Hikaye anlatmanın birden fazla yolu var. Kimi zaman bir olayın görünmeyen yüzünü ortaya çıkarmak, kimi zaman da kimsenin tam olarak adını koyamadığı bir duyguyu sözcüklerin arasından çekip çıkarmak gerekiyor. Birinde gerçeğin izini sürüyor, diğerinde duygunun sesini arıyoruz. Aynı kelimeler, başka başka niyetlerle bir araya geldiğinde bambaşka dünyaların kapısını aralıyor. Cumhuriyet Gazetesi’nde muhabirlik yapan Halibitap’ın solisti sanatçı Emirhan Çoban içinse bu iki dünya, birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıyor. Haber masasının başında üstlendiği sorumlulukla sahnede kendi sesini arayan müzisyen kimliği, aynı hayatın içinde birbirine değiyor.
Çoban’ın hikâyesinde çocukluk hayalleri, sözcüklerle kurulan bir meslek ve iki üniversite öğrencisinin ortak düşünden doğan bir müzik grubu var. Küçük yaşlarda başkalarının şarkılarını söyleyerek başlayan yolculuk, bugün kendi şarkılarını yazdığı Halibitap’la devam ediyor. Bir yanda yaşananları anlatmanın sorumluluğu, diğer yanda duyguları müziğin diliyle paylaşmanın özgürlüğü… Çoban, iki alan arasında kurduğu ilişkiyi mesleki bir denge meselesinden ibaret olarak görmüyor, gazetecilikte öğrendiklerini müziğine taşımayı, sanatçı olmanın da bir parçası sayıyor.
“Gazetecilikte gerçeği, müzikte duyguyu arıyorum” diyen Çoban, gazeteciliğin kendisinden talep ettiği sorumlulukla müziğin açtığı kişisel alanı, bağımsız üretimin önündeki engelleri ve Halibitap’ın yeni döneme ilişkin hazırlıklarını 24 Saat’e anlattı.

Bir çocukluk hayalinden Halibitap’a
Her şey, henüz küçük bir çocukken başlayan şarkı söyleme isteğiyle başladı. Başkalarının sesini taklit ederek, sevdiği sanatçıların şarkılarını söyleyerek büyüyen Çoban’ın hayali, zamanla kendi sesini bulmaya dönüştü. Lise yıllarında çok sesli korolarda ve okul etkinliklerinde sahne alsa da aklındaki düşünce değişmedi, bir gün kendi şarkısını yazmak. Bu hayalin gerçeğe dönüşmesi için gereken itici güç ise üniversite yıllarında karşısına çıktı:
“Henüz küçük bir çocukken şarkı söylemeye başladım. Ünlü sanatçıların şarkılarını söyler, onları taklit etmeye çalışırdım. Bu istek ve arzu, lise yıllarımda da varlığını sürdürdü. Çok sesli korolar ve çeşitli okul etkinliklerinde sahne aldım. Ama hayallerim hep aynıydı. Bir gün kendi şarkımı yazacaktım. Sadece bir itici güce ihtiyacım vardı.”

"Güçlerimizi birleştirdiğimizde yapmak istediğimiz bir proje doğdu, bu bizim için itici bir güç oldu"
Halibitap, 2020 yılında iki üniversite öğrencisinin karşılaşmasıyla doğdu. Çoban ve grubun diğer yarısı Volkan Yalçın, ilk tanışmalarının ardından müzik etrafında şekillenen ortak noktalarını keşfetti. Birbirlerine yazdıkları şarkıları ve ürettikleri işleri gösteren iki arkadaşın paylaştığı hayaller, zaman içinde birlikte bir şeyler yapma isteğine dönüştü:
“Halibitap, iki üniversite öğrencisinin karşılaşmasından doğdu. Halibitap’ın diğer yarısı Volkan ile üniversitenin başlarında, ki bu da 2020 yılına denk geliyor, ilk defa karşılaştık ve konu konuyu açtı. İkimizin de ortak noktalarının arasından en büyüğünün müzik ve buna dayalı hayaller olduğunu gördük. Zamanla daha da fazla bilgi paylaştıkça, ortak kurulan hayaller birbirini takip etti. İki yakın arkadaş olarak birbirimize, yazdığımız şarkıları, ortaya çıkardığımız ürünleri gösterdik. Güçlerimizi birleştirdiğimizde yapmak istediğimiz bir proje doğdu. Bu bizim için itici bir güç oldu. O zamanlar henüz adı konulmamış bu proje için yıllarca uygun şartların oluşmasını bekledik.”

