Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya'nın Sapanca ilçesinde gerçekleştirilen "AK Parti 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı"na katıldı. AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan yeni parti şarkısının dinletildiği toplantıda partililere hitap eden Erdoğan, kuruluş döneminden bu yana istişare kültürünü ve dikey-yatay iletişim kanallarını daima açık tuttuklarını vurguladı.
Konuşmasında "Biz ne kendi içimizde ne de milletimizle aracılarla konuşan, perdeyle konuşan bir kadro asla olmadık" diyen Erdoğan, siyasi hareketlerinin öz güvenli bir muhasebe geleneğine sahip olduğunu belirtti.
"Bu devlet belli bir zümrenin değil, 86 milyonun devletidir"
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bağının kurucu ve birleştirici gücüne dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkedeki hiçbir bireyin ötekileştirilemeyeceğini ifade ederek şu cümleleri kaydetti:
"Şunu bir defa çok açık ve net söylemek isterim: Bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip olan hiç kimse vatan toprağında misafir değildir. Kiracı, sığıntı, öteki ve üvey evlat değildir. Bilakis, hepsi de bu vatan toprağında mülk sahibidir, ev sahibidir, bu milletin asli unsurudur, bu milletin öz evladıdır. Yaşadığı coğrafya neresi olursa olsun, dedeleri nereden gelmiş olursa olsun, mezhebi, meşrebi, kökeni, görüşü, düşüncesi her ne olursa olsun, değil mi ki Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşıdır, o halde herkes kadar bu ülkenin, bu vatanın, bu devletin sahibidir. Ve bu devlet, bir zümrenin, bir kitlenin, belli bir grubun, belli bir grubun kökenin değil, bu topraklar üzerinde yaşayan 86 milyonun devletidir. 86 milyonun her bir ferdi bu devletin eşit derecede sahibidir."
"Geri kafalı fosiller çıkıyor başörtüsüne kin kusuyor"
AK Parti'nin geçmişten bu yana yürüttüğü hak ve özgürlük mücadelelerinin bazı çevrelerce "kutuplaştırma" olarak adlandırıldığını söyleyen Erdoğan, aslında bir "normalleşme" mücadelesi verdiklerini dile getirdi. Başörtüsü yasağı dönemlerine atıfta bulunan Erdoğan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
"Biz kadınlarla birlikte on yıllar boyunca tesettür mücadelesi verirken bir imtiyazın peşinde değildik. Bir ayrıştırmanın, kutuplaştırmanın peşinde değildik. Diğerlerini ötekileştirmenin, diğerlerinin özgürlüklerine müdahale etmenin peşinde asla değildik. Biz sadece normalleşmenin, eşitliğin, adaletin, böylece kaynaşmanın, böylece kucaklaşmanın peşindeydik. Şimdi zaman zaman marjinal, cahil, geri kafalı bazı fosiller çıkıyor, başörtüsüne, başörtülüye kin kusuyor. Nesli tükenmekte olan bu numuneler son derece üstenci bir dille, küstah bir eda ile güya kadınlara ders veriyor, kadınları aşağılıyor, tehdit ediyor. Türkiye bu meseleyi artık geride bırakmıştır. Türkiye bu meselede normalleşmiştir. Türkiye bu meselede eşitlik ve adalet çizisine gelmiştir. Başörtüsü anormal değildir, marjinal değildir, radikal değildir, ekstrem değildir, belli bir tarikatın, belli bir cemaatin veya ideolojinin sembolü hiç değildir. Yaşmağı, yazması, tülbendi, çarşafı, özellikle örtmesi, ehramı ve diğerleriyle başörtüsü bu toprakların normalidir, inşallah ebediyen de normali olacaktır. Bakın bu 'yeni normal' de değildir. Bu, tüm zamanların normalidir. Bin yıllık normalimizdir. Önümüze çıkan her meselede ilkemiz işte budur."
"Siyaset 'Aynılar aynı yerde' anlayışıyla yapılmaz"
Siyasetin ortak paydalarda buluşma erdemi gerektirdiğini aktaran Erdoğan, Cumhur İttifakı yapısını örnek göstererek muhalefet seçmenine yönelik mesajlar verdi:
"Siyaset, 'aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde' anlayışıyla yapılmaz. Siyaset uzlaşmaktır, konuşmaktır, müzakeredir, farklılıkları koruyarak ortak bir zeminde buluşma çabasıdır. Her meselede birebir aynı düşünmek mecburiyetinde değiliz. Ama ülkenin ve milletin menfaatine olan konularda bir araya gelmek, ortak bir paydada buluşma iradesini, bu erdemi göstermek zorundayız. Cumhur İttifakı çatısı altında, Milliyetçi Hareket Partisi ve değerli lideri Devlet Bahçeli'yle biz işte bunun en güzel örneğini sergiliyoruz. Farklı siyasi partiler olarak ülkemizin bekası, milletimizin sulh ve selameti için güç birliği yaptık. Yenikapı ruhuyla milletimize birlikte hizmet ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçmeniyle de diğer partilerin seçmenleriyle de elbette her konuda aynı düşünmüyoruz. Ama hepimiz aynı vatanın, aynı toprağın, çoğu zaman aynı ailelerin çocuklarıyız. Siyasi farklıılıklarımız bizi düşmanlaştırmamalı, bizi birbirimize asla hasım yapmamalı. Fikir ayrılıklarımız bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı, aramızı açmamalı."
Erdoğan, siyasi rekabeti gerilime dönüştüren tarafın tarihsel olarak CHP olduğunu savunarak, son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Suriyeli sığınmacılar üzerinden yürütülen kampanyaları "çirkin" olarak nitelendirdi.
"CHP bir Frankenstein üretti, şimdi ceremesini çekiyor"
Ana muhalefet partisi içinde yaşanan iç tartışmalara ve kurultay sonrası gelişmelere de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, dış mihraklardan arınmış bir muhalefet yapısına ihtiyaç duyulduğunu belirterek şunları söyledi:
"Biliyorsunuz şu anda CHP içinde bir çatışma, bir ayrışma var. Biz CHP içindeki bu kavganın, bu iç savaşın tarafı değiliz. Dün yoktuk, bugün de yokuz, yarın da olmayacağız. Birbirlerine tuzak kurdular, kuyularını kazdılar, şikayet ettiler ve bizim değil, yargının değil, bizzat kendi elleriyle, kendi eylemleriyle bu noktaya geldiler. Bir Frankenstein ürettiler, şimdi de ceremesini çekiyorlar. Ama buna rağmen bizim arzumuz ve umudumuz şudur: CHP'nin kendi içindeki dış mihraklardan kurtulması hem Türkiye siyaseti adına hem Türkiye adına kuşkusuz hayırlı olacaktır. Başarabilirler mi, başaramazlar mı elbette bunu biz bilemeyiz. Ancak Türkiye'nin her türlü vesayetten arınmış bir ana muhalefet partisine ihtiyaç duyduğu son derece açıktır. Gücünü tabandan almayan, gücünü seçmeninden almayan, gücünü Türkiye üzerine hesabı olan birtakım dış güçlerden, gücünü yolsuzlukla elde edilmiş yetim hakkından, kara paradan, haram paradan alan bir muhalefet Türkiye'ye fayda getirmez, zarar getirir."
"FETÖ ve Siyonizm'e karşı mücadelemiz topyekun beka içindir"
Devletin güvenliğini ilgilendiren asimetrik tehditler, terör ve küresel ideolojilere karşı yürütülen kararlılık süreçlerinin şahsi hedefler taşımadığını söyleyen Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
"FETÖ 15 Temmuz'da o hain darbe girişimini yaparken bunu sadece şahsıma, sadece bize yapmadı. O kalleş darbeyi Türkiye'ye yaptılar, 86 milyon vatandaşımızın tamamına yaptılar. FETÖ ihanet şebekesini bu ülkeden temizlerken kendimiz için değil, devletimiz, milletimiz, geleceğimiz için temizledik. Siyonizm adı verilen soykırımcı, işgalci, yayılmacı ideoloji sadece şahsıma, sadece partimize, sadece ittifakımıza değil, herkese kast ediyor. Biz de Siyonizm'e karşı mücadele verirken kendimiz için şahsi mücadele vermiyoruz. Bunu kendimizin, milletimizin topyekun bekası için yapıyoruz. Terör örgütü yaklaşık 40 yıl boyunca kan dökerken senden benden diye ayırmıyordu. Kürt'üyle Türk'üyle milletimizin tamamına saldırıyordu. Bugün terörü sona erdirirken belli bir kesim için, belli bir kesimin çıkarı için değil, ülkemiz, vatanımız, devletimiz, milletimiz için sona erdiriyoruz. Terörsüz Türkiye sürecimizin başarıya ulaşmasını kendimiz için değil, bu ülkemiz ve bütün evlatlarımız için, Türkiye'nin aydınlık yarınları için istiyoruz."
Partisinin kapsayıcı yapısını Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı Veli felsefesiyle bağdaştıran Erdoğan, AK Parti’yi farklı sayfaları tek bir şirazede toplayan bir "Türkiye Kitabı" olarak tanımladı. Kibre ve şımarıklığa kapılmadan ilk günkü istikameti koruduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı, bu davanın bir memleket, ümmet ve insanlık mücadelesi olduğunu belirtti.


