Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de yaşlı nüfusun çalışma hayatındaki payı giderek artıyor.

SGK verilerine göre, 2020 yılında emekli olduğu halde bir iş yerinde kayıtlı çalışan (Sosyal Güvenlik Destek Primi ödeyen) kişi sayısı 746 bin 766 idi. Bu sayı 2022’de 945 bine yükselirken, EYT’nin yürürlüğe girmesiyle 2023’te 1 milyon 865 bine sıçradı. Haziran 2025 itibarıyla ise çalışan emekli sayısı 2 milyon 156 bin kişiye ulaştı. Böylece çalışan emeklilerin toplam zorunlu sigortalı çalışanlar içindeki payı yüzde 9,2’ye yükseldi. Emekliler geçim derdiyle iş gücüne katılırken, üretimin lokomotifi olan imalat sanayiinde istihdam kaybı yaşanıyor. Haziran 2025 itibarıyla imalat sanayiinde ücretli çalışan sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık 70 bin kişi azalarak 3 milyon 931 bine geriledi.

21 ilde emekli sayısı çalışan geçti

Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği için kritik öneme sahip olan Aktif/Pasif oranı (çalışan başına düşen emekli sayısı) kırmızı alarm veriyor. Stajyer ve kursiyerler hariç tutulduğunda, 2024 yılı genel aktif/pasif oranı 1,49 olarak hesaplandı.

Ancak bölgesel veriler durumun vahametini ortaya koyuyor. Türkiye genelinde tam 21 ilde, emekli ve hak sahibi sayısı, o ildeki aktif çalışan sayısını geride bıraktı. Örneğin Sinop'ta 100 emekliye karşılık sadece 73 çalışan bulunurken Zonguldak'ta 100 emekliye karşılık 74 çalışan düşüyor. Türkiye’nin üretim üssü İstanbul’da oran 1,64 seviyesinde.

Türkiye’de aktif/pasif dengesi bozulurken, Avrupa ülkeleriyle yapılan kıyaslama sistemin üzerindeki yükü gösteriyor. Hırvatistan (1,30) ve Fransa (1,32) gibi ülkelerde oranlar düşük seyrederken; İzlanda (2,45), İrlanda (2,29) ve Hollanda (2,19) gibi ülkelerde çalışan sayısının emeklilere oranı oldukça yüksek seviyelerde bulunuyor.

​​Emekli olmasına rağmen milyonlarca vatandaşın çalışmaya devam ettiği tabloyu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erguvan Tuğba Özel Kızıl ile konuştuk. Prof. Dr. Kızıl, demografik dönüşümden psikolojik etkilere kadar yaşlılık ve çalışma hayatı ilişkisini 24 Saat için değerlendirdi.

Vakıf üniversitelerindeki öğrenim ücretleri için YÖK'ten yeni uyarı
Vakıf üniversitelerindeki öğrenim ücretleri için YÖK'ten yeni uyarı
İçeriği Görüntüle

Türkiye artık "çok yaşlı" bir ülke

TÜİK’in 2024 Aktif Yaşlanma Endeksi verilerine atıfta bulunan Prof. Dr. Kızıl, Türkiye’nin demografik yapısındaki çarpıcı değişimi şu sözlerle anlattı: "65 ve üstü nüfus, 2019 yılında 7 milyon kişi iken son beş yılda yüzde 20,7 artarak 2024 yılında 9 milyon kişiye ulaştı. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise yüzde 10,6'ya yükseldi. Projeksiyonlara göre bu oran 2030’da yüzde 13,5’e, 2060’ta ise yüzde 27’ye çıkacak. Buna göre Türkiye halihazırda 'çok yaşlı' bir ülke sınıflandırılıyor."

Zorunlu çalışma tükenmişlik yaratıyor

Emekliliğin, bireyin ömür boyu verdiği emeğin karşılığını almayı beklediği bir dönem olduğunu hatırlatan Kızıl, bu dönemde gelir düşüşü ve artan sağlık harcamalarının yaşlıları zorladığını belirtti. Çalışma hayatına devam etmenin ruh sağlığı üzerindeki etkisinin, "zorunluluk" ve "tercih" ekseninde keskin bir şekilde ayrıldığını vurgulayan Prof. Dr. Kızıl şunları söyledi:

"Ekonomik zorluğu olmaksızın, aktif kalmayı tercih ettiği için çalışan yaşlılar için çalışmak, ruh sağlığını olumlu etkileyen bir unsurdur. Kişi bedenen ve zihnen aktif kalarak ruhsal hastalıklara karşı dayanıklı hale gelir. Biz bunun tersini, yaşlıların evlere kapandığı COVID-19 pandemisinde ruhsal bozuklukların artmasıyla deneyimledik. Ancak tercih etmediği halde, zorunlu olarak çalışan yaşlı bireyler büyük risk altında. Fiziksel ve ruhsal olarak çalışma yaşamına uyum sağlamakta güçlük çeken bu grup; tükenmişlik sendromu, depresyon ve anksiyete gelişimi açısından risk taşıyor."

