Enerji piyasalarında yaşanan fiyat hareketliliği, akaryakıttan doğal gaza ve elektrikten yenilenebilir enerji yatırımlarına kadar enerji sektörünün farklı alanlarını etkiliyor.
Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Genel Başkanı Oğuzhan Akyener, uluslararası piyasalardaki yükselişin nedenlerini ve Türkiye'deki enerji fiyatlarına olası yansımalarını değerlendirirken, arz güvenliği, yenilenebilir enerji, enerji depolama ve elektrikli araçların artan tüketim üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Enerji fiyatlarındaki yükselişin faturalara nasıl yansıyacağının fatura türlerine göre farklı değerlendirilmesi gerektiğini belirten Oğuzhan Akyener, uluslararası piyasalarda ciddi bir fiyat yükselişi yaşandığını söyledi. Bu artışın özellikle arz-talep dengesizliğinden kaynaklanmadığını vurgulayan Akyener, “Halen arz talebi karşılayabilecek kabiliyette” dedi.
Birçok soruna ve Hürmüz Boğazı'ndaki kesintilere rağmen arzın talebi karşılayabildiğini belirten Akyener, fiyatlardaki ivmenin jeopolitik risk priminden kaynaklandığını ifade etti. Navlun bedellerindeki yükselişin de uluslararası enerji trafiğini, özellikle petrol ve petrol ürünleriyle ilgili taşımacılığı olumsuz etkilediğini aktardı.
Akaryakıt ürünlerinde farklı oranlarda artış yaşanıyor
Bu gelişmelerin öncelikle ham petrol, ardından dizel ve jet yakıtı gibi ürünlerin fiyatlarında ciddi yükselişlere neden olduğunu belirten Akyener, bazı ürünlerdeki artış oranlarının diğerlerinden daha yüksek seviyelere çıktığını söyledi.
Jet yakıtındaki yükselişin dizel ve ham petrol fiyatlarındaki artış oranlarının üzerine çıktığını aktaran Akyener, dizel fiyatlarının da benzin fiyatlarına kıyasla daha yüksek oranda yükseldiğini ifade etti. Bu değişimlerin enerji türlerinin farklı kalemlerinde farklı dalgalanmalara neden olduğunu belirten Akyener, Rusya-Ukrayna savaşı ve savaş nedeniyle Karadeniz'deki enerji trafiğinin aksaması gibi süreçlerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi. Tüm bu gelişmelerin genel olarak farklı enerji kalemlerinde fiyat artışına neden olduğunu kaydetti.
Türkiye perspektifinden değerlendirme yapan Akyener, “Akaryakıt fiyatları, elektrik ve doğal gaz anlamında Türkiye, Avrupa Birliği'ndeki birçok ülkeden çok daha uygun fiyatla enerji arz edebilen bir ülke” dedi. Enerji fiyatlarındaki yükselişin akaryakıt piyasalarını doğrudan etkilediğini belirten Akyener, dizelde eşel mobil sisteminin belli bir kademe sürecine bağlandığını söyledi.
Eşel mobil sisteminin devre dışı kaldığını belirten Akyener, artış süreçlerinin piyasalardaki dalgalanmaları doğrudan yansıtacak şekilde modellendiğini ifade etti. Vergi anlamında ise eşel mobil kayıplarının dizele parça parça yansıtılmasıyla ilgili bir politika izlendiğini aktardı. Gelinen noktada dizel fiyatlarının Türkiye'de neredeyse yüzde 10'a yakın oranda artış gösterdiğini belirten Akyener, bu yükselişin yakın zamanda uluslararası dizel fiyatlarında yaşanan dalgalanmadan kaynaklandığını söyledi.
Doğal gaz tarifelerinde yükseliş henüz fiyatlara yansımadı
Benzinde eşel mobil sisteminin hâlâ geçerli olması nedeniyle daha kontrollü bir süreç yaşandığını belirten Akyener, spot piyasalardaki doğal gaz fiyatlarının yükseldiğini ancak Türkiye'deki doğal gaz fiyatlarının uzun vadeli kontratların fiyatlarıyla birlikte şekillendiğini ifade etti. Özellikle sanayicilere, çevrim santrallerine ve konutlara uygulanan doğal gaz tarifelerine henüz bir fiyat yansıması olmadığını belirten Akyener, “Ama uzun vadede eğer bu yükseliş dalgalanmaları devam ederse oralarda da biz etkisini göreceğiz” diye konuştu.
