Avrupa çağdaş sanat sahnesinin dikkat çeken isimlerinden, 2025 Marcel Duchamp Ödülü adayı Fransız-Danimarkalı sanatçı Eva Nielsen, Türkiye’deki ilk kapsamlı kişisel sergisi "Insula" ile Beyoğlu’na konuk oldu. 18. İstanbul Bienali paralelinde, The Pill Paris-İstanbul işbirliğiyle Institut français Türkiye’de izleyiciyle buluşan sergi, sanatçının mimari, doğa ve bellek üzerine on beş yıldır sürdürdüğü titiz araştırmanın bir dökümü niteliğinde.

Nielsen’in eserleri, yalnızca fiziksel manzaraları değil, aynı zamanda kolektif hafızanın kırılganlığını da sorguluyor. Sergiye dair yaptığımız görüşmede sanatçı, ilhamını "yaşanmamış yerlerin belleğinden" aldığını vurguluyor. Nielsen, Kamboçya’daki Sihanoukville veya Güney İspanya’nın spekülatif inşaat projeleriyle dolu bölgelerini örnek göstererek durumu şöyle özetliyor:

"Bu topraklar çifte bir yok oluşun hikâyesini anlatıyor: Hem doğal manzaranın hem de o yapılarla hedeflenen kolektif hayal gücünün yok oluşu. Spekülatif bir heyecanla inşa edilmiş ama hiç yaşanmadan terk edilmiş şehirler... Bunlar benim için en az insan izi taşıyan, hayaletli mekânlar."

Eva 1

Ahmet Vehbi Doğramacı’nın ilk kişisel sergisi "Sergi No. 1" Schneidertempel Sanat Merkezi'nde sanatseverlerle buluşuyor
Ahmet Vehbi Doğramacı’nın ilk kişisel sergisi "Sergi No. 1" Schneidertempel Sanat Merkezi'nde sanatseverlerle buluşuyor
İçeriği Görüntüle

İstanbul'a dair 10 yıllık gözlem

Serginin merkezinde, sanatçının İstanbul ile kurduğu ve on yılı aşan ilişki yatıyor. Nielsen, İstanbul’un "istikrarsız kentsel dokusunu", kendi sanat pratiğindeki "inşa etme ve silinme" ikiliğiyle örtüştürüyor. Meksiko City ile İstanbul arasında bir paralellik kuran sanatçı, sürekli dönüşüm halindeki bu metropollerin kendisi için bitmek bilmez bir gözlem sahası olduğunu belirtiyor. Sergide ilk kez görücüye çıkan ve İstanbul’a yanıt niteliğinde üretilen yeni tuvaller, kentin geçişken manzaralarını ve "askıda kalmış" mekanlarını kayda geçiriyor.

Sanatçı, İstanbul ile kurduğu ilişkiyi Meksiko City ile kıyaslayarak anlatıyor:

"İstanbul'a on yıldır geliyorum ve her gelişimde şehirde bir şeyler değişiyor; yeni bir bina beliriyor, bir diğeri yok oluyor. Şehir içinde kayboluyorsunuz ve bu içsel kurgu çok ilginç. Tıpkı Meksiko gibi; sürekli bir mutasyon, inşaat parçaları... Bu şehirlere dikkat kesilmeye çalışıyorum".

Whatsapp Image 2025 12 08 At 22.28.51

Görünür olanın sınırında

Paris Güzel Sanatlar Okulu kökenli sanatçının tekniği, serginin kavramsal çerçevesiyle birebir örtüşüyor. Nielsen, tuval üzerine serigrafi baskıyı bir başlangıç noktası olarak kullanıyor, ardından bu katmanı yağlı ve akrilik boya ile yeniden kurguluyor. Ortaya çıkan sonuç ise mimari parçaların, yarı kentsel peyzajların ve grafik motiflerin iç içe geçtiği "melez imgeler"den oluşuyor.

Bu teknik, eserlerdeki insan varlığını da muğlaklaştırıyor. Nielsen’in "ıssız" görünen manzaralarında, dikkatli bakıldığında beliren silüetler ve gölgeler, "kendi genişleme arzularıyla tükenmiş bir dünyanın sessiz işaretleri" olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçı, bu figürleri "iki katman arasında sıkışmış, anlatılamaz ve kırılgan bir varlık" olarak tanımlıyor. Nielsen için "silinme" (erasure) kavramı, yaşamanın ve mimarinin kaçınılmaz bir parçası. Sanatçı, eserlerinde inşa etme eylemi ile yok oluş arasındaki gerilimi, endüstriyel alanlar ve kentsel çeperler üzerinden kurguluyor. "Doğa kendi kurallarını koyuyor, göletler oluşuyor, şeyler değişiyor. Bir zamanlar çok önemli olan bir yer, artık öyle olmayabiliyor" diyen Nielsen, terk edilmiş mekanlara duyduğu ilgiyi insani bir kibir (vanity) eleştirisi üzerinden de okuyor: "İnşa etme, dikme ve şeyleri görünür kılma fikrinin aksine, zamanla ilgili bir soru işareti var... Bu mekanlar benim için insanla çok bağlantılı".

Whatsapp Image 2025 12 08 At 22.28.49

Müze duvarlarından Beyoğlu'na

Eserleri daha önce Centre Pompidou, Paris Modern Sanat Müzesi, Palais de Tokyo (MAC VAL) ve Los Angeles MOCA gibi prestijli kurumlarda sergilenen Nielsen, "Insula" ile teknik ustalığını ve şiirsel anlatımını İstanbul’a taşıyor. Sergi, görüntülerin aşırı doygunluğa ulaştığı çağımızda, izleyiciyi "yavaş ve derin bir bakışı" yeniden keşfetmeye davet ediyor

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar