Türkiye, F-16 savaş uçağı filosunun modernizasyonunu yerli sistemlerle sürdürürken bir yandan da yeni savaş uçağı tedarikine yönelik çalışmalarını da yürütüyor. Millî Savunma Bakanlığının faaliyet raporunda, mevcut F-16'ların seri modernizasyonunun 2026 yılı sonuna kadar tamamlanmasının hedeflendiği belirtiliyor. ABD'den 40 adet yeni F-16 Blok 70 tedarikine ilişkin süreç devam ederken, başlangıçta planlanan 79 modernizasyon kitinin alımından vazgeçilerek, envanterdeki mevcut F-16’ların ÖZGÜR Projesi çerçevesinde yurtiçi imkânlarla modernize edilmesi seçeneği gündeme alındı.

Gelecekteki savaş uçağı ihtiyacının karşılanması amacıyla yürütülen çalışmalarda ise KAAN projesi önemli bir yer tutuyor. Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) öncülüğünde, ASELSAN ve HAVELSAN gibi savunma sanayisi şirketlerinin katkılarıyla geliştirilen KAAN, Türk Hava Kuvvetlerinin beşinci nesil savaş uçağı tedarik planları açısından büyük önem taşıyor.

Emekli Hava Pilot Tuğgeneral Dr. Hüseyin Fazla, Türkiye’nin F-16 Blok 70 tedarik süreci ile millî savunma sanayisi projelerinin Türk Hava Kuvvetlerinin geleceğindeki rolünü 24 Saat’e değerlendirdi. Fazla, ABD’den tedarik edilmesi planlanan 40 adet yeni F-16 Blok 70 savaş uçağı ve 79 adet modernizasyon kitine ilişkin son durumu, bu uçaklara yerli mühimmat entegrasyon sürecini ve 17-18 Eylül 2026 tarihlerinde ABD’li yetkililerle yapılan son görüşmelerin içeriğini anlattı. Emekli savaş pilotu, KAAN’ın envantere giriş sürecine ilişkin de açıklamalarda bulundu.

F-16 BLOK 70 TEDARİKİNDE 40 UÇAKLIK PLAN

Türkiye’nin F-16 Blok 70 tedarik sürecinde son durum ne? 40 yeni uçak ve 79 modernizasyon kitine ilişkin plan nasıl şekilleniyor?

Dr. Hüseyin Fazla: "10 Şubat 2024’te Amerikan Kongresi, Türkiye’nin ABD’den 40 adet yeni F-16 Blok 70 Viper uçağı ile 79 adet modernizasyon kiti tedarikine ilişkin başvurusunu onayladı. Yaklaşık 23 milyar dolarlık tedarik paketine ilişkin Kabul Mektubu (LOA – Letter of Offer and Acceptance) ise Haziran 2024’te imzalandı.

Sürecin devamında, ABD’nin Yabancı Askeri Satışlar (FMS – Foreign Military Sales) prosedürleri kapsamında Teknik Uygulama Düzenlemeleri (Technical Implementation Arrangements) ile ödeme ve teslimat takviminin kesinleştirilmesi aşamasına geçildi. Türkiye’nin 40 adet yeni F-16 Blok 70 Viper uçağı alımına ilişkin mutabakatı ise korundu. Lockheed Martin’in Güney Carolina eyaletindeki Greenville üretim hattının yoğunluğuna bağlı olarak uçakların teslimatlarının 2028-2030 döneminde başlaması bekleniyor.

Buna karşılık, 79 adet modernizasyon kitinin tedarikinde başlangıçta planlanan kapsamın daraltılması seçeneği gündeme geldi. Bu seçenekte yüksek maliyetlerin yanı sıra Türkiye’nin yerli modernizasyon projelerinde ulaştığı aşama da etkili oldu.

TUSAŞ ve ASELSAN tarafından yürütülen ÖZGÜR Projesi, Türkiye’nin mevcut F-16 filosunu yerli sistemlerle modernize etme kabiliyetini geliştirdi. Özellikle ÖZGÜR II kapsamında Blok 40 ve Blok 50 uçaklarına yönelik çalışmalar, millî görev bilgisayarı, MURAD AESA radarı ve yerli aviyonik sistemlerin entegrasyonuna imkân sağlıyor.

Türkiye’nin hazır modernizasyon kitleri satın almak yerine mevcut uçaklarını kendi imkânlarıyla modernize etmesi, maliyetleri azaltmanın yanı sıra yazılım bağımsızlığını artırma açısından da bir alternatif sunuyor. Bu doğrultuda tedarik sürecindeki önceliğin 40 yeni uçak ile bu uçakların mühimmat, yedek parça ve elektronik harp ihtiyaçlarına kayması beklenebilir.

Ancak 79 modernizasyon kitinin alımına ilişkin nihai kararın kesinleştiğini söylemek için resmî açıklamanın beklenmesi gerekiyor."

RAMSTEIN GÖRÜŞMELERİ, PİLOT EĞİTİMİ VE ALTYAPI UYUMU

Almanya’da gerçekleştirilen Ramstein görüşmelerinde hangi teknik konular ele alındı?

Dr. Hüseyin Fazla: "Türkiye ile ABD arasındaki F-16 Blok 70 Viper tedarik görüşmeleri, Pentagon ve Millî Savunma Bakanlığı (MSB) arasında yürütülüyor. Taraflar arasındaki son toplantı, 17-18 Eylül 2026 tarihlerinde Almanya’daki Ramstein Hava Üssü’nde gerçekleştirildi.

Gümüş altından daha hızlı yükselebilir: Fiyatlarda son durum
Gümüş altından daha hızlı yükselebilir: Fiyatlarda son durum
İçeriği Görüntüle

ABD Hava Kuvvetleri Avrupa-Afrika Komutanlığı (USAFE) karargâhında düzenlenen teknik toplantıya, Türk ve ABD hava kuvvetlerinin temsilcileri katıldı. Görüşmelerde, Türk Hava Kuvvetleri pilotları ile bakım personelinin F-16 Blok 70 tip eğitimleri için ABD’deki Tucson ve Luke hava üslerinde uygulanacak eğitim takvimi planlandı.

Toplantıda ayrıca F-16 Blok 70 uçaklarında kullanılacak AN/APG-83 SABR AESA radarlarının, yeni nesil elektronik harp (EH) podlarının ve aviyonik sistemlerin Türkiye’deki ana jet üslerinin altyapısıyla uyumluluğu ele alındı. Tedarik paketinin maliyetini düşürmeye yönelik teknik ayrıntılar da gözden geçirildi."

Özgür Projesi

"YAZILIM UYUMLULUĞUNUN SAĞLANMASI, SÜRECİN ÖNEMLİ AŞAMALARI ARASINDA"

ABD’nin görev bilgisayarı yazılımının kaynak kodlarını Türkiye ile paylaşmaması, yerli mühimmatların F-16 Blok 70’e entegrasyonunu nasıl etkileyebilir?

Dr. Hüseyin Fazla: "Görev bilgisayarının yazılımı, uçağın farklı sistemlerinin birlikte çalışmasını sağlayan temel unsurlardan biri. Radarın tespit ettiği hedeflere ilişkin bilgiler, elektronik harp sistemlerinden gelen veriler ve silah sistemlerinin ihtiyaç duyduğu veriler bu yazılım aracılığıyla işleniyor.

Kaynak kodlarına erişimin bulunmaması, yazılım üzerinde değişiklik yapılmasını ve yeni sistemlerin entegre edilmesini zorlaştırabiliyor. Bu durum, üreticiye olan bağımlılığı artırabiliyor. Türkiye’nin geliştirdiği yerli mühimmatların F-16 Blok 70 uçaklarına entegrasyonu da bu açıdan önem taşıyor.

SOM, ATMACA, BOZDOĞAN, GÖKDOĞAN, HGK ve LGK gibi mühimmatların uçakla uyumlu çalışabilmesi için yalnızca fiziksel bağlantının kurulması yeterli değil. Uçağın görev bilgisayarı ile mühimmatın kendi sistemleri arasında doğru ve kesintisiz veri iletişiminin sağlanması gerekiyor.

