seramik

'Sulu Kale' ve 'Kumsal Paspas' gibi işlerde oyunla hafızayı birleştiriyorsunuz gibi hissettim. Bu iki eserin doğuş süreci nasıldı?
Güzel gözlem. 'Sulu Kale', çocukken kumdan kale yaparken hissettiğimiz geçicilik duygusuyla doğrudan ilişkili. Hem korunma arzusu hem de kırılganlık. 'Kumsal Paspas' ise kıyının gündelik temasıyla ilgileniyor. Kum, ayağa dolanır, silinir, iz bırakır. Kumaş üzerine baskı kullanmamın nedeni de o izleri taşıyabilir bir yüzey yaratmak istememdi. Her ikisi de bireysel hafızayla kolektif doğa deneyimi arasında bir bağ kuruyor.

Kumsal Paspas

Kumsal paspas, 2025, Kumaş üzerine baskı

'Su hissi' adlı işinizde ise sesi kullanıyorsunuz.
'Su hissi', duyulmayanı duyulur kılmakla ilgili bir iş. Su her zaman akmaz, bazen sadece titreşir. Bu işte frekansla çalışan bir ses sistemi var. İzleyici yaklaştıkça, sesi değil ama titreşimi duyumsuyor. Bedende hissedilen bir su hali yaratmak istedim. Su, burada sözel ya da görsel değil; bedensel bir deneyime dönüşüyor.

'Su Altında Otoportre' veya 'Pareidolia' gibi işler, izleyiciye kendi bakışını sorgulatıyor gibi. Bu tür çalışmalarda nasıl bir düşünceyle yola çıktınız?
Sergideki birçok iş, doğrudan anlatmaktan çok çağrıştırmak istiyor. “Sualtında otoportre”, kendine bakmanın bir biçimi olarak suyu kullanıyor. Yüzey bozuk, görüntü bulanık; ama belki de bu hâliyle daha dürüst. “Pareidolia” ise örüntü arama eğilimimize gönderme yapıyor. İnsan zihni, tanıdık bulmak ister; ama bazen baktığımız yerdeki şey, tanıdığımız bir şey değildir. Bu belirsizlik hissiyle izleyiciye alan açmak istedim.

Üç Adam

Üç Adım, 2025, Seramik sütun

Karahantepe'de 11 bin yıllık heykel bulundu: Bakan Ersoy duyurdu
Karahantepe'de 11 bin yıllık heykel bulundu: Bakan Ersoy duyurdu
İçeriği Görüntüle

Sergi bir yandan da doğaya yönelik eril tahakküm biçimlerini sorguluyor. Bu katmanı nasıl yapılandırdınız?
Kuyudan başlayarak, doğaya müdahale biçimlerinin tarihsel kökenlerine baktım. Sondaj, kanalizasyon, baraj... Bunlar hep bir egemenlik hikâyesi anlatıyor. Oysa doğayla ilişki kurmanın başka yolları da var. Dinlemek, birlikte var olmak, dönüşmek… Sergi, bu bakışın mümkün olduğunu hatırlatmaya çalışıyor.

Ekofeminist bakış açısı pratiğinizin önemli bir parçası. Bu yaklaşımı sanatınızla nasıl buluşturuyorsunuz?
Ekofeminizm benim için hem bir duyarlılık hem bir pozisyon. İnsanı merkeze koymayan, diğer varlıklarla birlikte düşünmeyi öneren bir yerden bakıyorum. Sergideki her işte bu bakış var: suyla, taşla, sesle, yosunla, kumla, kuşla konuşmaya çalışmak gibi. Onları temsil etmekten çok, onlarla ilişkilenmenin yollarını arıyorum.

Pareidolia Veya Örüntü Arama Eda Şarman

Pareidolia veya örüntü arama, 2025 Ahşap panel üzeri boya

Serginizin izleyiciyle nasıl bir ilişki kurmasını istersiniz?
Bu sergi bir davet gibi: dinlemeye, yavaşlamaya, titreşimlere kulak vermeye. İnsanmerkezci düşünce biçiminden biraz uzaklaşıp, bildiğimiz dünyanın sınırlarında dolaşmaya... Kıyıda ve kuyuda karşılaşmalar yaşanmasını istiyorum. Serginin tamamı bir eşik; onu geçip geçmemek izleyiciye kalıyor.

Son olarak, bu süreçte sizi en çok etkileyen ya da dönüştüren ne oldu?
Göremediğim ama varlığına inandığım şeylerle çalışmak. Bazen en çok etki eden şey, en az görünür olan. Bunu hissedince işlerimin yönü de değişti. Belki bu yüzden sergi de bir görünmeyene kulak verme denemesi haline geldi.

Su Yaratığı Eda Şarman

Su Yaratığı, 2025, Tuval Üzerine Akrilik

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar