tanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesindeki salonda görülen, 53'ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası'nın 100. gününde, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu dört gündür sürdürdüğü esas hakkındaki savunmasını tamamladı.

Hakkındaki iddiaları tümüyle reddeden İmamoğlu; iktidara, muhalefet partilerine, gençlere ve mahkeme heyetine seslendiği savunmasında çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Duruşma salonunda bulunan izleyicilerin alkışları arasında savunmasını bitiren İmamoğlu, salondan ayrılırken kalabalığa "Millet kazanacak, millet kazanacak" sözleriyle seslendi. Mahkeme heyeti savunmanın tamamlanmasının ardından duruşmaya ara verdi.

"Bana başka, rakibime başka hukuk istemiyorum"

Savunmasında yargı sürecinin siyasi bir hesaplaşma aracı olarak kullanıldığını belirten Ekrem İmamoğlu, adalet talebinin şahsi bir ayrıcalık arayışı olmadığını ve intikam amacı gütmediğini vurgulayarak mahkeme heyetine şöyle hitap etti:

"Buradan çok açık söylüyorum: Ben ayrıcalık istemiyorum. Bana başka, rakibime başka hukuk istemiyorum. Bugün bize yapılanların yarın başkalarına yapılmasını hiç istemiyorum. Çünkü bizim mücadelemiz intikam mücadelesi değil; adalet, demokrasi ve Cumhuriyet mücadelesidir. Bu ülkede yarın hukuk geri geldiğinde bu dosyayı kuranlar da hâkim karşısına çıkacak. Adım gibi eminim. Ekrem İmamoğlu’nun geleceğe dair inancı kadar eminim. Yaradan bunu bana da 87 milyona da yaşatacak. İnsanlar ‘Tahmin ediyorum’ diyen bir itirafçının sözüyle değil; belgeyle, kayıtla ve ispatla yargılanacak. ‘-Mış, -muş’ diyerek değil. Aramızdaki fark budur. Onlar hukuku silah hâline getirdi; biz hukuku herkes için, onlar için de yeniden kalkan yapacağız."

"Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz"

Siyasi rekabet ortamının ortadan kaldırılmak istendiğini ve yargı mekanizmasının seçim mühendisliği amacıyla devreye sokulduğunu savunan İmamoğlu, iktidarın meşruiyet zeminini yitirdiğini dile getirerek şu ifadeleri kullandı:

"Adil ve serbest siyasi rekabet ortamını sağlamak zorundayız. Rakipsiz siyaset kabul edilemez. Bütün bunların güvencesi demokrasidir. Rakiplerinden korkan bir iktidar kabul edilemez. Devlet gücünü kullanarak kendisine rakip seçen bir iktidar kabul edilemez. Millet kimi istiyorsa aday o olur. Millet hangi partiyi istiyorsa o partiyi kurar. Hangi siyasi hareketi istiyorsa onu büyütür. Hangi ittifakı istiyorsa onu oluşturur. Kimi istiyorsa onu iktidar yapar. İktidar rakibini seçecek, millet de iktidarı seçecek! Böyle bir şey olur mu? Millet, iktidarın rakibini değil, iktidarı seçer. Çünkü siyasi rekabet yalnızca siyasetçinin hakkı değildir; vatandaşın güvencesidir. Rekabet olmazsa hesap verme olmaz, yenilenme olmaz. Rekabet olmazsa yalnızca siyaset çürümez; ekonomi de çürür, devlet de zayıflar, ülkenin dünyayla rekabet kapasitesi de yerle bir olur. Kendinize uygun bir muhalefet inşa etmeye çalışıyorsunuz. Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz. Diplomamı iptal ediyorsunuz, kurultayı iptal ediyorsunuz, partiyi kapatmaya çalışıyorsunuz. Ardından da yaptığınız bu millî irade hırsızlığını kutluyorsunuz."