Bu süreçte arayüz kontrol dokümanı (ICD) ve MIL-STD-1760 standardı önemli bir rol oynuyor. ICD, sistemlerin hangi veri yapıları ve iletişim kuralları üzerinden haberleşeceğini tanımlıyor. MIL-STD-1760 ise uçak ile mühimmat arasındaki elektriksel bağlantıların ve veri iletişiminin teknik gerekliliklerini belirliyor.

Gerekli teknik dokümantasyonun sağlanması, yerli mühimmatların entegrasyon sürecini kolaylaştırabilir. Ancak bu belgelerin temin edilmesi, entegrasyonun tüm aşamalarının kendiliğinden tamamlanacağı anlamına gelmiyor. Yazılım uyumluluğunun sağlanması, teknik testlerin yapılması ve gerekli onayların alınması da sürecin önemli aşamaları arasında yer alıyor."

KAYNAK KODLARINA ERİŞİM OLMADAN MÜHİMMAT ENTEGRASYONU

ICD ve MIL-STD-1760 standartları, kaynak kodlarına erişim sorununu ne ölçüde çözebilir?

Dr. Hüseyin Fazla: "ICD, uçağın görev bilgisayarı ve silah yönetim sistemi ile mühimmatın kendi bilgisayarı arasındaki iletişim kurallarını tanımlıyor. Hangi verinin hangi formatta ve hangi zamanlamayla aktarılacağı bu dokümanlarda belirleniyor.

Bu bilgilere erişim sağlanması, yerli mühimmatların F-16’nın beklediği veri formatına uygun şekilde geliştirilmesine yardımcı olabilir. Böylece her yeni mühimmat için üreticiden ayrı bir yazılım güncellemesi talep edilmesi ihtiyacı azaltılabilir.

MIL-STD-1760 ise uçak ile mühimmat arasındaki standart bağlantı altyapısını tanımlıyor. Ancak fiziksel bağlantının standartlara uygun olması, mühimmatın uçak tarafından bütün işlevleriyle tanınacağı ve kullanılacağı anlamına gelmiyor. Yazılım arayüzlerinin uyumu ve sistemlerin birlikte çalıştığının test edilmesi gerekiyor.

Bu nedenle kaynak kodlarının paylaşılmadığı bir ortamda ICD ve ilgili teknik dokümantasyona erişim önemli bir alternatif oluşturabilir. Bununla birlikte söz konusu yaklaşım, üreticiye bağımlılığı her koşulda tamamen ortadan kaldıran bir çözüm olarak değerlendirilmemeli."

ÖZGÜR PROJESİ F-16 FİLOSUNDA NE DEĞİŞTİRİYOR?

ÖZGÜR Projesi, Türkiye’nin yazılım bağımsızlığı ve mevcut F-16 filosunun modernizasyonu açısından nasıl bir imkân sağlıyor?

Dr. Hüseyin Fazla: "ÖZGÜR Projesi, Türkiye’nin mevcut F-16 filosunu yerli sistemlerle modernize etme kabiliyetini geliştiren önemli bir çalışma. Millî görev bilgisayarı, MURAD AESA radarı ve yerli aviyonik sistemler, modernizasyon sürecinde Türkiye’nin kendi teknolojik çözümlerinden yararlanmasını sağlıyor.

Yerli yazılım altyapısına sahip platformlarda yeni kabiliyetlerin geliştirilmesi, sistemlerin güncellenmesi ve farklı teknolojilerin entegre edilmesi konusunda daha fazla kontrol sağlanabiliyor. Bu durum, özellikle görev bilgisayarı ve mühimmat entegrasyonu gibi alanlarda önem taşıyor.

ÖZGÜR konfigürasyonundaki F-16’ların yanı sıra KAAN, HÜRJET ve KIZILELMA gibi platformlar da millî sistemlerin geliştirilmesi açısından farklı imkânlar sunuyor. Türkiye’nin yerli mühimmatlarını ve sensörlerini kendi yazılım altyapısına sahip platformlarda kullanabilmesi, dış tedarik kaynaklı teknik kısıtlamaların etkisini azaltabilir.