"Bir müzik grubu kuracaksanız bunun en zor kısımlarından biri projeye isim bulmaktır"
Bekleyişin ardından Çoban, lise yıllarında arkadaşlarıyla kurduğu ancak daha sonra dağılan grubun ismini yeniden yaşatmaya karar verdi. Bir projenin adını koymak bile başlı başına bir meseleye dönüşebilirken Halibitap, geçmişten gelen bir ismin yeni bir müzikal yolculuğa taşınmasıyla şekillendi. Prodüktör Kemal Çalıkoğlu ile tanışmalarıysa hayallerindeki müziği ortaya çıkarma sürecinde önemli bir adım oldu::
“Uygun şartların oluşmasıyla birlikte, lisedeki arkadaşlarımla kurmuş olduğum ama şu anda dağılmış olan grubumuzun ismini, ‘Halibitap’ı yaşatmaya karar verdik. Çünkü inan bana, bir müzik grubu kuracaksan bunun en zor kısımlarından biri projeye isim bulmaktır. Prodüktörümüz Kemal Çalıkoğlu ile tanışmamız, hayalimizdeki müziği ortaya çıkarmamıza yardımcı oldu. Böylece Halibitap’ın hikayesi başladı.”

“Di’li geçmiş zaman, benim mesleğim. Kalanı ise tamamen müzik”
Gazetecilik ve müzisyenlik, dışarıdan bakıldığında birbirinden farklı iki üretim alanı gibi görünebilir. Birinde haberin sınırları, anlatımın açıklığı ve mesleki sorumluluk belirleyiciyken diğerinde kişisel ifade biçimleri ve yaratıcı tercihler öne çıkıyor. Çoban ise iki alanın ortaklıklarını kabul etmekle birlikte aralarındaki temel ayrımı, anlatım biçiminin sınırlarında buluyor. Çoban, gazetecilikte belli kalıplar içinde hareket etmek zorunda olduğunu, müzikteyse kendi kalıplarını oluşturabildiğini söylüyor:
“Gazetecilik ve müzisyenlik, aslında çok fazla ortak noktalar barındıran, bir o kadar da farklılıklar içeren iki alan. Gazetecilik yaparken, anlatmak istediklerini belli kalıplar içerisinde anlatmak zorundasın. İçerik değişiyor, kalıp ise hep aynı. -Di’li geçmiş zaman, benim mesleğim. Kalanı ise tamamen müzik. Müzikte, kalıplarımı kendim oluşturuyorum. Kendimi en çok burada özgür hissediyorum.”

