Türkiye’de inşaat sektöründe iş kazaları ve iş cinayetleri gündemdeki yerini korurken, 18 yaş altındaki çalışanlara ilişkin veriler riskin boyutunu ortaya koyuyor. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) 2025 yılına ilişkin verilerine göre inşaat sektöründe 18 yaş altı çalışanlarda 100 bin kişiye düşen ölüm oranı 29,19’a ulaştı. Ölüm oranı, Türkiye ortalamasının üç katına çıktı. Söz konusu oran, çocuk ve gençlerin çalışma alanlarında karşı karşıya kaldığı tehlikeleri yeniden gündeme taşıdı.
Mevzuata göre çocukların şantiyelerde çalıştırılması yasak olmasına rağmen, sahadaki denetim eksiklikleri bu yasağın ihlal edilmesine yol açıyor.
İş Güvenliği Uzmanı Ali Narin, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ve çıraklık uygulamaları kapsamındaki gençlerin öğrenci yerine ucuz imalat elemanı olarak görüldüğünü ifade etti. Sahadaki durumu 24 Saat'e değerlendiren Narin, MESEM ve çıraklık kapsamındaki gençlerin ağır işlerde çalıştırıldığını belirtti. Narin, “çocukların kâğıt üstünde stajyer görünmesine rağmen pratikte ucuz iş gücü olarak değerlendirildiğini” vurguladı.
"İş hızı, güvenliğin önüne geçiyor"
Şantiyelerdeki yüksek ölüm oranlarının arkasında farklı teknik ve idari sorunların bulunduğunu belirten Narin, çalışma alanlarında standart dışı ekipman kullanımından taşeron yapılanmasına kadar çeşitli başlıklara dikkat çekti.
Standartlara uygun olmayan ahşap platform ve iskelelerin kullanılabildiğini belirten Narin, şöyle konuştu:
"Türkiye’de şantiyelerde 2025 yılında bina inşaatlarında 368, yol ve köprü yapımlarında 149, çatı ve tesisat işlerinde 81 olmak üzere toplam 586 işçi hayatını kaybetti. Bu tablonun temel nedenleri arasında güvenlik yatırımlarının ihmal edilmesi, standart dışı iskelelerin kullanılması ve ağır iş makineleriyle işçilerin gerekli önlemler alınmadan aynı alanda çalıştırılması bulunuyor.
6331 sayılı Kanun’un 25. maddesine göre hayati tehlike tespit edildiğinde iş durdurulmalı. Ancak işin hızının güvenliğin önüne geçmesi ve taşeron zincirindeki yetki ve sorumluluk karmaşası, denetim eksikliklerini artırıyor."
"Kaza değil, göz göre göre gelen bir cinayet"
Ayrıca, Narin, yapı işlerinde meydana gelen ölümlerin yaklaşık yüzde 42'sinin yüksekten düşme kaynaklı gerçekleştiğinin altını çizdi. Kazaların önlenmesinde toplu koruma önlemlerinin öncelikli olması gerektiğini söyleyen Narin, şu ifadeleri kullandı:
"Yüksekten düşmeler, inşaatlardaki ölümlerin yaklaşık yarısını oluşturuyor. İnşaatlardaki her iki ölümden birine denk gelen bu tablo, kaza değil göz göre göre gelen bir cinayet. Bu ölümlerin temel nedenleri arasında, İSG’deki “önce toplu koruma” ilkesinin göz ardı edilmesi geliyor. Korkuluk, güvenlik ağı ve uygun iskele kurulmadan işçilerin yalnızca emniyet kemerine güvenmek zorunda bırakılması ciddi risk oluşturuyor.
Sahadaki “bize bir şey olmaz” anlayışı da güvenlik ekipmanlarının ihmal edilmesine yol açıyor. EN 795, EN 12810 ve EN 12811 standartlarına rağmen uygun olmayan halatlar ve derme çatma iskeleler kullanılabiliyor. İşlerin teslim tarihine yetiştirilmesi için güvenlik kurallarının göz ardı edilmesi, iş hızının işçi güvenliğinin önüne geçmesine neden oluyor."
18 yaş altı çalışanlarda ölüm oranı, Türkiye ortalamasının üç katına ulaştı
İnşaat sektöründe 18 yaş altı çalışanların karşılaştığı risklere dikkat çeken Narin, mevzuata göre çocukların şantiyelerde, ağır imalat işlerinde ve tehlikeli makinelerde çalıştırılmasının kesinlikle yasak olduğunu belirtti. SGK verilerinde 22 çocuğun hayatını kaybettiğini aktaran Narin, 18 yaş altı çalışanlarda 100 bin kişiye düşen ölüm oranının 29,19 olduğunu söyledi.
