Covid-19 virüsü mutasyona uğrayarak yaşamı olumsuz etkilemeye, tüm dünyada ülkeleri olağan üstü kısıtlama ve karantina önlemleri almaya zorlarken, umut ışığı olarak görülen aşılamanın ağır ilerleyişi sıkıntı yaratıyor. Bazı ülkelerde hızlı bir aşı takvimi yaşanırken, henüz aşılama programına geçmeyen ülke sayısının 130 olması Dünya Sağlık Örgütü’ nü kara kara düşündürüyor. Türkiye’de ise, aşı programı ilk haftadaki hızını kaybetmesine rağmen sürüyor. Bütün mesele gelen 13 milyon aşının devamının temininde. Öte yandan, başta 65 yaş üstü olmak üzere hemen hepimiz 56’şar saatlik hafta sonu kısıtlamalarından bunaldık. Ancak bahar aylarını sağlık içinde geçirip nefes alabilmek için gerekirse 14 günlük kapanmayı bile göze almalıyız.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un ifade ettiği, günlük vaka sayısımı 2 bin 400’ün altına indirmeyi başarabilirsek, “güvenli destinasyon” sınıfına girip, 2021 yılı için hedeflenen 30 milyon turist sayısını aşabiliriz. Bunun için 2 aylık dönemde çok dikkatli olup, kısıtlamalara harfiyen uymamız gerekiyor. Aksi takdirde 2020 yılının ardından, bu yılı da kaybedersek, dünyada ilk altı turizm ülkesinden biri olamaz, turizm gelirimizi yitirir ve sektörden geçimini sağlayan milyonlarca insanı suni solunuma muhtaç ederiz.
***
MYANMAR
MYANMAR ya da eski adıyla BURMA. Başkenti Nay Pyi Taw’ın adının çoğumuz için yabancı olması ya da ilk kez duymuş olmamız aslında çok doğal. Ancak eski başkenti Yangoon veya “Arakan” denildiğinde, Müslüman azınlığa yönelik baskı ve katliamlardan söz edildiğinde, geçmiş yıllardaki haberlerden Myanmar’a pek de yabancı olmadığımız görülecektir. Çoğunluğu Budist olan ülkede, 1947 yılından beri süregelen Arakan İsyanı' nda Myanmar Ordusu ile Müslüman azınlık Rohingyalar arasında sık sık çatışmalar yaşanıyor. Resmi rakamlara göre 2 milyon, bağımsız kaynaklara göre ise, 6 milyondan fazla olan Müslüman azınlığın, 2012 yılında Arakan Bölgesi’ndeki ayaklanmasını sert biçimde bastıran hükûmet, sivillere yönelik katliam yapmış, uluslararası camia tarafından kınanmıştı.
Ülkemizden 6 bin 400 kilometre uzaktaki 54 milyon nüfuslu, Türkiye kadar topraklara sahip olan bu uzak Doğu ülkesine uçuş 8 saat sürüyor. Ana hatlarıyla bakıldığında bize çok uzak ve zıt bir görünüm sergileyen bu ülkeyle aslında pek çok ortak noktamız var. Askeri darbeler yaşayan, başkanlık sistemiyle yönetilen ülkede son olarak Myanmar ordusu, 1 Şubat'ta yönetime el koyup, bir yıllığına olağanüstü hal ilan etti. Cunta, protestoların organize edilmesini önlemek amacıyla sosyal paylaşım siteleri Facebook, Twitter ve Instragram'a erişim kısıtlaması getirdi. Fabrika işçileri ve öğrencilerin çoğunluğu oluşturduğu protestocular sert tepki görünce, halk balkonlarında tencere ve tavalara vurarak protesto başlattı. Hafta sonunda ülke, 2007 yılındaki Safran Devrimi’nden buyana yapılan en görkemli gösteri yürüyüşüne sahne oldu. Kısıtlamalar büyük tepki görürken, askeri yönetim, "yanlış haberlerin yayılmasını", “dış mihrakların” “manipülasyon” ve “provokasyonlarını” önlemek için, "ülkede istikrar" sağlanması adına bu kararı aldığını savunuyor.
