İstanbul Valiliği’nin bu sabah sokak köpeklerine ilişkin yayımladığı yeni genelge, kentte uzun süredir devam eden “sahipsiz hayvan politikası” tartışmasını alevlendirdi. Genelgeye göre sahipsiz köpeklerin hızlıca toplanması, kısırlaştırılması ve rehabilitasyon süreçlerinin ivedilikle tamamlanması istenirken; parklar, okul çevreleri, ibadethaneler, havaalanları ve oyun alanlarında “kontrolsüz beslemeye kesinlikle müsaade edilmeyeceği” vurgulandı. Belediyelere doğal yaşam alanı ve bakımevi projelerini hızlandırma çağrısı yapılan genelgede, olası can ve mal kayıplarından sorumluluğun belediyelerde olacağı da hatırlatıldı.

Düzenleme, özellikle besleme yasağının kapsamı ve toplama süreçlerinin hızlandırılması nedeniyle hem hayvanseverlerin hem de hukukçuların tepkisini çekerken, sahada uzun süredir çalışan sivil toplum temsilcileri ve hukuk uzmanları uygulamanın sonuçlarına dair ciddi endişeler taşıyor.

Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HayKonfed) Başkanı Haydar Özkan, genelgenin uygulamada doğurabileceği sonuçlara dikkat çekerken; Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Tuğba Gürsoy ise hukuki boyutunu ve belediyelere getirilen yükümlülükleri değerlendirdi.

Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Tuğba Gürsoy: “Hayvanlara bakanlara yönelik bir mobbing var”

Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Tuğba Gürsoy, valilik kararlarının Türkiye genelinde hem hayvanlara hem de onlara bakan yurttaşlara yönelik bir baskı ortamı yarattığını söyledi. Gürsoy, “Bütün Türkiye’de hayvanlara yönelik bir mobbing var. Aynı zamanda hayvanlara bakan insanlara da mobbing var” dedi.

Belediyeler yükümlülüklerini yerine getirmedi: "Bakım evi olmayan belediyeler bile hayvan topluyor"

Gürsoy, 2024 Ağustos’unda çıkan yasa ile köpeklerin toplanarak bakım evlerine alınmasının hukuken mümkün hâle geldiğini hatırlatarak belediyelere getirilen yükümlülüklerin hâlâ tamamlanmadığını vurguladı:

“Yasa, belediyelere 2028 yılının Aralık ayına kadar bakım evi kurma zorunluluğu getirmişti. Bu henüz yapılmadı. Bakım evi olmayan belediyeler bile hayvan topluyor; kapasitesinin çok üzerinde hayvan toplayan belediyeler var. Yer olmadığı için de sokakta hâlâ hayvanlar var. Çok hızlı toplama yapmalarına rağmen bu durum değişmiyor.”

“Besleme yasağı insaniliği, hukuku ve hayvan refahını aşan bir genelge”

Valiliklerin besleme yasaklarının hiçbir şekilde savunulamayacağını belirten Gürsoy, bunun hem vicdani hem hukuki açıdan mümkün olmadığını ifade ederek “Biz bu hayvanları aç ve susuz bırakacak değiliz elbette. Bu, insaniliği de hayvan refahını da aşan bir madde. Hayvanları koruma kanunu hayvanları gözetmeyi emrediyor. Beslemeyi yasaklamak hukuka aykırı" diye konuştu.

“Köpeklerin beslenmesi ekolojik denge için gerekli”

Gürsoy ayrıca genelgede yer verilen “haşere ve kemirgen popülasyonu” gerekçesinin gerçeklikle bağdaşmadığını söyleyerek, “Köpeklerin beslenmesi yaban hayvanlarının şehre inmesini engelliyor. Haşere mücadelesinde bu hayvanların büyük rolü var. Bu genelge tamamen köpekler üzerinden bir düşmanlıkla hazırlanmış. İnsanların gözünü korkutmaya çalışıyorlar" diye konuştu.

“Para cezaları caydırıcı değil; kimse aç bir hayvana sırtını dönmez”

Besleme yapan yurttaşlara kesilecek küçük para cezalarının fiili bir etki yaratmayacağını belirten Gürsoy şöyle konuştu:

“Hayvanları besleyen insanlar bu ufak cezalar yüzünden geri adım atmaz. Aç ve susuz bir hayvan gördüğümüzde cezadan korkup yemek vermemek bizim vicdani sınırlarımızı aşar. Bu genelge hukuka uygun değil. Mevzuatımızın hiçbir yerinde hayvan beslemeyi yasaklayan bir hüküm yok. Eğer çevre kirleniyorsa zaten bunun için ayrı cezai yaptırımlar uygulanabilir. Ama beslemeyi tümden yasaklamak mümkün değil.”