"Sanatçı halkın sorunlarını bilmeli, başkalarının seslerine kulak tıkamamalı"
Bu özgürlük, Çoban’ın müziği yalnızca kişisel bir uğraş olarak görmesinden ibaret değil. Ona göre sanatçının yaşadığı toplumdan, insanların sorunlarından ve başkalarının seslerinden uzaklaşmaması gerekiyor. Sanatın, kendi içine kapanan bir anlatıdan ibaret kalmaması gerektiğini düşünen Çoban, gazetecilik sırasında öğrendiklerini müziğine taşımayı da bu yaklaşımın bir parçası olarak görüyor:
“Sanatçı, benim görüşüme danışılacak olursa; halkın sorunlarını bilmeli, başkalarının seslerine kulak tıkamamalı. Çünkü sanatçılar, bir ülkenin aydınlık yüzüdür. Kendime hep şunu söylerim; ‘Gazetecilik yaparken öğrendiklerini, yaptığın müziğe de yansıtmalısın.’ Çünkü bu, sanatçı ile müzisyeni ayıran önemli noktalardan biridir benim gözümde.”
"Kelimelerle dans etmeden gazetecilik mümkün değil. Bu cambazlık müziğe de yansıyor"
Gazetecilik, yaşanan bir olayı, bir düzeni ya da bir hikâyeyi kelimeler aracılığıyla başkalarına aktarma mesleği. Çoban’ın kelimelerle kurduğu ilişki, haberin tamamlandığı yerde sona ermiyor. Gazeteciliğin dili, müziğin içine de sızıyor. Sözcükleri eksiksiz kullanma, anlatmak istediğini açıkça ifade etme isteği, şarkı yazarken de kendisini gösteriyor.
Oysa müzik, bazen söylenmeyenle, yarım bırakılanla ya da dinleyicinin kendi deneyiminden hareketle tamamladığı boşluklarla anlam kazanabiliyor. Çoban, gazetecilikten taşıdığı açıklama ihtiyacının müziğinde zaman zaman zorlayıcı olabildiğini anlatıyor. Sanatçı, imdilerde ise şarkılarında dolaylama ve eksiltili anlatım üzerine çalışarak bu alışkanlığın dışına çıkmaya hazırlanıyor:
“Gazetecilik, bir yaşanmışlığı, bir olayı, bir örgüyü, bir düzeni kelimelerle en açıklayıcı şekliyle birilerine aktararak yaşama geçirilebilecek bir meslek. Bir noktada, kelimelerle dans etmeden bu işi yapmak gerçekten mümkün değil. Bu cambazlık, ister istemez müziğe de yansıyor. Bazen oldukça olumlu, bazen fazlasıyla olumsuz. Çünkü müzik, anlatılmayan veya eksik bırakılanla da anlam bulabiliyor. Buna karşın ben, istemsizce gelişen ‘anlatamadığım bir şey kalmasın’ duygusuyla şarkılarımda eksik bir şey kalmasına tahammül edemiyorum. Müziklerimde de cümlelerin hepsi tam, anlatım nettir. Şimdilerde şarkılarımda tabiri caizse biraz dolaylama ve eksiltili anlatım çalışıyorum.”