"Gelecek 30 yılın politikaları bugünden yazılmalı"

Yaşlılık döneminin kalitesinin aslında gençlik yıllarında yapılan hazırlığa bağlı olduğunu belirten Kızıl, sadece bireysel hazırlığın yeterli olmadığını, sosyal devlet anlayışının da devreye girmesi gerektiğini ifade etti.

Prof. Dr. Kızıl, yaşlılık döneminde yaşam kalitesinin korunması adına atılması gereken adımları ve çözüm önerilerini de sıraladı. Öncelikle tüm emeklilerin yaşam standartlarını sabit tutmaya yetecek düzeyde emekli aylıklarının iyileştirilmesi gerektiğini vurgulayan Kızıl, bireylerin çalışma yaşamı boyunca ek sigorta ve birikim yapmaya teşvik edilmesinin önemine değindi. Devletin sosyal kurumları aracılığıyla yaşlıların beslenme, bakım ve barınma ihtiyaçları için ek fonlar oluşturması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kızıl, gelecek 30 yılı kapsayacak politikaların belirlenmesi için pilot bölgelerde çalışmalar yürütülmesini ve bu süreçte akademik görüşlere başvurulmasının hayati olduğunu ifade etti. Kızıl, yaşlı nüfusun artışına paralel olarak psikolojik ve sosyolojik sorunların sıklaşacağı uyarısında bulunarak, sosyal politikaların bu gerçeklik ışığında geliştirilmesinin kaçınılmaz olduğunun altını çizdi.

Konukman: "Çalışan yoksulluğu' gitti, 'emekli yoksulluğu' geldi

Yaşlı nüfusun iş gücüne katılımındaki artışı değerlendiren İktisatçı Prof. Dr. Aziz Konukman, sorunun temelinde "istihdam yaratmayan büyüme" modelinin yattığına dikkat çekti. Konukman, emeklilerin keyfi bir tercihle değil, hayatta kalma güdüsüyle çalıştığını vurguladı.

Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) uzun süre "çalışan yoksulluğu" kavramını gündemde tuttuğunu hatırlatan Prof. Dr. Konukman, Türkiye'de ibrenin artık emeklilere döndüğünü belirtti: "Türkiye tarihinde emekliler hiç bu kadar vahim bir duruma düşmemişti. Eskiden asgari ücret ile en düşük emekli maaşı mukayese edilir, 'emekli maaşı asgari ücretin ne kadarı?' diye sorulurdu. Şimdi durum tersine döndü. Dehşet bir boyuta varan 'emekli yoksulluğu' olarak adlandırabileceğimiz bir vaka var önümüzde. Emekli maaşları ortalamada asgari ücretin altında kaldı. Çalışanların yoksul olduğu bir yerde emeklinin adı bile yok."

"Emekliler gençlerin işini çalıyor" algısı yanlış

Toplumda zaman zaman dile getirilen "Emekliler çalışarak gençlerin istihdamını engelliyor" eleştirilerini reddeden Konukman, sorunun kaynağının emekliler değil, yanlış ekonomi politikaları olduğunu söyledi: "İşin kökeninde 'istihdamsız büyüme' (jobless growth) yatıyor. Büyüme rakamları geliyor ama istihdam yaratmıyor. Sadece kapasite artışına dayalı, yeni yatırım hamlesi içermeyen bir büyüme modeli var. Dolayısıyla 'emekliler çalışmaya mahkum ediliyor' demek daha doğru. Emekli maaşlarının yetersizliği nedeniyle kayıt dışı ekonomide, 'ne iş olsa yaparım' mantığıyla çalışan, sigortasız ve güvencesiz büyük bir emekli kitlesi var. Bu insanlar gençlerin rakibi değil, sistemin mağdurlarıdır."

Emekliler kayıt dışı çalıştırılıyor

Resmi rakamların gerçeği tam yansıtmayabileceğine de dikkat çeken Konukman, "Kayıtlı ekonomide değil ama kayıt dışı ekonomide çalışan çok sayıda emekli var. İflasların ertelendiği, konkordatoların konuşulduğu bir ortamda emekliler, sigortasız çalıştırılmaya en müsait grup haline geliyor. Bu da hem emek piyasasını bozuyor hem de emeklinin yaşam standartlarını daha da aşağı çekiyor" değerlendirmesinde bulundu.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar