Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "siyasal casusluk" iddiasıyla yargılandığı davanın üçüncü duruşmasında savunmasını yaptı. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde bulunan 4 No’lu salonda görülen duruşmada İmamoğlu; siyasi danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün ile birlikte hâkim karşısına çıktı.
Savunmasında yargı bağımsızlığına, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) yazılan müzekkerelere ve Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik-toplumsal atmosfere geniş yer ayıran İmamoğlu, mahkemenin MİT’e sorduğu sorulara 4 aydır yanıt verilmemesine tepki gösterdi.
"MİT'in elinde bir rapor ya da tespit var mıdır?"
Mahkeme heyetinin mayıs ayından bu yana istihbarat birimlerine yönelttiği resmi yazışmalara değinen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Casusluk faaliyeti var mı, yok mu? Bunu doğrudan Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) bu mahkeme sordu. Bir değil, iki kez sordu. Mayıs ayından bu yana 4 aydır MİT’in çok basit iki soruya yanıt vermesini bekliyoruz. Benim ve diğer yargılanan arkadaşlarımın casusluk faaliyetinde bulunduğumuza ilişkin MİT’in elinde bir rapor veya tespit var mıdır? Sorunun bir tanesi bu.
Sayın Hüseyin Gün’e ait olduğu söylenen veriler ve ibb.gov.tr’ye ait olduğu söylenen veriler, TCK’nın 328’e 1 maddesi kapsamında devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerden midir? Bu soruyu ben sordum. Dört soru soruldu, sıfır yanıt. Kutsal, hepimizin kıymetli teşkilatı MİT'in bunlara cevabı bir gün bile değilken 4 aydır yanıt yok. MİT yıllarca cevap vermezse siz olmayan şeyin olmadığını beklemeye mi devam edeceksiniz? Bizi yıllarca tutsak etmeye mi devam edeceksiniz?"
"New York’ta hak ve hukuk diyenler, Türkiye’de rakibini cezaevine yolluyor"
Cumhurbaşkanlığı makamının yargıyı siyasi bir araca dönüştürdüğünü savunan İmamoğlu, dış politika ile iç siyasetteki hukuk uygulamaları arasındaki çelişkiye dikkat çekti:
"Cumhurbaşkanı'nın ülkeye verdiği en büyük zararlardan biri, hukuk devletinin üzerine katran dökmüş olmasıdır. İktidarda kalabilmek için yargıyı siyasi bir aparat hâline getirmiştir. Birleşmiş Milletler kürsüsünden dünyaya adil düzen çağrısı yapıyor; New York’ta 'güçlü olanın değil, haklı olanın sözünün geçmesini istiyor', 'güçlünün hukuku olmaz' diyor. Ama Türkiye’de rakibini cezaevine yolluyor. Dünyadan adalet istiyor, kendi ülkesinin cumhurbaşkanı adayı casusluk suçlamasıyla yargılanıyor. Rakibine 'ahmak' kelimesi üzerinden siyasi yasak vermeye çalışıyor. İktidarlar, partiler, bakanlar değişir ama devlet kalır. Kurumlar, hiçbir siyasetçinin kişisel hesaplaşmasının aracı olmamalıdır."
"Gücün karşısında duran için soruşturma, işine gelen için koruma"
Ekonomik güven ve yatırım ortamının temel şartının hukuk devleti olduğunu hatırlatan İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yatırım fonlarında yaşanan kriz yüzünden 131 fonun tasfiyesine karar verilmişken bunu hangi yatırımcıya anlatıyorsunuz? Fon vurgununun hesabı henüz sorulmamışken vatandaşın birikiminin güvende olduğuna kimi inandıracaksınız? Muhalif bir gazeteciyseniz tutuklanıyorsunuz. Cumhurbaşkanı adayının diplomasını iptal edip, peş peşe davalar açıp casus ilan ediyorsanız bu ülkede nasıl bir hukuk güvenliğinden söz edilebilir? Bu düzenin ne yapacağı artık öngörülebiliyor: Gücün karşısında duran için soruşturma, iktidarın işine gelen için koruma. Bu ülkede artık 100 kişiden 85’i adalete güvenmiyor."