Bu ölümlerin yasal bir çalışma düzeninin sonucu olmadığını vurgulayan Narin, "SGK verilerindeki 22 evladımızın acı kaybı ve 3 katı aşan ölüm oranı, tamamen açık bir mevzuat ihlali ve denetim zafiyetinden kaynaklanıyor" dedi.
Narin, çocukların taşeronlar tarafından kaçak şekilde sahalara sokulduğunu, MESEM kapsamında gelen gençlerin ise kâğıt üzerinde stajyer görünürken pratikte ağır işlerde çalıştırıldığını ifade etti. Yetişkinlere göre tasarlanan iş güvenliği ekipmanlarının çocuklara uygun olmamasının da riski artırdığını belirten Narin, fiziksel gelişimini tamamlamayan çocukların tehlikeli durumlarda kendilerini korumakta ve haklarını savunmakta zorlandığını kaydetti.
"Çocuklar, 'çıraklık' adı altında ucuz iş gücü olarak kullanılıyor"
İş Güvenliği Uzmanı, ilgili yönetmelik kapsamında 14-17 yaş grubundaki çocukların şantiyelerde ve bazı tehlikeli işlerde çalıştırılmasının yasak olduğunu belirtti.
Buna rağmen sahada ihlaller yaşanabildiğini ekleyen Narin, şunları kaydetti:
"Şantiye girişlerinde kimlik ve SGK kontrolü yapılmaması, taşeronların çocukları sahaya kaçak şekilde sokmasına olanak tanırken, sanayi sitelerinin denetim ağının dışında kalması mevcut idari cezaların caydırıcılığını azaltıyor. Çıraklık adı altında sahalara giren çocuklar ucuz iş gücü olarak kullanılırken, yetişkinler için üretilen ekipman ve kişisel koruyucu donanımların çocukların fiziksel özelliklerine uygun olmaması, onları sahada tamamen savunmasız bırakıyor."
MESEM öğrencilerinin iş güvenliği denetimi
MESEM ve çıraklık kapsamındaki gençlerin iş güvenliği eğitimleri, risk değerlendirmeleri ve saha gözetimleri hakkında da konuşan Narin, mevzuat kapsamında verilmesi gereken oryantasyon eğitimlerinin uygulamada kâğıt üzerinde kalabildiğini belirtti.
Gençlere çalıştıkları makineler ve acil durum risklerinin uygulamalı olarak gösterilmesi gerektiğini söyleyen Narin, 3308 sayılı Kanun kapsamında usta öğreticilerin gözetim sorumluluğuna dikkat çekti. Üretim temposunun usta öğreticilerin gözetim görevini aksatabildiğini kaydeden Narin, deneyimsiz gençlerin tehlikeli makinelerle baş başa kalabildiğini ifade etti.
İşverenin güvenli çalışma ortamını sağlama, ustaların çalışma süreçlerini denetleme ve gerekli önlemleri takip etme sorumluluğunun bulunduğunu belirten Narin, bu süreçlerdeki eksikliklerin genç çalışanlar açısından risk oluşturduğunu söyledi.
SGK iş kazası verilerinin ayrıntılı olması neden önemli?
SGK istatistiklerinde iş kazalarının nedenlerine ilişkin alt kırılımların ayrıntılı şekilde verilmemesi konusunda da değerlendirme yapan Narin, her kazanın işletmeye özgü koşullar ve kusurlar içerebildiğini belirtti.
Narin, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alma yükümlülüğünün iş güvenliği uzmanına değil, doğrudan işverene ait olduğunu belirterek, uzmanların kazaların araştırılması ve önleyici tedbirlerin geliştirilmesi süreçlerinde görev yaptığını aktardı.
İş güvenliği uzmanlarının bağımsızlığı tartışılıyor
İş güvenliği uzmanlarının işverene bağlı şekilde çalışmasının mesleki bağımsızlık açısından oluşturduğu sorunlara da değinen Narin, ücretin doğrudan denetim hizmeti verilen işverenden alınmasının uzmanların karar süreçlerini etkileyebildiğini ifade etti.
Narin, sözlerini şöyle tamamladı:
"İş güvenliği uzmanlarının maaşlarını denetlemekle yükümlü oldukları işverenden alması, mesleki bağımsızlığı zedeliyor ve uzmanları etik sorumluluklarıyla geçim kaygısı arasında bırakıyor. Almanya'daki "Berufsgenossenschaft" sistemine benzer şekilde, ödemelerin bağımsız bir kamu fonu üzerinden yapılacağı bir modelin hayata geçirilmesi gerekiyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan da İSG hizmetlerinin kamu eliyle oluşturulacak bir finansman modeliyle karşılanmasına yönelik çalışmalarda son aşamaya gelindiğini açıkladı."