Bunun yanı sıra elektrik fiyatları açısından değerlendirildiğinde, ham petrol fiyatlarındaki artıştan ziyade doğal gaz ve kömür fiyatlarındaki yükselişlerin süreci doğrudan etkileyebildiğini belirten Akyener, Türkiye'de yenilenebilir elektrik üretim oranlarının bir hayli yükseldiğini söyledi. Bunun Türkiye'nin süreci çok daha rahat yönetebilmesi anlamına geldiğini ifade eden Akyener, navlun fiyatlarındaki artışın kömür maliyetlerini, özellikle ithal kömürden üretilen elektrik için tedarik giderlerini yükselttiğini aktardı.
Doğal gaz tarafında ise spot piyasalardaki yükselişin bu alandaki fiyatları artırdığını belirten Akyener, uzun vadeli kontrat yerine spot piyasadan doğal gaz alarak elektrik üreten çevrim santrallerinin maliyetlerinin de bu durumdan etkilendiğini söyledi. Gün öncesi piyasası açısından elektrikte de bir yükseliş ve ivmelenme yaşandığını belirten Akyener, ancak şu an için çok yüksek oranlarda bir etkinin hissedilmediğini ifade etti.
Arz güvenliğini güçlendirmek için atılması gereken adımlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akyener, Türkiye'nin bu alanda bölgedeki en başarılı ülkelerden biri olduğunu dile getirdi. Türkiye'nin arz güvenliği konusunda yaşadığı sorunun neredeyse yok denecek kadar az olduğunu kaydeden Akyener, hacimsel açıdan bakıldığında enerji tedarikinde herhangi bir sorun bulunmadığını vurguladı. Arz güvenliğinin Türkiye açısından daha çok fiyatlar üzerinden hissedildiğine dikkat çeken Akyener, dolar kuru, yüksek enflasyon ve alım gücündeki düşüşün özellikle bireysel tüketiciler üzerindeki bu etkiyi artırabildiğini aktardı.

Enerji altyapısının güçlendirilmesi için yatırımlar sürüyor
Türkiye'nin arz güvenliği alanında enerji tesislerinin kapasitesini artırması, farklı tedarik anlaşmaları yapması, doğal gaz depolama kabiliyetlerini geliştirmesi ve yurt içinde petrol ile doğal gaz üretim projelerine ağırlık vermesi gibi adımların öne çıktığını belirten Akyener, yeni keşifler ve uzun vadeli tedarik anlaşmalarının da bu sürece katkı sağladığını kaydetti. Elektrik sisteminin güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji yatırımlarına ağırlık verilmesi ve Akkuyu Nükleer Santrali gibi entegre projelerle Türkiye'nin arz güvenliği altyapısının önemli ölçüde geliştirildiğini vurguladı.
Buna rağmen fosil yakıtların genel enerji denklemindeki payının ve bu kaynaklarda dışa bağımlılık oranının hâlâ yüksek olduğunu belirten Akyener, “Şu an yaklaşık yüzde 70'in üzerinde halen Türkiye'de bir dışa bağımlılık oranı var. Hatta yüzde 75'ler civarında diye hatırlıyorum” dedi.
Akyener, bağımlılık oranının arz güvenliği üzerindeki etkisine ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Bu bağımlılık oranı Türkiye'nin arz güvenliğini bir taraftan tehdit eder gibi gözükse de Türkiye yaptığı anlaşmalar ve tesis altyapılarıyla fiziki anlamda arz güvenliği sorununu çözmüş durumda. Ama tabii enerji ithalat oranının hala yüksek olması ve buna bağlı olarak dolar kuruyla alakalı sorunlar Türkiye'nin arz güvenliğini fiyat ve ekonomik anlamda tehdit ediyor”
Bu kapsamda Türkiye'nin doğal gazdaki depolama kapasitesini daha da artırabileceğini belirten Akyener, şebeke yatırımlarının genişletilmesinin de önemli olduğunu kaydetti. Böylece yenilenebilir enerji hedeflerine daha kontrollü şekilde ulaşılabileceğini ifade etti.
Enerji verimliliği konusunda birçok projenin hayata geçirildiğini hatırlatan Akyener, bu çalışmaların sürdürülmesi gerektiğini söyledi. Türkiye'de enerji finansmanı açısından bazı sorunların bulunduğuna değinen Akyener, daha fazla finansmana ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Daha büyük miktarlardaki finansmanın Türkiye'ye çekilmesi ve ülkenin enerji merkezi olma hedefinin güçlendirilmesinin önemine işaret eden Akyener, yurt dışında petrol ve doğal gaz alanındaki girişim ve yatırımlara da müdahil olunmasının önem taşıdığını kaydetti.
Yenilenebilir enerjide 2035 hedefi 120 gigavat olarak belirleniyor
Türkiye'nin yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlarında son dönemde önemli bir hızlanma yaşandığını belirten Akyener, elektrik kurulu gücünün yarıdan fazlasının yenilenebilir kaynaklardan oluştuğunu, özellikle rüzgâr ve güneş enerjisinde ciddi bir ivme yakalandığını dile getirdi.
