6 Şubat depremlerinin ardından iş yerleri yıkılan, borçlarla ve belirsizlikle baş başa kalan Hataylı kadın girişimciler Ayşegül Taşkıran, Tülay Genç ve Pelin Yılmaz kentin coğrafi işaretli yöresel yiyeceklerini, doğal kozmetik ürünleri, alternatif enerji ürünleri ve ipek dokumayla yalnızca yaşamlarını değil, Hatay’ın üretim hafızasını da ayakta tutmaya çalışıyor. Enkazın ortasında başlayan bu mücadele, kadın emeğinin, dayanışmanın ve vazgeçmemenin güçlü bir başarı hikâyesine dönüşüyor.

6 Şubat 2023’te yaşanan depremler, Hatay’da yalnızca binaları değil, yılların emeğiyle kurulan iş yerlerini, üretim ağlarını ve geçim kaynaklarını da yerle bir etti. Ancak bu yıkımın ortasında, kadınlar için üretmek yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, hayatta kalmanın, tutunmanın ve iyileşmenin de yolu oldu. Hataylı kadın üreticiler, tüm kayıplara rağmen üretimi sürdürerek hem kendi hayatlarını hem de çevrelerindeki kadınların yaşamlarını yeniden kurmaya çalışıyor.

Defneden küresel markaya uzanan bir yolculuk

34 yaşındaki Ayşegül Taşkıran, yaklaşık 10 yıldır kadın girişimci olarak üretim yapıyor. Defneden doğal sabun, nemlendirici krem ve serum gibi kozmetik ürünler üreten Taşkıran, defne bitkisini yalnızca yöresel bir hammadde olarak değil, küresel ölçekte bir marka değerine dönüştürmeyi hedefliyor.

Girişimcilik yolculuğuna ailesinin defne işleme tesisinde biriken atık dalları değerlendirmekle başlayan Taşkıran, bu atıkları pelet yakıta dönüştürerek İtalya, Hollanda, Almanya, Lübnan, Hırvatistan ve Bulgaristan’a ihracat yaptı. Türkiye’de pelet yakıt alanında öncü isimlerden biri olduğunu söyleyen Taşkıran, ayrıca kedi kumu üretimi de yapıyor. Taşkıran üretim sürecine ilişkin, “Pelet yakıtında Türkiye’de sektörü oluşturan öncülerden biri olduğumu düşünüyorum. 10 yıl önce kömüre alternatif yakıt olarak piyasada tanıtmaya ve satmaya çalıştığım bu ürün benden sonra pek firma tarafından satılmaya başlandı. Bu satış algısı 10 yıl önce yoktu ama şimdi oldukça yoğun bir ilgi gösterilmeye başlandı. Herkesin attığı evinde tutmadığı bu malzeme bir değere pazara dönüştü” dedi.

1-172

Depremle gelen büyük kayıp

Ancak depremler, Taşkıran’ın yıllar içinde kurduğu düzeni altüst etti. İş yeri yıkıldı, borçlarla baş başa kaldı, müşteri ağı dağıldı, üretim sekteye uğradı. Taşkıran 2023 yılında yaşanan deprem nedeniyle maddi manevi kayıplar yaşadığını belirterek, “İş yerim yıkıldı, binlerce liralık borçla deprem sürecini atlatmaya çalıştım. Yıllarca insanlara kömürü bıraktırıp pelet kullandırtmaya çalışmıştım, depremle birlikte bu müşterileri pörtföyümü kaybettim, müşterilerimin evleri yıkıldı. Hakim olduğum, güven kazandığım, müşteri kimliğimi oturttuğum o pazarı kaybettim” sözlerine yer verdi.

Depremin ardından ekibinin dağıldığını ve Hatay’da üretim yapamaz hale geldiklerini anlatan Taşkıran, çevre illerde fason üretime yönelmek zorunda kaldıklarını söyledi. Taşkıran, “Ekibim dağıldı, Hatay’da üretim yapamadım. Çevre illerden fason üretim yapmaya başladım. Hâlâ lojistik sorunlarımız var. Büyümem gereken dönemde depremi yaşayınca, elimdekini koruyabildiğim için şükrettim” dedi.

Üç marka, bir direniş

Taşkıran, depremden önce defne pelet yakıt ve kedi kumu üretimiyle başladığı girişimcilik serüveninde bugün üçüncü markasını da hem yerel hem de uluslararası pazarda tanıtıp geliştirdiğini belirtti. Depremden sonra defneden ürettiği dermokozmetik ürünlerin eczanelerin raflarında yerini almaya başladığını söyleyen Taşkıran, bu süreçte herhangi bir destek alamadığını vurguladı.