Muhalefete sandık çağrısı: "Rakibinizi değil, rejimi karşınıza alın"

Türkiye genelindeki tüm siyasi partilere ve muhalif kesimlere ortak sandık güvenliği çağrısında bulunan İmamoğlu, seçim güvenliğinin partiler üstü bir varoluş mücadelesi olduğunu belirterek şunları kaydetti:

"Bu ülkenin bütün muhalif düşüncesine, bütün muhalefetine ve siyasi partilerine sesleniyorum. Ülkenin en az yüzde 80’ine sesleniyorum. O yüzde 20 de sesimi duyuyor, bundan eminim. Belki aldatılıyorlar, belki aramızda bir duvar var ve sesimizin nefesini hissedemiyorlar. Yüzde 80 yetmedi, yüzde 90’a, yüzde 95’e ulaşmak için medyayı ele geçirmeye çalışıyorlar. Farklılıklarımızı unutalım demiyorum. O farklılıklar bu milletin zenginliğidir. Ama farklılıklarımızı ortak evimizi yakmak isteyenlere fırsata çevirmeyelim, onlara yol vermeyelim. Kendi partimize değil, Türkiye’ye sahip çıkmalıyız. Türkiye’nin her köyünde, her mahallesinde, her okulda kurulan sandığın başında vicdan nöbeti tutmak zorundayız. Hazırlıklarımızı bugünden yapmalıyız. Çünkü o sandıkta bu milletin namusu, iradesi ve geleceği var. Her oyu sayalım, her tutanağı imzalayalım, her tutanağın fotoğrafını çekelim. Son oy sayılmadan, son tutanak teslim edilmeden, son itiraz kayda geçirilmeden sandığın başından ayrılmayalım. Hangi partiden olursak olalım, ortak bir sandık güvenliği ağı kurmak zorundayız. Çünkü sandık bu milletin elinde kalan son kale değil, ilk ve asıl kalesidir. Rakibinizi değil, rejimi karşınıza alın. Birbirinizle değil, bu zulümle ve zalimlikle mücadele edin."

Mehmet Ali Yüksel, CHP İstanbul İl Başkanı olarak görevine Pazar günü başlayacak
Mehmet Ali Yüksel, CHP İstanbul İl Başkanı olarak görevine Pazar günü başlayacak
İçeriği Görüntüle

Gençlere: "Bu ülke sizin, hem de şimdi sizin"

Savunmasında genç kuşağa özel bir parantez açan İmamoğlu, gençlerin pasif bir bekleyişe mahkûm edilemeyeceğini ve ülkenin bugününde doğrudan hak sahibi olduklarını şu sözlerle aktardı:

"Kıymetli gençler, size ‘Sabredin’ demiyorum. Bu memleketin en büyük enerjisi sizsiniz. Size ‘Bekleyin’ demiyorum. ‘Size de sıra gelecek’ de demiyorum. Bu ülke sizin; hem de şimdi sizin, sevgili gençler! Hayatta kalmakla yetinmeyin. Hayal kurun, soru sorun, itiraz edin, üretin, bilim ve sanat yapın, dünyayla yarışın, siyasete katılın. Bu ülkenin size ait geleceğini başkalarının size vermesini beklemeyin. Cumhuriyet size bırakılmış donmuş bir miras değildir. Cumhuriyet, her kuşağın yeniden büyüttüğü bir ortaklıktır. 19 Mart gecesi meydanlara çıkan sizdiniz. Kimse sizi çağırmadan, kimse size yol göstermeden çıktınız. Bir paylaşım yüzünden gözaltına alınan gençleri gördük ama siz vazgeçmediniz. Sizin kuşağınız Türkiye’yi çok daha ileriye taşıyabilir. Size çok inanıyorum. En büyük güvenim ve inancım siz gençlersiniz."

"Metro yaptığı için yargılanan başkan olarak tarihe geçecek"

Yargılamaya konu edilen suçlamaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ve belediyecilik faaliyetlerinin hedef alındığını belirten İmamoğlu, gelecekte bu dosyanın tarih önünde utanç kaynağı olacağını söyleyerek şu değerlendirmede bulundu:

"Yaşadığımız bu dönem, Türkiye tarihinin acayiplikler hanesine yazılacak ve sonra kapanıp gidecek. Gelecekte tarihçiler bu karanlık dönemi şaşkınlıkla ve dehşetle yazacaklar. Bir belediye başkanının metro yaptığı, borcunu ödediği, ihaleyi iptal edip işi daha ucuza yaptırdığı için yargılandığını okuyan çocuklarımız buna inanamayacak. ‘Bunu nasıl yaptılar?’ diye soracaklar. Bunu yapanların çocukları da okuyacak, utanacak, ar edecek. Babasından, amcasından, dedesinden utanacak. Allah kimseyi utanılacak bir dede veya baba durumuna düşürmesin. O gün herkese hesap sorulacak: Bu dosyayı kim kurdu, kim imzaladı, kim sustu? Bu soruların cevabını bu salon ve tarih verecek."

