İstanbul Büyükşehir Belediyesi Belediye Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun da yargılandığı İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi Yerleşkesi 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görülmeye devam ediyor. Davanın 59’uncu celsesinde, tutuklu sanıklardan Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun ilk kez kürsüye çıkarak esas hakkındaki savunmasını gerçekleştirdi.
"Bu coğrafyada itiraz pek sevilmez, itaat tercih edilir"
Savunmasına Türk hukuk sistemindeki uygulamaları ve yargılama usullerini eleştirerek başlayan Murat Ongun, duruşma salonundaki usul tartışmalarına değindi. "Hukuk ne acayip bir şeymiş" ifadesini kullanan Ongun, adli süreçlerdeki "İtiraz edersiniz" yaklaşımına karşı şu ifadeleri kullandı:
"Sayın Başkan, sizler kolay söylüyorsunuz ama bizim memlekette itiraz etmek kolay değil. Arkamda Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ve Türkiye’nin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayı oturuyor. O da birine itiraz etmiş. Sonuç malum. Bu coğrafyada itiraz pek sevilmez. Pek tasvip edilmez. Onun yerine itaat tercih edilir. Sözü bile var: ‘İtaat et, rahat et.’ Konforlu bir alan. İnsanı rahat ettiriyor. Bizim gibi umutsuz rahatsızlara ise ne gam. Biz itiraz etmeye devam ediyoruz. Neye? Haksızlığa. Adaletsizliğe. Adam kayırmaya. İkili hukuka. Partizanlığa. Gerçek yolsuzluğa. İtirazın sonu da işte huzurunuz."
"CHP’ye delil olan, AK Parti’ye olmayabilir"
Yargılama dosyasında kendilerine yöneltilen HTS ve baz istasyonu kayıtları üzerinden siyasi partilere göre farklı hukuki standartlar uygulandığını iddia eden Ongun, Gaziantep’ten bir örnek vererek ikili hukuk eleştirisinde bulundu:
"Bize burada delil diye HTS ve baz kayıtları soruluyor. Haklısınız. Savcılarımız delil listesine koymuş. Sonra aklıma Gaziantep Şehitkamil Belediyesi soruşturması geliyor. Geçen eylül ayında savcı bey soruşturmayı kapattı orada. ‘HTS-baz delil mi olur?’ dedi. Ama gördük ki o da bir süre şaşırmış. Şehitkamil Belediye Başkanı CHP’deyken delil olabilir diye düşünmüş. Başkan AK Parti’ye transfer olunca ise… ‘Ne delili, hangi delil?’ demiş. Ben yine kendi kendime ‘hukuk ne acayip bir şey’ diye düşünürken anladım ki Türkiye’de hukuk artık bir kavram değil. Bir şey. Sadece bir şey."
"Soner Yalçın’a, Ruşen Çakır’a talimat verdiğimi iddia ediyorlar"
İddianamede yer alan "Eylem 19" bölümünde gazetecilere para karşılığı talimatla haber yaptırdığı yönündeki iddiaları kesin bir dille reddeden Ongun, medyadaki mesleki ilişkilerini ve iddiaların absürtlüğünü şu sözlerle aktardı:
"İddianamede Eylem 19 var, benim taa Ankara’dan tanıdığım gazeteci abilerim yargılanıyor. Güya benim talimatımla halkı yanıltıcı yayınlar yapmışlar. Üstelik benden para alarak. Bizim mesleği bilmiyor tabi, iddianameyi yazanlar. Belli ki havuz medyasındaki balıkları gazeteci sanıyor. Bilseler, benim meslek büyüğüm olan Soner Yalçın’a, Ruşen Çakır‘a, Şaban Sevinç’e Yavuz Oğhan‘a talimat veremeyeceğimi öğrenirlerdi. Ancak, onların benim kulağımı çekme bana fırça atma hatta bana talimat verme hakları olduğunu da bilirlerdi. Ezcümle iddianamede yazdığı gibi benim Yavuz Oğhan ile Barbaros Bulvarı’nda 11 farklı elektrik direğinin altında gizemli buluşmalar yapmama gerek yok. Adam arkadaşım. Ocakbaşı seviyor o. İki gazeteci buluşacaksak oturup iki kadeh rakı eşliğinde her şeyi konuşuruz."
"Bize Real Madrid’i anlattılar, sahaya Siirt Köy Hizmetleri Spor’u çıkardılar"
İddianamenin 72. sayfasında, Ekrem İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan hakkında yapılan "örgütün akıl hocası" betimlemesinin asılsız olduğunu ve dosyanın bir kurgudan ibaret olduğunu savunan Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı, savunmasını şu benzetmeyle sürdürdü:
"İddia makamı tespitinde doğruysa, haklıysa bu betimlemeden doğal olarak şu sonuçlar çıkar. Necati Özkan örgütün Kültür-Medya AŞ yapılanmasında yer alır. Peki öyle mi? Hayır. Necati Özkan örgütün akıl hocasıdır. Peki öyle mi? Hayır. Necati Özkan örgütün tüm ihtilaflarına çözüm bulan biridir. Açıkçası bize Real Madrid’i anlatıp sahaya Siirt Köy Hizmetleri Spor’u çıkarmışlar. Ortaklaşa kaleme alınmış olsa harmoni olurdu oysa kakafoniden ibaret."
"Bu iddianame Dr. Frankenstein’ın eseri gibidir"
Murat Ongun, savunmasının son bölümünde dünya edebiyat tarihinin ünlü korku karakteri Dr. Frankenstein'a atıfta bulunarak mahkeme heyetine seslendi. Soruşturmayı yürüten eski başsavcının (Aykut Cengiz Gürlek) yakın zamanda Adalet Bakan Yardımcılığı görevine atanarak Ankara'ya gitmesini eleştiren Ongun, savunmasını şu ifadelerle tamamladı:
"Yaklaşık 200 yıldır tüm dünyanın bildiği bir hikaye var. Mary Shelley’nin yazdığı Dr. Frankenstein isimli korku hikayesidir. Dr. Frankenstein etiği ve ahlakın özünü unutup çıktığı yolda, kibriyle bir ucube yaratmıştır. Bu iddianame Dr. Frankenstein’ın eseri gibidir, onun gibi saldırgan ve acımasızdır. Üstelik onu ortaya çıkaran kişi de eserinden tiksindiği için olsa gerek, onu terk etmiştir. Ankara’ya gitmiştir. Ankara’ya giderken de bu yaratığı sizin kollarınıza terk etmiştir. Sizden beklenen, adını iddianame diye okuduğumuz bu şeyi üzerimize salmanız ve bize zarar vermesini sağlamanızdır. Sizde şimdi kollarınıza atılan bu canavarla ne yapacağınıza karar vereceksiniz. Ya üstümüze salacak, ya da etiğin, ahlakın ama daha yücesi hakkaniyetin gereğini yapıp bu ucubeyi yok edeceksiniz. Bizim için tüm bu zaman zarfı ise şunu sorarak geçti: 'Asıl canavar kim?'"
Silivri'deki duruşma, sanık Murat Ongun'un savunmasının çapraz sorgu ve ek beyanlar aşamasıyla devam ediyor.