"Mücadelemizi asla kaybetmeyeceğiz"
Duruşmadaki konuşmasının son bölümünde kararlılık mesajı veren İmamoğlu, toplumsal dayanışmaya ve adalet arayışına vurgu yaparak savunmasını tamamladı:
"Bugün ülkemizde yaşanan sefil krizin asıl müsebbibi yargının içinde bulunduğu bu durumdur. Milletime ve gençlerimize sesleniyorum: Bu iftira, bu yalan dolan düzenini hep birlikte tarihin çöplüğüne bizler atacağız. Mücadele azmimizi, kararlılığımızı asla kaybetmeyeceğiz. En zor anlarda kar altında deniz düşü kuranlara selam olsun. Ben asla ümidini kaybeden değil, burada verdiği mücadeleyle her gün ümidini yükselten Ekrem İmamoğlu’yum."
Necati Özkan: Bu dava sürreal, tamamen hukuk dışı
Aradan sonra duruşma savunmalarla devam etti. İBB davasından ve "casusluk" davasından tutuklu olan İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan ise savunmasında şunları söyledi:
"Yargı sistemimiz ne yazık ki bir süredir hasta. Bu da adaletimizde, demokrasimizde ve devletimizde bir hastalığa neden oluyor, sirayet ediyor. Devletin milletiyle varlığı için bir risk oluşturuyor. Bu yargı sistemi böyle devam edemez. Mahkemeler açık ve net suçsuzluğun olduğu dosyada karar vermeyi erteleyemezler. Herhangi bir kurumdan belge gelmedi diye sarih olan bir dosyada erteleme yapamazlar. Bu dava sürreal. Tamamen hukuk dışı bir dava. Siyasi ve askeri casuslukla ilgili bizim için 15’ten 20 yıla kadar ceza isteniyor. İddianame 17 e-posta ve şifrelerine dayandırılıyor. Bu iddialarla ben, CHP ve İmamoğlu seçimleri manipüle ediyormuşuz. Bu da casusluk! Koskoca devleti ve yargıyı işgal eden absürt davanın yegâne dayanağı, 17 İBB çalışanına ait olduğu iddia edilen e-posta ve şifrelerinin elde edilip seçimlerin manipüle edildiği…
Bilirkişi raporuna göre 17 e-posta İBB veri tabanından sızdırılmamıştır. Bu 17 e-postaya ait veriler 2019’dan önce farklı platformlardan sızdırılmış. Sizin bilirkişinizin tespiti: 23 Haziran 2019’dan 11 yıl önce herkese açık hâle gelmiş. "Sızıntıların kaynağı İBB veri tabanı değildir" diyor bilirkişi raporu. İBB’de çalışan bu 17 kişinin başka sitelere üye olmasından ve o sitelerin hacklenmesinden kaynaklanmıştır bu veri sızıntısı. "Bu verilerde devlet sırrı, bilgi, belge yoktur" diyor bilirkişi raporu.
İBB Bilgi İşlem Daire Başkanlığının mahkemeye gönderdiği cevap ne diyor? 17 e-postadan sadece ikisi gerçektir. Bunlardan biri de Çözüm Masası’na aittir. Hacklenmiş e-postalara ait şifrelerin de İBB sistemiyle alakası olmadığını söylüyor Daire Başkanı. Son 20 yılda minimum 12 karakter kullanılıyormuş. Yani bir İBB çalışanı iseniz, İBB size "ibb.gov.tr" uzantılı e-posta açmışsa bunun 12 karakterden oluşması lazım. Ama iddianamede sözü edilen şifreler 12 karakterden oluşmuyor.
İBB İnsan Kaynakları, e-postaları ve şifreleri izinsiz elde edilmiş gösterilen tek bir kişinin İBB çalışanı olduğunu, diğerlerinin çoktan 2019’dan önce İBB’den ayrıldığını gösteriyor. İBB ve iştiraklerinin veri tabanına erişim izni olanların listesini istedik ve geldi. Ne benim adım var ne de buradakilerin adı var. İBB verilerine ulaşabilecek yetkide değilim. Bu insanları hayatımda görmedim. Dijital yoldan bir temasım da yok. Türkiye’yi, medyayı, yargı sistemimizi gereksiz şekilde meşgul eden ‘izinsiz veri temini’ isnadı hakikat dışıdır ve hukuk dışıdır. Keyfîdir.
"Seçimleri manipüle eden varsa iktidardır"
Seçimleri manipüle eden varsa iktidardır. Seçimde bütün kamu gücünü kullanmıştır. Benim Türkiye Cumhuriyeti aleyhine bir eylemim yoktur. Benim hayatıma, inançlarıma, değerlerime aykırıdır bu iddia… Siz bana "vatan haini" diyorsunuz iddia makamı. Bunun ahlâki, cezai ve vicdani sorumluluğu var. Lütfen dikkat!
Bir kişinin e-postasından "Seçimleri kazanacağız!"… Dosya bomboş. Tek bir delil olmadan 20 yıla kadar cezalandırılmamızı istiyor. Sayın Savcım, size, annenize, babanıza böyle bir şey isnat edilse, hâlâ o koltukta oturup tutukluluğun devamını ister misiniz? Bunu nasıl yapabiliyorsunuz? Hukuk insanlığı bu mu… Gençsiniz. Daha uzun bir hayatınız var. Beraatle sonuçlanacak bu dava, sizler… Şaka gibi… Bu hukuk, adalet, devlet değil. Bu adalet sistemi hasta. Bu demokrasi hasta. Daha uzun süre böyle devam edemez. Sizler bağımsız, vicdanlı, özgür ve hukuka dayalı yargıçlar olarak bu hakikat dışı davaya "dur" diyebilirsiniz. Bu duruşmada tahliye kararı vermeniz için MİT’ten yazı beklemenize gerek yok. Her şey bu kadar açıkken… Bana itibarımı ve özgürlüğümü iade etmenizi talep ediyorum."
Merdan Yanardağ: Atadığınız kayyım bir medya kuruluşunu yok etti
Daha sonra savunma yapan Merdan Yanardağ, "11 aydır tutukluyuz. Kişi hürriyetinin ihlalidir bu. Biz neden tutuklu olduğumuzu neden yargılandığımızı biliyoruz" dedi ve şöyle devam etti:
"Birisi 2019 ve 2024 seçimlerini lekelemek ve Ekrem Bey’in etrafındaki ablukayı yükseltmek. Diğeri TELE1’e el koymak, beni ve arkadaşlarımızı susturmaktı. Böyle bir casusluk kumpası kurulmasının nedeni o. Biz hep Hüseyin (Gün) Bey’e kızdık. Önce itirafçıydı. Hayır, itirafçı yok bu davada. Hukuken yanıltılmış. Ne bizi casuslukta suçluyor ne kendisi hiçbir suçlamayı kabul etmiyor. Ben buradan bütün medyayı ve gazetecileri, gazeteci arkadaşlarımızı uyarmak istiyorum. Bu davanın itirafçısı yok. İtiraf edilen bir suç yok bu davada. Hüseyin Gün’ün bize yüklediği bir suçlama yok. Tam tersine ne bizi suçluyor ne kendisi suçlamayı kabul ediyor. Biz onun yüzünden burada yattığımızı, tutuklandığımızı düşünüyorduk belki başlangıçta. Sonra ben baktım, dikkat ettim ki Hüseyin Bey bizim yüzümüzden tutuklanmış. Asıl amaç bize ulaşmak. Asıl amaç TELE1’i kapatmak, Merdan Yanardağ’ı ve arkadaşlarını susturmak, Ekrem Bey’i bir casusluk davasıyla lekelemeye çalışmak.
"İmamoğlu’nun kazanmasını sağlamışız, suç mu? Bu ülke Binali Yıldırım’ı seçmeye mecbur mu?"