Ailesine ve çalışma arkadaşlarına yönelik baskılara da değinen İmamoğlu, geri adım atmayacağını şu cümlelerle dile getirdi:

"Beni hapse atabilirsiniz, zindana tıkabilirsiniz. Avukatımı yanıma sanık olarak getirebilirsiniz. Sesimi, yüzümü ve fotoğrafımı yasaklayabilirsiniz. Kitabımı toplatabilirsiniz. Babamın emekli maaşına el koyabilir, oğlumun özgürlüğünü kısıtlayabilir, aileme her türlü saldırıyı yapabilirsiniz. Ama benim irademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı. Ben milletimi temsil ediyorum. İnandığım ülküden, demokratik hukukun egemen olduğu özgür ve eşit bir Türkiye inancından asla vazgeçmeyeceğim. Baskılarınız, psikolojik operasyonlarınız, akşamdan sabaha geliştirdiğiniz stratejileriniz, kurduğunuz mahkemeler ve tutukladığınız masum insanlar üzerinden yürüttüğünüz karalama kampanyaları vız gelir, tırıs gider."

"Siz bir fetret devrine liderlik ediyorsunuz, devriniz bitmiştir"

Mevcut siyasal sürecin ömrünü tamamlamış bir ara dönemden ibaret olduğunu savunan İmamoğlu, iktidara sert sözlerle seslendi:

"Siz bir fetret devrine liderlik ediyorsunuz. Türkiye tarihinde kapanacak bir parantezin içindesiniz. O parantezin kapanmasını zorla engellemeye çalışıyorsunuz. Beni hapse atarak bu parantezin kapanmayacağını ve bu dönemin devam edeceğini zannediyorsunuz. Ama buradan söylüyorum: Devriniz bitmiştir. Türkiye geçmişte de ara dönemler yaşadı. Bu dönem de tarihe bir ara dönem olarak geçecektir. Ömrünü tamamlamış, uzatmalara oynayan; zorla ayakta kalmaya çalışan, yorgun, gözünün feri bitmiş, muhakemesi zayıflamış bir ara dönem… Küçük bir grubun yönlendirmesiyle, yalnızca onlardan aldığınız haberlere dayanarak kararlar veriyorsunuz. Halktan, sokaktan, meydandan, pazardan, camiden ve milletten kopuksunuz. Bu dava, şahsımı siyaset sahnesinden silme çabasının çok ötesindedir. İktidarın asıl varmak istediği sonuç, kul hakkı üzerine inşa ettikleri rant ve israf düzenini korumaktır. Bu millete, ‘Sizin oyunuzun ve iradenizin benim karşımda hiçbir hükmü yoktur’ demektir."

"Son sözü daima millet söyler: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir"

Mahkeme heyetine bağımsızlık ve anayasal vicdan hatırlatmasında bulunan İmamoğlu, sözlerini adalet, Cumhuriyet ve milli irade vurgusuyla sonlandırdı:

"Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Oysa biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Oysa bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar. Korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Alnımız ak, başımız dik; bir milim geri adım atmıyoruz. Çünkü bu ülkenin son sözünü hiçbir iktidar söylemedi, söyleyemeyecek. Hiçbir mahkeme de söyleyemez. Son sözü daima millet söyledi, yine millet söyleyecek. Milletin o sözü Cumhuriyet'in temelidir: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Hazreti Ali ne güzel söylemiş: ‘Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.’ Ben kendimi hiç kimseye değil, aziz milletime emanet ediyorum."

Kaynak: ANKA Haber Ajansı