Bir haberin açıklığıyla bir şarkının bıraktığı boşluk arasındaki bu ayrım, Çoban’ın iki mesleği nasıl konumlandırdığını da gösteriyor. Gazetecilikte görünmeyenin arkasındaki gerçeği ortaya çıkarmak, gölgede kalana ışık tutmak istiyor. Müzikteyse dinleyicinin kendi duygusuyla buluşabileceği bir alan açmayı önemsiyor. Birinde kamuoyunun bilgiye ulaşmasını, diğerinde insanların kendi hislerini şarkılar aracılığıyla yaşayabilmesini amaçlıyor:
“Gazetecilik, benim gözümde insanlara görünenin arkasındaki gerçeği göstermeyi, gölgede kalana ışık olmayı gerektirir. İnsanlara, ‘bakın burada bir de ne var’ diye işaret etmektir gazetecilik. Müzisyenlik de yeri geldiğinde bu olabilir ama benim gözümde müzisyenlik duyguya tercüman olmaktır. Gazetecilikte kamuoyu benim haberimle bilgilensin isterim, müzisyenlikte ise insanlar duygularını şarkılarımla yaşayabilsin isterim. Kederlenen benim şarkımla birlikte ‘geri dön sevgilim’ desin, dans etmek isteyen ‘bana söyle ışık var mı’ diyerek dans etsin. Aşık olan, ‘ah o sesin yok mu, evrenim olman yok mu’ desin. Sahnede ben o şarkıyı hissederek söylerken, insanlar bana eşlik etsin.”
"Sahnede kelimenin tam anlamıyla benim"
Bir bilgisayarın başına oturup haber yazmakla sahneye çıkıp şarkı söylemek arasındaki fark, Çoban için yalnızca mekânın ya da yapılan işin değişmesi değil. Haber masasındaki Emirhan, ülkesine ve yurttaşlara karşı taşıdığı sorumluluğun bilinciyle hareket ediyor. Sahnede ise kendi duygularıyla, geçmişiyle ve hayalleriyle daha doğrudan bir ilişki kuruyor. Dinleyicilerin karşısında yalnızca bir solist değil, çocukluğundan yetişkinliğine uzanan hikâyesiyle kendisi olarak var oluyor:
“Haber yazmak için bilgisayarımı açtığımda, bambaşka bir sorumluluk bilinciyle hareket ediyorum. Çünkü biliyorum ki, bir gazeteci olarak ülkeme ve bu ülkenin yurttaşlarına karşı bir sorumluluğum var. Sahnede ise, benim. Gerçekten kelimenin tam anlamıyla benim. Sahnemize gelen dinleyicilerimiz yeri geldiğinde çocuk halimi, yeri geldiğinde ergenliğimi, yeri geldiğinde tüm sorumluluklarıyla yetişkinliğe adım atmaya çalışan Emirhan Çoban’ı görüyorlar. İkisini de tanıyanlar var, yalnızca bir kimliğimle ilgilenen insanlar da var. Ben böyle biri olmayı kabullendim. İnsanlar nasıl bakarsa, öyle görüyorlar.”
"Aynı anda yürütmek bir cesaret işi"
İki kimliği bir arada sürdürmek, elbette farklı sorumlulukları ve ruh hallerini aynı hayatın içine sığdırmayı gerektiriyor. Gazeteciliğin ağırlığı ile müziğin yaratıcı süreci arasında gidip gelmek, günün sonunda yorgunluk yaratabiliyor. Çoban’ın çocukken kurduğu hayali bugün gerçekleştirmiş olması ise bütün bu yorgunluğun ötesinde bir anlam taşıyor:
“Yaptığım işlerin ikisini aynı anda yürütmek, bir cesaret işi aslında. Bir noktada gazeteciliğin getirdiği ağır sorumluluk, bir tarafta müzisyenliğin getirdiği o yaratıcı olma süreci. İkisini harmanladığımda, günün sonunda yorgun olabiliyorum. Çünkü aslında iki farklı ruh haline bürünüyorum. Ama gece kafamı yastığa koyduğumda, çocukluğumun benim bu halimi gördüğünde mutluluktan yerinde duramayacağını düşününce tüm yorgunluğum geçiyor. İşime her zaman hazır, müziğim için ise her zaman duygu yüklüyüm.”

“Muhabir olarak öznelliğimi bir kenara, müzisyen olarak ise hayatımın merkezine koyarım”
Gazetecilik ve müzik arasındaki ayrımın belirginleştiği noktalardan biri de kişisel duyguların üretimdeki yeri. Çoban, gazeteci olarak bir olayı profesyonel bir dille aktarmaya çalışırken öznelliğini bir kenara koyduğunu, müzisyen olaraksa kişisel deneyimlerini ve hislerini üretimin merkezine yerleştirdiğini söylüyor.
Bir çocuğun yoksulluk nedeniyle yaşadığı kırılmayı düşünmek, bu iki yaklaşım arasındaki farkı anlamak için yeterli. Gazeteci, yaşananları haberleştirmek ve anlaşılır biçimde aktarmak zorunda. Sanatçı ise o çocuğun duygularına yaklaşmaya, onun hissettiklerini başka insanların da anlayabileceği bir anlatıya dönüştürmeye çalışıyor. Çoban’ın sözlerinde bu iki kimlik birbirini dışlamıyor; aksine, farklı sorumluluklarıyla aynı kişiyi biçimlendiriyor:
“Müziğim ve mesleki hayatım birbirinden birçok noktada ayrılır. Mesleğim hem yaşamımı idame ettirme aracı hem de bir sorumluluk eseridir. Müziğim ise benliğimin dışa yansımasıdır. Yazdığım şiirlerin, yaşanmışlıkların bir dışavurumudur. Bir çocuğum yoksulluktan kırıldığını gördüğümde gazeteci yanım bunun haberini yazar, profesyonel bir dilde yazıya dökmeye çalışır. Sanatçı yanım ise o çocukla empati kurarak onun hissettiklerini müziğin evrensel ve duygu yüklü esintileriyle anlatmaya çalışır. Muhabir olarak öznelliğimi bir kenara koyarım. Müzisyen olarak, onu hayatımın merkezine koyarım. Henüz yeni bir muhabir olarak, hayatım 2 yıldır bu duyguların kontrolünü sağlamaya çalışmakla geçiyor. Bu iki alan, beni ben yaptı.”