Necati Bey, Türkiye’nin en önemli siyasal kampanyacılarından biridir. Önemli bir ajansın başındadır. Sadece Türkiye’de değil, dünya çapındaki birisinden söz ediyoruz. Onu işini yapamaz hale getirmektir. İntikam almak, 'sen bu başarılı seçim kampanyasını nasıl yürütürsün' diye. Herhangi bir maddi kanıt koyamadılar. Peki, ne koydular? TELE1’de bir canlı yayın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuk olduğu canlı yayın. Yayının dökümünü birebir yayınlamışlar. Siz bir canlı yayında casusluk yapıldığını gördünüz mü? Biz Ekrem İmamoğlu lehine algı oluşturmuşuz. Algı oluşturmak casuslukmuş. Niye? Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasını sağlamışız. Suç mu? Bu ülke Binali Yıldırım’ı seçmeye mecbur mu? Halkın iradesine böyle bir ipotek konulabilir mi? Bu dava çok açık bir biçimde siyasaldır. Kemal Kılıçdaroğlu’na buradan selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum. Bu davanın adı siyasal casusluk davası."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerini de dile getiren Yanardağ, şunları anlattı:
"Bir televizyon yayınında bir gazeteci arkadaşımız, beni ziyaret edip etmeyeceğini, başvurup başvurmadığını sordu. ‘Hayır, böyle bir başvurumuz yok’ dedi. Doğru söylemiyor. 25 Haziran 2026 Türkiye gazetesinde özel haber. Haberde imza da var. Diyor ki ‘Genel merkezden alınan bilgide Kılıçdaroğlu’nun Selahattin Demirtaş’la görüştükten sonra Osman Kavala, Merdan Yanardağ, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ı da ziyaret edeceği belirtildi.' Haber burada, adresler burada. Sonra Cumhuriyet gazetesi ve başka gazeteler yapmış. Ben Cumhuriyet ve diğer gazetelerden okudum. Burada da arkadaşlar sorduğu zaman mutlak butlan kararından sonra 'hayır, görüşmeyeceğim' dedim. 'Görüşmeyeceğim' deyince Nasrettin Hoca eşek hikayesine benziyor. 'Ben zaten gitmeyecektim' demiş. Doğru söylemiyor. Bu davaların tabii bazı faydaları da var. Sezen Aksu benimle ilgili davayı geri çekmiş. İçinde bulunduğum durumu gerekçe göstermiş. Sezen Aksu’yu ben yetmez ama evetçi olduğu için eleştirmiştim. Herhalde utandı Sezen Aksu."
Hüseyin Gün: Ben casus değilim, Jön Türk felsefesini şiar edinmiş bir iş insanıyım.
Etkin pişmanlıktan ifade veren Hüseyin Gün de şu savunmayı yaptı:
"Aydınlatmak istediğim bazı konular var. Bu davada casusluğun c’si yok. Ben casus değilim. Kimseye de bu iğrenç lekeyi atmadım, atmayacağım. Atatürk’ümüzün dediği gibi: "İftira atan insan kendi insanlığından vazgeçer. İftiraya uğrayan benim. Ben gözaltına alınınca tüm şifrelerimi ve dijital materyallerimi kendi rızamla emniyet görevlilerine verdim. Benim günlüklerimde de dijitallerimde de iddianameye dayanak olan hiçbir delil yok. Çünkü ben casus değilim. Jön Türk felsefesini şiar edinmiş bir iş insanıyım.
Şu net ve çıplak şekilde ortada: Casus yok, casusluk faaliyeti yok. Olmayan bir şeyin kanıtını arıyoruz. Gerçekleşmemiş bir şey için kanıt olamaz zaten. Necati Özkan ile yazışmaların hiçbirinde casusluk iddiasıyla ilgili hiçbir şey yok. Suçlu isem tek yaptığım şey, ‘mamy’ dediğim manevi annem Seher Alaçam’ın ricası ve isteği üzerine 10 günlüğüne sosyal medya analizi yaptırmam. Sosyal medya açık kaynak… Sosyal medya analizi yapmam için başka veri setine ihtiyacım yok. 15 aydır hücredeyim casusluk suçlamasıyla… Ve iğrenç bir leke sürülmeye çalışılıyor burada. Onur kırıcı ve hayli düşündürücü.
Sosyal medya analizi yaptırmak suç değil. Bunu yaptığımız için ceza alırsak cehennemin kapısını açmış olursunuz. Günde 56 milyon sosyal medya kullanıcısı var. Bundan ceza verilirse Türk vatandaşları casusluk suçlamasıyla içeri alınabilir.
