İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasının 31’inci duruşması, yaşanan gerginlikler ve tartışmalarla başladı. 414 sanıklı davada, eski Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy’un salona getirilirken sağlık sorunu yaşadığı ve yürümekte zorlandığı görüldü. Ulusoy’un avukatı, müvekkilinin durumuna dikkat çekerek, "Dışarıda olsa 112 aracıyla hastaneye götürülecek kişi hala hastaneye götürülmedi. 1 Mayıs da tatil olduğu için 3 gündür araç getirilmedi" dedi.
Mahkeme Başkanı ise "Dilekçe verin, savunmalarla devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. İmamoğlu’nun "Güçlü olun" sözleriyle dikkat çektiği duruşmada salonda tansiyon yükseldi ve ara verilerek salonun boşaltılması istendi.
Salondaki avukatlar bu karara tepki göstererek jandarma komutanına, "Komutanım, sanıklar da, avukatlar da, izleyiciler de, gazeteciler de kendi iradeleri ile çıkmıyor. Bunu böyle iletin" dedi. Ekrem İmamoğlu ise, "Biz pinpon topu muyuz bizi götürüp getiriyorsunuz. salondan çıkmayacağız. Önce beni indirsin yaka paça. Komutan bey, ben buradayım yaka paça beni indirin" ifadelerini kullandı.
Avukatların tahliye taleplerine ilişkin söz verilmemesi üzerine duruşmada tartışma yaşanırken, mahkeme heyeti salonu terk etti. Bu sırada bazı avukatlar, mahkeme koridorunda gazeteci Ferhat Murat’ı gördüklerini ve tehditvari şekilde kafa salladığı iddiasıyla tutanak tutulduğunu belirtti.
Duruşmada yaşananlara tepki gösteren avukatlardan Hüseyin Ersöz, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek, “Bu şartlarda, mikrofonların açılmadığı bir ortamda Adil Yargılanma Hakkı’ndan bahsedebilmek nasıl mümkün olabilir?” dedi. Ersöz ayrıca duruşma sürecine ilişkin bilgi ve belge erişiminde ciddi sorunlar yaşandığını ifade etti.
“Tutanak yok, bilgiye erişim sınırlı”
Ersöz’ün paylaşımında yer alan ifadeler ise şöyle:
"Bir avukat, mikrofonu açılmadığı için "delil klasörleriyle ilgili talebini" bağırarak Mahkeme Heyetine duyurmaya çalıştı. Bir meslektaşımız Ergenekon Davasına atıfla "iki haftada bir "tahliye talebi" konusunda söz verilirdi, siz ayda birkez dahi vermiyorsunuz" eleştirisini getirdi. Bir diğeri ise geçen hafta A.S.'nin tahliyesini bir "mizansene" benzetirken mikrofonu kapatıldı. "Ayrıcalık" tanınan bir gazetecinin Hakimlerin olduğu koridorda "avukatlar giremezken", elini kolunu sallayarak dolaştığına da şahit olundu. 9 Mart'tan bu yana devam eden davada, tek bir duruşma tutanağı görmediğimizi, ara kararlar, yapılan yazışmalar, dosyaya giren evraktan sağlıklı şekilde bilgi sahibi olamadığımızı, sanıkların kimlik tespiti yapılmadan duruşmaya devam edildiğini de ekleyelim. Bu şartlara dair söz alıp, tutanağa geçirmek istediğimizde "mikrofonların açılmadığı" bir ortamda Adil Yargılanma Hakkı’ndan bahsedebilmek nasıl mümkün olabilir? İsnat edilen suçlama ve infaz hükümleri uyarınca cezaevinde tutulamayacak kişiler hakkında uygulanan tutuklama tedbirleri ortadayken Özgürlük Hakkı'na dair ne söylenebilir?"