***
“İSTİKRAR”
Myanmar örneğinde olduğu gibi, dünyanın neresinde olursa olsun, “istikrar” meselesi aslında baskıcı rejimlerin en çok başvurduğu en önemli savunma argümanlarının başında geliyor. Baskı rejimlerinde yönetimlerin koltuklarında kalmalarının adı “istikrar” oluyor! “Dış mihrak” “manipülasyon” ya da “provokasyon” konusu, ABD’deki Cumhuriyetçi Trump’dan, İran’daki molla yönetimine, Myanmar’daki askeri cuntaya, muz cumhuriyetlerine kadar iktidarı eline geçiren her rejimin en önemli argümanı oluyor! Hak aramaya yönelik en ufak bir söz ya da kıpırdanma, “istikrarı” bozmaya yönelik “provokatif” (kışkırtıcı, tahrik edici) girişimler çerçevesinde değerlendirilip hak ve özgürlükler ayaklar altına alınabiliyor.
Nedendir bilinmez “provokasyon”, (Kışkırtma, tahrik etme) “manipülasyon” (harekete geçirme, yönlendirme) ya da “terör” (korku salma, yıldırma) kelimelerinin her dilde karşılığı varken, dünyanın dört bir yanındaki yönetimler, çok daha güçlü bir algı oluşturmak için bu kelimelerin yabancı kökenlerinin altlarını kalın çizgilerle çizerek gür biçimde dile getirme konusunda özen ve gayret sarf ediyor.
***
Z KUŞAĞI
Hassaslıkla seçilen kelimeler ve söylemlerle sürdürülen algı çalışmaları sonucu on yıllardır dünyanın dört bir yanındaki siyasi hareketler oy kazanıp iktidarını sürdürmeyi başardılar. Kelime oyunları, söylem geliştirmek ve algı yaratmak siyasetin önemli enstrümanları ve yöntemleri arasında sayılabilir. Yıllardır bu şekilde siyasi hareketlerine milyonlarca taraftar ve oy kazanmayı başaran siyasilerin yenidünya düzeninde hangi yöntemlere başvuracağı ise merak konusu. Zira bilişim dünyasındaki baş döndürücü gelişme ve yenilikler, iletişim hızı ve sosyal medya ile artık dünyamız küresel bir köye dönüştü. Bilgiye erişim çok kolaylaştı. Bununla birlikte, bilgi kirliliği de giderek yaygınlaşmaya başladı.
Görece daha toleranslı olan X ve Y neslini söylem ve algı ile kontrol edip taraftar hanesine yazdırmak mümkündü. Ancak günümüz Z gençliğinin çoğu “daktilo” ya da “IBM”ci bilgisayar kuşağının çok ilerisinde! Artık ötekileştiren, ayrıştıran, popülist kahvehane ağzıyla siyaset yapanların söylemlerine kanmayan, Trump, Berkusconi ya da Sarkozy benzeri sığ siyasetçilere prim vermeyecek kadar bilinçli çok farklı bir nesil var.
Son dönemde çok konuşulan 2000 yılı sonrası doğan “Z kuşağı” gençleri birbirlerinin tercihine, inancına ve kimliğine, ya da ırkına, cinsiyetine göre katı da olsalar, özgürlük ve duygulara göre değerlendiren, bilgiye ve akla prim veren, dogmalar yerine kendi doğrularına inanan değişik bir kuşak. İşte bu nedenle dünyanın dört bir yanındaki siyasi partilerde sadece laf ebeliği yaparak gemisini yürütmeye çalışan ucuz siyaset erbabının işi giderek zorlaşıyor. Bize gelecek olursak, bu kuşağı baskılayıp, polisiye önlem ve söylemlerle küstürüp beyin göçüyle kaybedersek, 2030 yılında yaşlı nüfuslu ülkeler zincirine katılacak ülkemizde yetişmiş, donanımlı genç girişimcileri mumla arar, yabancı teknolojiye mahkum ve muhtaç oluruz.
NOT: Gerekçesi ne olursa olsun, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olayları asla kabul edilemez, kınıyoruz.