23 Ekim 2025’te benim etkin pişmanlık başvurum olmamıştır. Bu iddianameye göre Google arama motorunu kullanan da suç işlemiş oluyor. Çünkü bu veriler depolanıyor. Nerede? Bulutta… Yüce devletimiz geçen yıl 4,6 milyar dolar bulut hizmetinden faydalanmak için kira ödemiştir. Devletimiz maalesef bulut sistemine sahip değildir. Bulutun sahibi de ecnebi, Türk değil. Bu davanın ve mesnetsiz iddianamenin anatomisi kanıtsız, hukuksuz. Tamamen tahmine dayalı bir yargılama yapılıyor. 455 gündür tutukluyum.
Neden tutukluyum, nedenini bilmek istiyorum. Hakkımda aylarca kara propaganda yapıldı. Neden? Telefonumda üç dört tane emekli istihbaratçı varmış. Ama Jön Türk hareketinin kurucusu İshak Sükûti’nin dediği gibi: "Doğru duvar yıkılmaz." Devletçi, milliyetçi bir insandan casus çıkaramazsınız.
Er ya da geç adaletin yerini bulacağına inancım tam. Sabrediyorum. Hücremde tevekküldeyim. Kızgın değilim ama çok üzgünüm. Uyuşturucu müptelasının yüzünden dört kişi tutuklu burada. Benim devletim o müptelayı ciddiye alıyor ama benim bilgisayarımda olanı görmüyor ya da ciddiye almıyor.
Neden tutukluyum, nedenini bilmek istiyorum. Hakkımda aylarca kara propaganda yapıldı. Neden? Telefonumda üç dört tane emekli istihbaratçı varmış. Ama Jön Türk hareketinin kurucusu İshak Sükûti’nin dediği gibi: "Doğru duvar yıkılmaz." Devletçi, milliyetçi bir insandan casus çıkaramazsınız. Er ya da geç adaletin yerini bulacağına inancım tam. Sabrediyorum. Hücremde tevekküldeyim. Kızgın değilim ama çok üzgünüm. Uyuşturucu müptelasının yüzünden dört kişi tutuklu burada. Benim devletim o müptelayı ciddiye alıyor ama benim bilgisayarımda olanı görmüyor ya da ciddiye almıyor.
Hüseyin Gün casus algısı yaratmak için bu özel çaba niye… Ben bir iş insanıyım. Risk sermayesi yönetiyorum. Yüksek riskli, yüksek teknoloji yatırımları yapıyorum. Ben zaten varlıklı bir insanım. "Onun okul parasını ödemiş..." Manevi annemin duruşuna saygımdan ötürü bir şey söyleyeceğim: MASAK raporu ortada. Paranın sahibi belli. Para vermeyince beni 25 yıldır tanıyan meczubun aklına casus olduğum geçen yıl gelmiş.
Şöyle bir casus düşünüyor musunuz; ihanet ettiğim ülkeye yapay zekâ fabrikası kurmak için 30 Haziran 2025’te ülkesine dönüyor. Bunun çalışmaları bilgisayarımda var. Yapay zekâ altyapısında dünyada bilinen şirketin hem ortağı hem de yönetim kurulundaydım. Devletim bu şirketi biliyor. Bilgisayarımda bulunuyor. Kim bana casus diyor! Ben ülkeme katkı yapmayı planlarken bu çirkin ve uydurma iftiraya dayalı casusluk suçuyla tutuklandım.
Telefonumdaki emekli istihbaratçılardan zaman zaman ücret karşılığı hizmet alıyordum. Bunlar üst düzey. Başkanlarını tanıyorum. Onları çalıştırdım. Ben değil, onlar bana çalışıyordu. Dijital dünyada ne geliştiriliyor, ne pişiriliyor öğrenmek için. Çünkü yüksek risk yatırımları yapıyorum. 18’in üzerinde yatırımım var, hepsi de yurt dışında. Üzerimize gelen tsunaminin haddi hesabı yok. Nedir bu? Yapay zekâ ekonomisi. Biz eğer yapay zekâda oyuncu olamazsak gelecekte 7 sülalemiz prangada…
Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay tarafından imzalanan yetki belgesi ile FETÖ/PDY ile mücadele için ben devletin talebiyle görev aldım. Devlet terbiyesinin, ciddiyetinin çerçevesinde kalmaya çabalıyorum. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan onur duyan biri olarak Atatürk ilke ve inkılaplarından asla vazgeçmeyen gururlu bir Türk vatandaşıyım. Casus değilim."