“Bağımsız olmak her anlamda karşımızda kocaman bir duvar"
Bir müzik grubunu var etmek, yalnızca şarkı yazmakla ya da sahneye çıkmakla tamamlanmıyor. Bağımsız üretim, maddi ve manevi pek çok güçlüğü de beraberinde getiriyor. Halibitap için de üretim süreci, hayal edilen müziği ortaya çıkarmanın yanı sıra grubun bütün ayrıntılarını düşünmeyi, kendi kimliğini farklı alanlarda kurmayı gerektiriyor.
Çoban, grubun görünüşünden müziğine, konuşma biçiminden sahnesine kadar her ayrıntıda kendilerini yansıtmak istediklerini belirtiyor. İki kişi olarak bütün bu sorumlulukları üstlenmenin zaman zaman zorlayıcı olduğunu kabul eden sanatçı, müziğe duydukları bağlılığın önlerine çıkan engelleri aşmalarını sağladığını anlatıyor:
“Bağımsız olmak aslında her anlamda karşımızda kocaman bir duvar. Ne yapmak istersek önümüzde koca engeller buluyoruz. Maddi manevi birçok açıdan zorlandığımız oluyor. Bu da ister istemez üretim süreçlerimizi etkiliyor. Biz, yapmışken her şeye kendimizi yansıtmak istiyoruz. Görünüşümüze, müziğimize, konuşmamıza ve sahnemize. Bunlar yalnızca aklıma gelen örnekler. Bu anlamda her şeyi iki kişi düşünmek zorunda kalmak, gerçekten bazen çok zorluyor. Ama müziğe olan aşkımız hepsini aşmamızı mümkün kılıyor.”

Halibitap’ın yeni döneminde neler var? Emirhan Çoban anlattı
Halibitap’ın bir süredir daha az görünür olması, grubun hikâyesinin durduğu anlamına gelmiyor. Çoban, bu sessizliğin arkasında yeni bir döneme hazırlanma sürecinin bulunduğunu belirtiyor. Grup, müzikal tarzında bazı değişikliklere gitmeye, yeni etkinlikler için görüşmeler yapmaya ve dinleyicilerinin karşısına daha güçlü bir şekilde çıkmaya hazırlanıyor.

Henüz takvim kesinleşmiş değil. Çoban, önce üzerinde çalıştıkları fikirlerin ve hayallerin hangi yönde şekilleneceğini görmek istediklerini söylüyor. Hazırda yeni şarkılar bulunmasına rağmen biraz daha beklemenin doğru olacağını düşünen grup, yakın zamanda hem sahnelerle hem de yeni şarkılarla dinleyicilerinin karşısında olmayı hedefliyor:
“Halibitap, aslında biraz şekil değiştiriyor. Biraz suskun olmamızın temel sebebi büyük bir değişikliğe hazırlanıyor oluşumuz. Güzel etkinlikler için özel görüşmeler yapıyoruz. Bu noktada, takvim belirlemeden önce düşündüklerimizin ve yapmak istediklerimizin nereye evrildiğini görmemiz gerekiyor. Bu noktada, tarzımız ve müziğimiz biraz şekil değiştirecek. Ama dinleyicilerimizin karşısına en güçlü, en iyi halimizle çıkmak istiyoruz. Kitlemizi büyütecek, sesimizi daha gür çıkartacağız. Hazırda şarkılarımız var ama biraz daha beklemenin en doğrusu olduğunu düşünüyoruz. Çok az kaldı. Çok ama çok yakında sahneler ve yepyeni şarkılarla insanların karşısına çıkacağız.”