F-16 Blok 70 ise hazır aviyonik altyapısı ve NATO mühimmatlarıyla Türk Hava Kuvvetlerinin operational kapasitesine katkı sağlayabilecek bir platform. Dolayısıyla yeni uçakların tedariki ile yerli modernizasyon projeleri, farklı ihtiyaçlara yanıt veren iki ayrı hat olarak ele alınabilir."

"F-16 VE EUROFIGHTER, KAAN'A KADAR GEÇİŞ ÇÖZÜMÜ OLABİLİR"

F-16 Blok 70, Eurofighter ve F-35 tedarik seçeneklerinin yerli savaş uçağı projeleriyle birlikte yürütülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dr. Hüseyin Fazla: "Türk Hava Kuvvetlerinin planlamasında iki temel ihtiyaç bulunuyor. Bunlardan ilki, mevcut operasyonel kapasitenin ve caydırıcılığın korunması; ikincisi ise uzun vadede teknolojik bağımsızlığın geliştirilmesi. Her iki hedefin de birlikte gözetilmesi gerekiyor.

KAAN’ın seri üretime geçmesi, filoda yeterli sayıya ulaşması ve tam operasyonel kapasite kazanması zaman alacak. Bu süreçte F-4E Phantom II uçaklarının emekliye ayrılması ve mevcut F-16 filosundaki bazı uçakların gövde ömürlerini tamamlaması, yeni savaş uçağı ihtiyacını etkileyen unsurlar arasında yer alıyor. F-16 Blok 70 ve Eurofighter tedarikleri, yerli platformlar yeterli sayıya ulaşana kadar oluşabilecek kapasite boşluğunun giderilmesine katkı sağlayabilir. F-35 de Türkiye’nin değerlendirdiği dış tedarik seçenekleri arasında yer alıyor. Ancak bu uçakların tedarik, eğitim, bakım ve operasyonel kullanıma geçiş süreçleri birbirinden farklılık gösteriyor.

Yalnızca yerli projelere dayanmak, geliştirme ve üretim takvimlerinde yaşanabilecek gecikmeler nedeniyle risk oluşturabilir. Dış tedarik seçenekleri de maliyet, teslimat takvimi ve teknik kısıtlamalar gibi çeşitli riskler barındırıyor. Bu nedenle Türkiye’nin hava gücü planlamasında mevcut ihtiyaçlarla uzun vadeli hedeflerin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor."

F-16 BLOK 70 VE EUROFIGHTER'IN HAVA GÜCÜNDEKİ ROLÜ

KAAN’ın operasyonel kapasiteye ulaşmasına kadar Türkiye’nin hava gücünü korumak için F-16 Blok 70 ve Eurofighter gibi uçakların rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dr. Hüseyin Fazla: "Savunma sanayisi projelerinin geliştirme ve üretim takvimleri ile bölgesel güvenlik ihtiyaçları her zaman aynı hızda ilerlemiyor. Bu nedenle mevcut hava gücünün korunması ve gelecekte oluşabilecek kapasite boşluklarının önceden hesaplanması gerekiyor.

KAAN’ın seri üretime geçmesi, Türk Hava Kuvvetleri envanterinde yeterli sayıya ulaşması ve tam operasyonel kapasite kazanması zaman alacak. Bu aşamaların her biri farklı süreçleri kapsıyor. Uçağın geliştirilmesinin yanı sıra yeterli sayıda üretilmesi, envantere alınması ve operasyonel görevlerde kullanılabilecek olgunluğa ulaşması da önem taşıyor.
F-16 Blok 70 ve Eurofighter gibi savaş uçakları, bu süreçte mevcut operasyonel kapasitenin korunmasına katkı sağlayabilecek seçenekler arasında bulunuyor.

Türkiye’nin yerli platformları geliştirmeyi sürdürürken dış tedarik seçeneklerini de değerlendirmesi, hava gücünün devamlılığını sağlamaya yönelik bir yaklaşım olarak ele alınabilir. Bununla birlikte dış tedarik süreçleri de teslimat takvimi, maliyet, teknik kısıtlamalar ve siyasi kararlar gibi çeşitli etkenlere bağlı. Bu nedenle Türkiye’nin hava gücü planlamasında yerli üretim kabiliyetleri ile dış tedarik seçeneklerinin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor."

Muhabir: Esin Özdemir