Türkiye'nin 2035 yılına kadar rüzgâr ve güneş kurulu gücünün toplamda 120 bin megavata ulaştırılmasını hedeflediğini aktaran Akyener, bu hedefin elektrik üretiminde fosil yakıtların payının azaltılması açısından önem taşıdığını söyledi. Bu süreçte batarya ve depolama teknolojilerine yönelik yatırımların da artırılması gerektiğine işaret eden Akyener, 2035'e kadar 7,5 gigavat kapasitesinde depolama tesisi kurulmasının planlandığını kaydetti. Finansal imkânların ve ilgili teknolojilerin maliyetlerindeki düşüşün söz konusu hedeflerin gerçekleşme sürecinde belirleyici olacağını ifade etti.
Mevcut durumda rüzgâr ve güneş enerjisinde toplam kurulu gücün 42,5 gigavata yaklaştığını belirten Akyener, önümüzdeki 9 yılda çok büyük yatırımlar yapılması gerektiğini söyledi. Tüm yatırımların hedeflenen ölçüde gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine ilişkin ise “Yani tam anlamıyla başarılmasa da ben en azından yüzde 50-60 oranında bir başarı bekliyorum bu politikada dahil” değerlendirmesinde bulundu.
Güneş ve rüzgâr enerjisinde Türkiye'nin geldiği noktaya ilişkin Akyener, ülkenin 10 yıl öncesine kıyasla önemli ölçüde ilerleme kaydettiğini söyledi. Haziran 2026 sonu itibarıyla Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre Türkiye'nin elektrik kurulu gücünün 126 gigavata ulaştığını aktaran Akyener, güneş enerjisinin 27 gigavat ile toplam kurulu güç içindeki payının yüzde 21'e, güneş ve rüzgârın toplam kurulu gücünün ise 42,4 gigavat ile yüzde 33'e yükseldiğini belirtti.

Yenilenebilir kaynakların kurulu güçteki payı yüzde 62'ye ulaştı
Yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu güçteki payının 78,8 gigavat ile yüzde 62'ye ulaştığına dikkat çeken Akyener, üretim tarafında da önemli bir değişim yaşandığını ifade etti. 2026'nın ilk yarısında yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretiminin payının yüzde 47'den yüzde 61 seviyesine yükseldiğini kaydeden Akyener, bunun önemli bir adım olduğunu vurguladı. Enerji dönüşümünün yalnızca elektrik üretimi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini dile getiren Akyener, genel enerji denkleminde yenilenebilir kaynakların payının halen düşük olduğunu söyledi. Enerji dönüşüm süreçleri ve benzeri gelişmelerin ise mevcut dengelerde değişime yol açabildiğini belirtti.
Enerji depolamanın önemine değinen Akyener, elektrifikasyon sürecinin ilerlemesi ve rüzgâr ile güneş gibi temiz enerji kaynaklarının elektrik sistemindeki payının artırılması için depolama kapasitesinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Doğal gazda da depolamanın kritik olduğunu belirten Akyener, uluslararası piyasalarda ham petrol arzında yaşanan sıkıntılar ve fiyat artışlarının, petrol stoklarının ve depolama kabiliyetlerinin artırılmasının önemini tüm dünyaya gösterdiğini aktardı.
Rüzgâr ve güneş enerjisinde depolama öne çıkıyor
Petrol ve doğal gaz alanındaki depolama kapasitesinin geliştirilmesinin uzun süredir bilinen bir gereklilik olduğunu ifade eden Akyener, enerji dönüşümünün hızlanmasıyla birlikte rüzgâr ve güneş enerjisinin elektrik şebekesindeki ağırlığının artmasının dengeleri farklı bir noktaya taşıdığını dile getirdi. Rüzgâr ve güneşin her zaman emre amade kaynaklar olmadığına dikkat çeken Akyener, güneş olduğunda güneşten, rüzgâr olduğunda ise rüzgârdan elektrik üretilebildiğini, bu kaynakların kapasite faktörlerinin ise düşük olduğunu söyledi.
Elektrik tüketiminde en yüksek talebin yaşandığı saatlerin genellikle akşam dönemine denk geldiğini belirten Akyener, bu saatlerde Güneş Enerjisi Santralleri (GES) ve Rüzgâr Enerjisi Santralleri (RES) üzerinden elektrik üretiminin azalabildiğini ifade etti. Böyle bir durumda ya doğal gaz santralleri gibi istenilen zamanda devreye alınabilen kaynakların kullanılması ya da güneş ve rüzgâr enerjisinden daha etkin yararlanabilmek için depolama kapasitesinin artırılması gerektiğini kaydetti.
