Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 81. BM Genel Kurulu'nda konuşuyor.
Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
Gazze’den Ukrayna ve Rusya’ya, İran’dan Lübnan’a 250 bin insan hayatını kaybetti. Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşandı. Yüz. Binlercesi doğduğu büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze’de son 3 yılda çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz, İsrail’İn devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı hala yıkıntı altında sevdiklerini arıyor. İsrail’İn saldırılarında ellerini ayaklarını kaybetmiş masum yavrular tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalışıyor. Gazze’deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70’ten fazlası şu anda hizmet veremiyor. Evlatlarının ve torunlaırnn üstüne titreyen bir baba ve dede olarak bu kürsüden bizim için vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım: Gazze bugün sadece dünyanın en büyük çocuk KABRİSTANI değildir aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk Ampute oranına sahip bölgedir. Gazze çağımızın en insanlık dışı temerküz kampıdır. Başkan Trump’ın gayretleri ve bizim de dahil olduğumuz ülkelerin çabaları sonucunda varılan ateşkesin sonunda bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1500’ü aşmıştır. İsrail hükümeti işgali durdurmaya yanaşmıyor. Batı Şeria’da ise yerleşimdi terörünün en ağır dönemi yaşanıyor. Kudüs’te müslüman ve hristiyanların kutsal mekanlara erişimi engelleniyor.
Değerli dostlarım bugün kalbşmle, kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın, gücenmesin. Bu Tayyip Erdoğan’In şahsi meselesi değildir. Bu insani bir meseledir. Vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmete doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Yüreğinde insanlık olan yüreğinde merhamet olan insaf ve vicdan sahibi hiçkimse bu tabloya gözlerini kapatamaz. Hepimizi sarsması gereken bu manzaranın anlattığı lşudur: Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan BM Güvenlik Teşkilatı bu görevi icra edemez hale gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. Teşkilat kan kaybetmeye devam etmektedir.
Eğer BM’ye olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa yapılması gerekenler bellidir. Gazze’de çocuklar güven içinde olacak, Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan’da çocuklar bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz geleceklerine güvenle bakacak. BM’ye güven ancak bu şekilde yenşiiden sağlanabilir.190’dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı kabul edelim ki ne adildir, ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi dünya 5’ten büyüktür ilkesine göre mutlaka reform edilmelidir.
Bir yandan hızlı gelişen teknolojiye ayak uydurmamız gerekirken diğer yandan daha adil bir düzenin inşası gibi meşakatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıyoruz. Bazı temel prensipleri sizlerle burada paylaşmak istiyorum. Uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Unutulmasın ki yapanın yanına kâr kaldığı, cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkumdur. İkinci olarak uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye ioalrak Karadeniz Tahil Koridoru gibi her konuda netice aldık. Üçüncü olarak işbirliğini ve açık diplomasiyi devletlerarası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz. Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyasetin kazananını olmadığını tarih bize pek çok defa göstermiştir. Dördüncü olarak gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışmadan geçtiğine inanıyoruz. Birbirin yollarla, ticaretle enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar eninde sonunda huzur ve istikrarda birleşecektir. Son olarak insan merkezli teknoloji anlayışını hakim kılarak teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki tekno kutuplaşma ve dijital hegemonya ne BM merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır.
Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmıyoruz. Attığımız her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışındayız. Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pksitan ve Suudi Arabistan’la kurduğumuz savunma ittifakı ile bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyoruz. Körfez’de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürütttüğümüz çabalarımız sürüyor. Çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını çiziyorum.
Gazze’de ise bir yıl evvel attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze’nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Sizleri İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya davet ediyorum. Filistin devletini boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin devletinin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz.
14 yıllık zulmün ardından Suriye 8 Aralık devrimiyle birlikte yeni bir yola girdi. Cumhurbaşkanı Şara’nın liderliğinde suriyebnin her türlü tahrike rağmen güvenli huzurlu bir ülke olma hedefine doğruilerdiğimni görüyoruz. Bu yolculukta kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz.
Irak’ta devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim dilmedi çabalarına desteğimiz tamdır. Bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak’la işbirliği içinde çalışıyoruz. Rusya Ukrayna savaşının ise Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesi samimi arzumuzdur. Karadenizde seyrüsefer elbniuyetinin yeniden tesisi ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz’de ticari gemilere yönelik son saldırıların kim tarafından yapılırsa yapılsın kabul edilemez olduğunu vurguluyorum.
Ege ve Doğu Akdeniz’de mevcut meselelerin iyi komşuluk ilkeleri temelinde ve uluslararası hukuka uygun bir biçimde çözülmesini arzu ediyoruz. Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz müşterek bir zemin oluşturulmasına katkı yapacaktır
Bu vesileyle BM Genel Kurullarında yaptığım çağrıyı bugün bir kez daha tekrarlıyorum: Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya davet ediyorum.
Türkiye gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı direnli ekonomisiyle adeta bir istikrar adası olmayı sürdürmektedir. Ülkemiz Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olarak kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir. Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut bir nişanesi olmuştur. Türkiye'nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa'nın daha güçlü daha güvenli olması mümkün değildir. Biz Avrupa Birliği ile geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Balkanlar bizim güçlü tarihi, kültürel ve beşeri bağımızın olduğu bir bölgedir. Güney Kafkasya'ya bakışımız da son derece nettir. Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ediyoruz. Ermenistan'la yürüttüğümüz normalleşme sürecini de kararlılıkla ilerletiyoruz.
Peşmir meselesi dahil tüm ihtilafların BM şartı ve ilgili kararları çerçevesinde diyalogla ele alınması önemlidir. Yapıcı hareket edildiği takdirde her türlü sorunun çözümü mümkündür. Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir. Sudan'da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına Somali'de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır. Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimizdir. Yeniden Asya girişimimizde Asya Pasifik'teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. Aynı şekilde Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz. Hepimiz rızkımızı yaşam kaynağımızı tabiattan alıyoruz. Dünyamız çevre ve iklim konsunda ciddi tehditlerin eşiğinde. Hava, su, toprak ve birçok canlı iklim değişikliğinden etkileniyor. Bu yıl kasım ayında Antalya'da COP31 Zirvesi'ne ev sahipliği yapacağız. Zirvede özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız. Avustralya'yla geliştirdiğimiz ortaklıkla COP31'in finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir uygulama, COP'u tüm dünyada birleştiğimiz bir birliktelik haline getirecektir. Sizleri COP31 Liderler Zirvesi'ne davet ediyorum.




