Engelliler Haftası’nda, engelli bireylerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin önemli başlıklardan biri olan emeklilik sistemi yeniden tartışılıyor. 15 Ocak 2025’te yürürlüğe giren yeni düzenlemeyle birlikte, engelli emekliliğinde yıllardır temel dayanak olarak kabul edilen vergi indirim sistemi kaldırıldı ve süreç SGK’nın “çalışma gücü kaybı” değerlendirmesine bağlandı. Hak temelli bir güvence olarak görülen emeklilik hakkına erişimde yaşanan bu değişim, birçok engelli birey için belirsizlik, daha fazla bürokrasi ve daha uzun bekleyiş anlamına geliyor. Özellikle daha önce mevcut raporlarıyla emeklilik planı yapan kişiler açısından yeni sistem, kazanılmış beklentilerin yeniden sorgulanmasına neden olmuş durumda.

Yeni uygulamayla birlikte yalnızca başvuru koşulları değil, engelli bireylerin emeklilik sonrası hak güvencesine dair algısı da değişiyor. Mevcut sağlık raporlarının yeniden değerlendirilmesi, yeni hastane sevkleri, kontrol muayenesi ihtimali ve aylığın devamına ilişkin artan belirsizlikler, pek çok kişi için süreci daha kırılgan hale getiriyor. Sosyal devletin temel yükümlülüklerinden biri olarak görülen sosyal güvenlik hakkının, özellikle yaşam boyu sağlık, bakım ve istihdam zorluklarıyla mücadele eden engelli bireyler açısından daha öngörülebilir ve erişilebilir olması gerektiği yönündeki çağrılar dile getirilirken Türkiye Sakatlar Derneği Proje Koordinatörü Coşkun Gök, yeni düzenlemenin sahadaki yansımalarını ve engelli bireyler açısından doğurduğu riskleri 24 Saat’e değerlendirdi.

Engelliler Konfederasyonu Proje Koordinatörü Coşkun Gök

“Bu yalnızca teknik bir değişiklik değil”

Vergi indirim sisteminin kaldırılmasının engelli bireylerde en çok “kazanılmış beklenti” duygusunu sarstığını belirten Gök, yıllardır 2008 Ekim öncesi 4/a sigortalılar açısından engelli emekliliğinin ana kapısının Hazine ve Maliye Bakanlığı üzerinden alınan vergi indirim belgesi olduğunu hatırlattı. SGK Genelgesi’nde de 15 Ocak 2025’ten sonra başvuranlara vergi indirimine dayalı eski hükümler kapsamında aylık bağlanmayacağının açıkça düzenlendiğini vurgulayan Gök, şunları kaydetti:

22 Temmuz 2026 Borsa İstanbul BIST 100 Endeksi güne yükselişle başladı! Sektör endekslerinde son durum ne?
22 Temmuz 2026 Borsa İstanbul BIST 100 Endeksi güne yükselişle başladı! Sektör endekslerinde son durum ne?
İçeriği Görüntüle

"Yıllardır 2008/Ekim öncesi 4/a sigortalılar açısından engelli emekliliğinin ana kapısı, Hazine ve Maliye Bakanlığı üzerinden alınan vergi indirim belgesiydi. 15 Ocak 2025 sonrası ise bu belge, yeni başvurular bakımından tek başına emeklilik hakkı doğuran belirleyici belge olmaktan çıktı. Süreç SGK’nın çalışma gücü kaybı değerlendirmesine bağlandı. Bu değişim yalnızca teknik bir kurum değişikliği değildir. Engelli bireylerin yıllar boyunca planladığı emeklilik takvimini, prim hesabını ve hakka erişim beklentisini doğrudan etkileyen bir sistem kırılmasıdır. SGK Genelgesi’nde de 15/1/2025 tarihinden sonra başvuranlara vergi indirimine dayalı eski hükümler kapsamında aylık bağlanmayacağı açıkça düzenlenmiştir."