Elektrikli araçlar başta olmak üzere enerji dönüşümü ve elektrifikasyon süreçlerinin elektrik şebekesine yoğun yük bindirdiğini vurgulayan Akyener, bu sürecin yönetilmesinin kolay olmadığını söyledi. Depolama kapasitesinin geliştirilmemesi halinde enerji dönüşümü ve elektrifikasyondaki hızlı ilerlemenin mümkün olmayacağını belirten Akyener, depolamanın artık enerji sektörünün bütün alanlarında kritik bir konuma ulaştığını ifade etti.
Doğal gazda dışa bağımlılığı azaltmak için üretim artırılmalı
Doğal gazda dışa bağımlılığın azaltılabilmesi için iki temel yol bulunduğunu belirten Akyener, tüketimin düşürülmesi veya yeni kaynakların keşfedilerek üretime kazandırılması gerektiğini söyledi. Karadeniz'de gerçekleştirilen doğal gaz keşfinin ve yurt içindeki girişimlerin Türkiye açısından önemli bir adım olduğunu vurgulayan Akyener, Karadeniz gazının tam kapasiteyle üretime alınması halinde dahi ülkenin doğal gaz tüketiminin yaklaşık yüzde 15 ila 20'sini karşılayabileceğini ifade etti.
Karadeniz gazının Türkiye için büyük bir kazanım olduğunu ancak tek başına yeterli olmayacağını dile getiren Akyener, dışa bağımlılığın azaltılması için yurt dışında yeni kaynakların üretime dahil edilmesinin veya farklı enerji kaynaklarına yönelerek doğal gaz tüketiminin azaltılmasının da gerektiğini aktardı. Türkiye'nin bu alanların tamamında çalışmalar yürüttüğünü belirten Akyener, tüketimi azaltmaya yönelik adımlar atılmasına rağmen doğal gaz kullanımının artmaya devam ettiğini söyledi. Öte yandan yeni keşifler ve yurt dışındaki enerji girişimleri konusunda Türkiye'nin yoğun bir çaba gösterdiğini kaydetti.
Nükleer enerji gelecekte daha önemli hale gelecek
Nükleer enerjinin gelecekteki konumuna ilişkin öngörülerini paylaşan Akyener, TESPAM tarafından hazırlanan projeksiyonların, mevcut teknolojik dönüşümler, enerji dönüşümü hedefleri, karbon emisyonlarının azaltılması ve maliyetler birlikte ele alındığında nükleer enerjinin Türkiye'nin gelecekteki en önemli enerji ve elektrik üretim kaynaklarından biri haline geleceğini gösterdiğini söyledi.
Türkiye'nin bu doğrultuda Akkuyu Nükleer Santrali ölçeğinde 9 santrale daha ihtiyaç duyabileceğini belirten Akyener, gelecekte oluşacak talebin bu kapasiteyi destekleyeceğini ifade etti. Bununla birlikte mevcut kapasitenin üzerinde mikro ve modüler reaktör teknolojilerinin de enerji sisteminde yer almasının öngörüldüğünü aktardı.

Nükleer enerjinin Türkiye açısından kritik bir konumda bulunduğunu vurgulayan Akyener, enerji dönüşümü, yapay zekâ ve elektrifikasyon gibi gelişmelerin nükleer enerjiyi geleceğin enerji sisteminin merkezine taşıdığını dile getirdi.
Elektrikli araçların elektrik tüketimi üzerinde ciddi bir yük oluşturduğunu belirten Akyener, kendi tüketimi üzerinden yaptığı hesaplamayı örnek gösterdi. Elektrikli araç kullanmadığını ifade eden Akyener, “mesela bir Togg alsam” Ankara'da dizel aracıyla şehir içinde yaptığı kilometre kadar yol kat etmesi durumunda, konutundaki elektrik tüketiminin yaklaşık üç katına çıkacağını söyledi. Şehirler arası yolculukların da hesaba katılması halinde bu ilave tüketimin, mevcut elektrik tüketiminin 3 ila 6 katına ulaşabileceğini belirtti.
Elektrikli araçlar enerji altyapısına ek yük getirecek
Elektrikli araç kullanımındaki artışın konutlardaki elektrik tüketiminin de önemli ölçüde yükselmesi anlamına geleceğini dile getiren Akyener, bu durumun trafo kapasitelerinin yenilenmesini ve elektrik talebini karşılayacak yeni üretim projelerinin hayata geçirilmesini gerektirebileceğini aktardı.
Artan ihtiyacın yüz milyarlarca dolarlık ilave yatırım gerektirebileceğine işaret eden Akyener, elektrikli araçların belirli bir noktadan sonra oluşturduğu ek yük nedeniyle maliyetler açısından enerji dönüşüm sürecini önemli ölçüde zorlaştırabileceğini ifade etti.





