Erzincan İliç...
Altın çıkaran bir şirkete pazarlanan canım toprağım. "Çernobil kadar tehlikeli" diyenlere, "Hayatı yok edeceksiniz" diye uyaranlara inat, para hırsıyla girişilen bir katliam. Dün akşam toprak göçtü. Zehir ortalığa saçıldı. Şimdi ölme zamanı. Altını çıkaran parasını alıp gidecek, ölüm bize kalacak. Kuşlar, uçmayacak, bostanlar yeşermeyecek, sular içilemeyecek. 
Bütün bunlar ne için? Şirket 2 milyar dolarlık kazancından devlete sadece 42 milyon lira vermiş. Eminim ki, satılmışlara, işbirlikçilere dağıttıkları rüşvetler devlete verdiği verginin yüz kat üstündedir.
Ben Gümüşhaneliyim. Gümüşhane'de de Koza şirketi altın çıkardı.İl merkezine yaklaşık 45 km uzaklıkta olan Karamustafa köyünde Temmuz 2019’da Koza Madencilik ve Yıldızlar SSS Holding’e ait altın işletmelerinin atık su borularının patlamasıyla Midi Deresi’ne siyanür karıştı. 
Gümüşhane'de ağaçların yapraklarına bakarsanız zararı size anlatır. Sağlık sorunu yaşayanlar da keza öyle. Çünkü kanser vakaları tırmanıyor. 
Bunlar yetmezmiş gibi Şiran Kırıntı köyünde, DHS Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin yürüttüğü maden arama çalışmalarında aynı durum söz konusu.
İnsan yaşamı, sular, ormanlar göz göre göre yok ediliyor. 
İpin ucu kaçtı. Siyanürün tahribatı yıllarca sürecek. Nice can yanacak. İçemeyeceğiz, beslenemeyeceğiz.
Aslında Gümüşhane'deki göcük sonrası ders alınıp bu vahşi aramalara son verilmeliydi. O zaman İliç faciası yaşanmazdı. Gümüşhane gibi Erzincan'da ölümün pençesine düşürülmezdi. Şimdi Gümüşhane gibi Erzincan'ı da kaybettik. Ölüm yağacak insanlarımızın başına. Doğamız yok olacak. Otlar yeşermeyecek, sular içilmeyecek. Hastalıklar kol gezecek.
Şimdi gelelim asıl meseleye...
Türkiyeme, güzel ülkemin güzel insanlarına, doğasına ölüm yağdıran bu şirketlerden hesap soracak mıyız? Verdikleri zararı maddi, manevi tanzim edebilecek miyiz? 
Bunu yapmalıyız. Yakalarına yapışmalıyız. Şirket yetkililerini hapse atmalıyız. Mallarına, mülklerine, paralarına el koymalıyız. Şirketin rüşvet vererek sorunları aşmaları için kullandığı siyasetçi, bürokrat kim varsa bulup ortaya çıkarmalıyız. İnsanlarımıza, ülkemize ölüm yağdırmanın faturasının ağır olduğunu herkese göstermeliyiz. Bir ülkeye sadece savaşarak zarar veremezsiniz. İşte bu altın arama olayı savaştan daha beter bir şey. Savaşmadam öldürdüler sizi ey halkım. Siz hesap sormadınız, uyudunuz. Üç beş kuruş için yörelerinizi, canlarınızı yok ettiniz. 
***
Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle, ABD Başkanına yazdığı mektupta yer verdiği, "Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu, son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde anlayacak..." ifadesi meşhurdur.
Reis Saatle o mektupta başka neler demişti? Bakalım:
"Bu dünyanın her bir parçası benim insanlarım için kutsaldır; her parlayan çam iğnesi, bütün kumlu sahiller, karanlık ormanlardaki sis, her açık alan, vızıldayan böcek, halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneyimlerinin bir parçasıdır. Ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır. 
Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili'nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.
Bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil atalarımızın kanlarıdır. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderdiler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. 
Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır. Babalarının mezarlarını geride bırakır ve aldırmaz. Çocuklardan dünyayı kaçırır. Aldırmaz. Babalarının mezarları ve çocuklarının hakları unutulmuştur. Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O'nun bu ihtirası, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.
Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi. Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak."
***
2022 yılının Temmuz ayında İliç için suç duyuru yapılmış. Sonuç; takipsizlik. Ey adalet burada olmayacaksan nerede bulacağız seni?
Bir de utanmadan şirketin maden kapasitesini arttırıp 209 milyon lira vergi borcunu da silmişler. Bu ne kaza, ne de kader.
Erkan Baş, "Bu facianın sorumluları olarak patronları ve onların hizmetkarı siyasetçileri saymalıyız" derken haksız mı?
Hesap sor Türkiye. Yanlarına kalmasın...