Aynı rapor, farklı sonuçlar doğurabilir

Yeni sistemde belirleyici unsurun artık “engel oranı” değil, “çalışma gücü kaybı” değerlendirmesi olduğunu söyleyen Gök, bunun aynı sağlık raporuna sahip bireyler için farklı sonuçlar yaratabileceğine dikkat çekti:

“Eski sistemde vergi indirimi açısından temel belirleyici unsur engellilik oranıydı. Yeni sistemde ise SGK sağlık kurullarının çalışma gücü kaybı tespiti esas alınmaktadır. Bu nedenle örneğin yüzde 40 ve üzeri engelli raporu bulunan bir kişinin otomatik olarak aynı oran üzerinden emeklilik hakkına erişeceği söylenemez.”

Değerlendirmenin artık rapordaki oran yerine kişinin çalışma gücündeki kayıp düzeyine odaklandığını belirten Gök, özellikle birden fazla tanısı olan, kronik hastalığı bulunan ya da eski sistemde Balthazard yöntemiyle oranı yükselen bireyler açısından bunun daha sınırlayıcı sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

“Değerlendirme, kişinin sağlık raporundaki orandan çok SGK mevzuatı bakımından çalışma gücünde hangi düzeyde kayıp bulunduğuna odaklanmaktadır. Bu da özellikle birden fazla tanısı olan, kronik hastalığı bulunan veya engel oranı eski sistemde Balthazard yöntemiyle yükselen kişiler açısından daha sınırlayıcı sonuçlar doğurabilmektedir. Yeni düzende yüzde 40–49 çalışma gücü kaybı için 18 yıl ve 4100 gün; yüzde 50–59 çalışma gücü kaybı için ise 16 yıl ve 3700 gün şartı uygulanmaktadır. Bu da emeklilik hakkını daha fazla zorlaştıran bir durum yaratmıştır.”

Yeni rapor, yeni muayene, daha uzun bekleyiş

SGK’nın mevcut raporları yeterli görmeyerek kişileri yeniden hastaneye sevk edebilmesinin de süreci ağırlaştırdığını belirten Gök, bunun engelli bireyler üzerinde fiziksel, psikolojik ve ekonomik yük yarattığını söyleyerek şöyle konuştu:

“Engelli bireyler açısından sağlık raporu almak zaten başlı başına fiziksel, psikolojik ve ekonomik yük oluşturan bir süreçtir. Yeni uygulamada kişinin elinde daha önce alınmış engelli sağlık kurulu raporu veya vergi indirim belgesi bulunsa bile, SGK çalışma gücü kaybı tespiti için yeniden değerlendirme süreci işletebilmektedir.”

Bu durumun kişilerin yeniden hastaneye gitmesi, farklı branşlarda muayene olması, rapor beklemesi ve gerekirse itiraz yoluna başvurması anlamına geldiğini belirten Gök, “Bürokratik yük yalnızca belge sayısının artmasıyla değil, sürecin öngörülemez hale gelmesiyle de büyümüştür” dedi.

“Emekli oldum ama hakkım elimden alınabilir” kaygısı

Yeni uygulamayla birlikte kontrol muayenesi ihtimalinin de daha görünür hale geldiğini ifade eden Gök, bunun emekli aylığının sürekliliği konusunda ciddi bir güvencesizlik yarattığını söyledi. Gök, genelgeye göre kontrol muayenesinde engel oranı yüzde 40’ın altında belirlenenlerin ya da yeni dereceye göre aylık alma koşullarını sağlamayanların aylıklarının kesilebildiğini hatırlatarak, bunun engelliler için ciddi bir belirsizlik anlamına geldiğini belirtti:

"Kontrol muayenesinin daha görünür hale gelmesi, emekli aylığının sürekliliği konusunda ciddi bir güvencesizlik algısı yaratmaktadır. Engelli birey açısından emeklilik aylığı yalnızca gelir değildir, aynı zamanda sağlık, bakım, barınma ve bağımsız yaşam planlamasının temel dayanaklarından biridir. Kontrol muayenesi sonucunda engel oranının ya da hak kazanma koşullarının farklı değerlendirilmesi halinde aylığın kesilebilmesi, kişide “emekli oldum ama bu hak her an elimden alınabilir” duygusu yaratmaktadır. Bu durum özellikle süreğen, ilerleyici veya dalgalı seyreden hastalıklarda daha ağır hissedilmektedir. Genelgeye göre kontrol muayenesinde engel oranı yüzde 40’ın altında belirlenenlerin veya yüzde 40’ın üzerinde olsa bile yeni dereceye göre aylığa hak kazanma koşullarını sağlamayanların aylığı kesilebilmektedir. Ayrıca kontrol muayenesi sonucunda aylık bağlanmasına esas engellilik halinin devam etmediğine karar verilirse aylığın kesileceği de düzenlenmiştir. Bütün bunlar emeklilik hakkını kazanmış olsalar dahi engelliler için büyük bir belirsizlik yaratmaktadır."

“Raporum var” demek artık yeterli değil

Yeni sistemde sigortalılık süresi ve prim gününün de çok daha kritik hale geldiğini belirten Gök, özellikle yüzde 50–59 çalışma gücü kaybı için öngörülen 16 yıl ve 3700 gün şartına dikkat çekti. Sigorta başlangıcı, prim günü, sigortalılık statüsü ve başvuru tarihinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Gök, özellikle eski sisteme göre plan yapan kişiler için yeni sistemin ciddi bir belirsizlik yarattığını ifade ederek şöyle devam etti:

"Sigortalılık süresi ve prim günü şartlarının daha kritik hale gelmesi, başvuru yapacak kişilerin yalnızca rapora değil, çalışma gücü kaybı derecesiyle birlikte prim ve süre hesabına da odaklanmasını zorunlu kılmıştır. Özellikle yüzde 50–59 çalışma gücü kaybı için öngörülen 16 yıl ve 3700 gün eşiği, ilk bakışta erişilebilir görünse de kişinin SGK tarafından bu aralıkta değerlendirilmesine bağlıdır. Kişi eski sistemde vergi indirim belgesiyle emeklilik planı yapmış olsa bile, 15 Ocak 2025 sonrasında başvuruyorsa artık hangi çalışma gücü kaybı aralığında değerlendirileceği belirleyici hale gelmektedir. yüzde 40–49 aralığına düşenler için şart 18 yıl ve 4100 güne çıkmaktadır. Bu nedenle başvuru yapacak kişilerin “raporum var” yaklaşımıyla değil, “sigorta başlangıcı, prim günü, statü, başvuru tarihi ve SGK sağlık kurulu değerlendirmesi” birlikte ele alınarak hareket etmesi gerekmektedir."

“Asıl zorlaşma belirsizlikte”

Sahadan yükselen “engelli emekliliği zorlaştırıldı” eleştirilerinin önemli ölçüde karşılık bulduğunu söyleyen Gök, asıl sorunun prim artışından çok sistemin daha dar ve daha kurumsal takdire açık hale gelmesi olduğunu vurguladı.

Asıl zorlaşma hakkın daha dar, daha tıbbi ve daha kurumsal takdire açık bir değerlendirme sistemine taşınmasından kaynaklanmaktadır. Vergi indirimi belgesine dayalı görece öngörülebilir sistemden, SGK sağlık kurulu ve çalışma gücü kaybı merkezli sisteme geçilmesi başvuru sahipleri açısından belirsizliği, yeniden rapor alma ihtimalini, itiraz süreçlerini ve aylığın kesilmesi riskini artırmıştır."

Uzun vadede bu düzenlemenin engelli bireylerin sosyal güvenlik hakkına erişimini daha seçici hale getirebileceğini söyleyen Gök, “Başvuru, sevk, rapor, itiraz ve kontrol muayenesi süreçlerinde engelli bireylerin hak kaybı yaşamaması için daha açık, erişilebilir ve öngörülebilir güvenceler oluşturulmalıdır” dedi.

Muhabir: Nur Yıldız