Dermokozmetik markasını ortağıyla birlikte büyüttüklerini ifade eden Taşkıran, markanın kısa sürede Türkiye genelinde birincilikler aldığını, ayrıca ulusal ve uluslararası pek çok alanda satış yaptığını ekledi. Kozmetik ürünlerini İstanbul’da lisanslı laboratuvarlarda ürettiklerini söyleyen Taşkıran, “Hatay’da şu an yaşayabileceğimiz alan bulursak şükrediyoruz. O nedenle markanın ürünlerini İstanbul’da yapıyoruz, orada tüm testler yapılıyor. Diğer iki markanın ürünlerini Hatay’da tedarikçilerimle yapıyorum. Amacım; temiz içerikli ve antibakteriyel özellikte ürünler üretip bunu doğru hedef kitle ile buluşturmak. Satış kaygısından ziyade doğal mucizevi etkilere sahip olan defnenin herkes tarafından kullanılabilmesini sağlamak” dedi.

“Bir kadın olarak yalnız üretmek çok zor”

2021 yılında pelet yakıt alanında “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi” seçilen Taşkıran, girişimcilik yolculuğunda karşılaştığı zorlukları ise şu sözlerle dile getiriyor:

“Bir kadın olarak üretmek, markanı tanınırlığa kavuşturmak çok zor. Finansal yönetim, sermaye, doğru mentörlük, doğru pazar, üretim tesisi… Tüm bunlar büyük emek istiyor. Kadınların sektörde daha görünür olması için destek mekanizmalarının güçlendirilmesi şart. Sanayiden laboratuvara, üretimden satışa bu işin A’dan Z’ye tüm aşamalarında yer alıyorum, son yıllarda ortağımın desteği dışında her şeye yalnız koşturmak zorunda kaldım. Bu epey emek isteyen bir süreç. O nedenle destek görmek çok kıymetli.”

Tülay Genç

Çadırda ipek böceği yetiştiren bir kadın

Hatay’daki bir diğer güçlü hikâye ise Defne Koza Evi’nin sahibi, Kültür ve Turizm Bakanlığı İpek Dokuma Devlet Sanatçısı ve Kültürel Miras Taşıyıcısı Tülay Genç’e ait. 17 yıldır ipek dokumacılığı yapan Genç’in de depremde atölyesi yıkıldı, iş yeri tamamen kullanılamaz hale geldi.

Genç, deprem sürecini anlatırken yaşadığı yıkımı ve dayanışmayı şu sözlerle dile getiriyor: “Depremde atölyem yıkıldı, dokuz aile ferdimin evi-yuvası yıkıldı, iş yerimi, yakınlarımı, dostlarımı kaybettim. O dönemler tanıdığım tanımadığım herkese evimin kapısını açtım. Kıl çadırdan yapılan geçici atölyede önce ihtiyaç sahiplerini ağırladım, sonra ipek böceği üretmeye çalıştım. Deprem çadırında o zor şartlara rağmen her gün kilometrelerce yol gidip dağlardan, Asi nehrinden dut yaprakları topladım. İpek böceğini nihayet deprem çadırında da yetiştirebildim.”

Unutulan bir mesleği yaşatma çabası

İpek dokumayı ailesinden miras almadığını, çocuklarını okutabilmek için kursa giderek öğrendiğini anlatan Genç, yıllardır bu mesleği yaymak için çalıştığını ayrıca mesleği kızı ve torunlarına da aktararak üç kuşağın birlikte verdiği mücadeleyi de aktardı. Genç, “Unutulmaya yüz tutmuş bu mesleği hem ülkemin farklı bölgelerinde hem de dünyanın farklı şehirlerinde canlandırmaya çalışıyorum. Ailemden öğrendiğim bir meslek değildi. Çocuklarımı okutmak için kursa gidip öğrenmiştim, ipek dokuma sayesinde iki çocuğumu okutup meslek sahibi yaptım. Sahip olduğum bilgiler pek çok üniversitede kayıt altına alındı. Yıllardır gerek okul çağındaki çocuklarımıza gerekse kadınlarımıza tüm çevreme yaymaya çalıştım. 17 ülkede Türkiye’yi temsil ettim, İspanya’da 241 ülke arasında 4 ülkenin bayrağı dalgalandı, onlardan biri Türk bayrağıydı. Türkiye’nin ilham veren kadını seçildim, çok sayıda ödül aldım. Büyük yokluklar ve umutlarla yaşatmaya çalıştığım bu mesleğe ve yaşamıma yönelik 15’i aşkın belgesel yapıldı. Tüm bunların amacı bu mesleği yaşatmak ve yaymaktı. Bu mesleğin öylece unutulup gitmesini istemiyorum” dedi.

Depremden önce 17 kişilik bir ekiple çalıştığını, şimdi ise üç kişiyle üretimi sürdürdüğünü söyleyen Genç, çadırdan atölyeye uzanan üretim sürecini ise “Deprem dönemi İstanbul Rotary Grubu bizlere ulaştı ve bizim için bir kıl çadırı kurdular. Başlangıçta orası hepimizin sığındığı bir yerdi, tüm çevremizi bu çadırda konaklattırdık. Zaman içinde çadırı atölye haline getirdim. Depremin ilk yılında henüz Nisan ayında ilk kez çadırda ipek böceğini yaşatıp, canlandırabildim. Bu benim için oldukça önemli bir gelişmeydi” sözleriyle anlattı.

Tülay Genç2

“Üretim sadece o ay oluyor”

İpek böceği yetiştiriciliğinin zamanla yarışılan bir üretim olduğunu vurgulayan Genç, tüm imkânsızlıklara rağmen çadırda üretim yapmayı sürdürdüğünü şu sözlerle anlattı:

Ticaret Bakanlığı: Reklam Kurulu 118 dosyada aykırılık tespit etti
Ticaret Bakanlığı: Reklam Kurulu 118 dosyada aykırılık tespit etti
İçeriği Görüntüle

“Deprem sürecinde destek alamadım. Şubat’ta deprem yaşadık, Nisan ayında çadırda ipek böceği yetiştirdim çünkü üretim sadece o ay oluyordu. O zor koşullarda toz olmayan, ilaçlı olmayan kilometrelerce öteden yaprak buluyordum. Hatay’ın üzerine sinen o ölü toprağı çadırda ipek böceği yeşerterek atmaya çalıştım. Bugün valilik ve AFAD desteğiyle yapılan ve bizlere tahsis edilen Hatay’ın Kültür Sanat Çarşısı’nda üretim yapmaya devam ediyoruz. Kendi mesleğim dışında kadınların ürettiği ürünleri Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanına götürüp tanıtarak satışını yapmaya çalışıyorum.”

Pelin Yılmaz

Öğretmenliği bırakıp kooperatif kurdu

Yeniden Hatay Kadın Kooperatifi kurucusu Pelin Yılmaz ise öğretmenlik mesleğini bırakarak Mayıs 2023 yılında yedi kadınla Hatay Samandağ’da üretime başladı. “Yeniden Hatay yeniden hayat” sloganıyla yola çıkan Hataylı kadınlar, ürettikleri yöresel organik ürünleri Türkiye’nin farklı bölgelerindeki tüketicilere buluşturmaya başladı.

Yaklaşık 19 üye ve gönüllünün desteğiyle Samandağ’daki prefabrik atölyede yola devam eden kooperatif, Hatay’a özgü hemen hemen her gıdayı el emeğiyle üreterek tüketiciye ulaştırıyor. Nar ekşisi, ceviz reçeli, turunç reçeli, turşu, yöresel tarhana, salça, zeytinyağı, zahter, bereket tatlısı gibi kentin tescilli gıda ürünlerini üreten kadınların tek ihtiyacı ise satış kanallarını artırabilmek.

“Destekler yeterli değil”

Yılmaz, sivil toplum örgütleri aracılığıyla çeşitli hibe programlarına başvurarak atölyelerini, mutfaklarını, web sitelerini kurduklarını ancak Hatay’da üretim yapan yüzlerce kadının hala can suyuna ihtiyaç duyduğunu belirtti. Yılmaz, “Deprem sonrası Hatay’da çok fazla kooperatif kuruldu, pek çok kadın üretimle hayata dönmeye çalıştı ancak burada desteğe oldukça ihtiyaç duyuluyor. Destekler yeterli değil, kadın üreticilerimiz özellikle ürünlerini satabileceği pazara gereksinim duyuyor” dedi.

Satış platformlarından birinin komisyonları düşük tutarak kadın girişimci ve kooperatifleri desteklediğini ifade eden Yılmaz, bu politikaların üretimi teşvik ettiğini dolayısıyla benzer uygulamaların sayısının artırılması gerektiğini ekledi. Yılmaz, kuruluştan bugüne verilen mücadeleyi ise şu sözlerle anlattı:

“Hedefimiz kadınlarımıza sigortalı güvenceli çalışma koşulları sunabilmek”

“Depremin yaşandığı ilk günlerde İstanbul’dan Hatay’a ailemi almak için gelmiştim. Ancak oradaki durumu yakından görünce Hatay’da kalmaya karar verip, çeşitli insanı yardım faaliyetlerinde gönüllü olarak çalışmaya başladım. Üç ay içinde de bölgedeki kadınlarla bir araya gelip kooperatif kurduk. Çeşitli sivil toplum örgütlerinin hibe programları sayesinde üretim yapabileceğimiz prefabrik bir alan yaratıp, orada mutfağımızı ve gerekli ekipmanımızı temin edebildik. Yerel pazarlardan Türkiye’nin farklı bölgelerindeki kooperatiflere kadar pek çok yere ürünlerimizi gönderdik. Dijital satış kanallarımızı güçlendirdik. Can havliyle giriştiğimiz bu yolculuğumuz zaman içinde çevremiz, yakınlarımız tarafından desteklenerek büyüdü. Tarkan’ın sosyal medyadan bizi paylaşması ise kooperatifimizin tanınması ve belki satış yapabilmemiz için büyük bir gelişme oldu. Kadınlarımızın bu tarz desteklere daha çok ihtiyacı var. Şu an hedefimiz satışları büyüterek kadınlarımıza sigortalı güvenceli çalışma koşulları sunabilmek.”

Muhabir: Naz Akman