“Sıra kedilere geliyor; süreç genişleyerek ilerliyor”

Gürsoy, sürecin yalnızca köpeklerle sınırlı kalmayacağı konusunda uyararak şunları kaydetti:

“Sıra kedilere geliyor. Zaten Afyon'da da benzer bir uygulama çıktı. Ankara’da kedi toplayan belediyeler var; ihalelerin içinde kedi toplama maddesi yer alıyor. Baştan beri söylüyorduk: Bu mesele köpekte kalmayacak. Sokakta yaşayan tüm canlılara yönelik bir düşmanlık var ve nitekim öyle oluyor.”

HayKonfed Başkanı Haydar Özkan: “Beslemeyi yasaklamak kanuna aykırı”

HayKonfed Başkanı Haydar Özkan, valiliğin açıkladığı yeni düzenlemenin hem mevzuata hem de sahadaki gerçekliğe aykırı olduğunu belirtti. Kararın dayandırıldığı 2 Temmuz tarihli İl Hayvanları Koruma Kurulu toplantısına işaret eden Özkan, “Bunun bir benzerini yaklaşık bir ay önce Ankara Valiliği açıklamıştı. Şimdi İstanbul için alınan bu karar, köpeklerin kamusal alanda beslenmesini yasaklıyor ve bu durum 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na tamamen aykırıdır” dedi.

Özkan, kanunun açık hükmünü şöyle aktardı:

“5199’un 14. maddesi hayvanlara zalim ve acımasızca davranmayı, beslenmesine mani olmayı yasaklar. Bu nedenle alınan karar tamamen kanuna aykırı. İstanbul gibi hayvanlarıyla, özellikle kedileriyle anılan kadim bir şehirde böyle bir yasak, kültürümüze de yakışmaz.”

Bakan Gürlek'ten Ahbap soruşturması açıklaması: Haluk Levent tekneyle Yunan adalarına kaçacaktı
Bakan Gürlek'ten Ahbap soruşturması açıklaması: Haluk Levent tekneyle Yunan adalarına kaçacaktı
İçeriği Görüntüle

“Aç bırakırsanız saldırı riskini siz yaratırsınız”

Özkan, yıllardır yerine getirilmeyen belediye sorumluluklarının bugün sokak hayvanlarını ölüme ittiğini söyleyerek, “Kanun belediyelere 2028’e kadar bakım evi, barınak ve yaşam alanı kurma zorunluluğu getirdi. Ancak pek çok ilçe hâlâ bu yükümlülüğü yerine getirmedi. Belediyeler görevini yapsaydı, kısırlaştırma ve bakım süreçlerini tamamlasa bugün bu kadar hayvan popülasyonu olmazdı. Şimdi beslemeyi de yasaklayarak bu hayvanların ölüm emrini veriyorsunuz" ifadelerini kullandı.

Ayrıca besleme yasağının yaratacağı sahadaki tehlikelere dikkat çeken Özkan, aç kalan hayvanların davranışlarının kaçınılmaz olarak değişeceğini vurgulayarak, “Aç kalan bir hayvan, elinde poşet taşıyan birine yaklaşır. Sonra buna ‘köpek saldırdı’ denir. Oysa siz devlet eliyle bu hayvanları aç bırakırsanız, saldırı riskini bizzat kendiniz yaratmış olursunuz. Bu kabul edilemez" ifadelerini kullandı.

“Kamusal alan tanımı bütün şehri kapsıyor" Özkan'dan 'vakum etkisi' uyarısı

Genelgede geçen “kamusal alan” ifadesinin uygulamada neredeyse İstanbul’un tamamını kapsadığını söyleyen Özkan, “Kamusal alan dediğiniz parklar, devlet kurumları, okul çevreleri, ibadethaneler… Bir şehirde kamusal olmayan alan neredeyse yok. O zaman hayvan nerede beslenecek?” dedi.

Kışa girilirken besleme yasağının hayvanları doğrudan ölüme sürükleyeceğini vurgulayan Özkan, “Bir kedi 6 saatte, bir köpek 17 saatte açlıktan ve soğuktan donar. Beslemeye engel olmak hem kanuna hem vicdana hem de Allah’ın iradesine karşı gelmektir” ifadelerini kullandı.

Beslemenin tamamen durdurulmasının yeni riskler doğuracağını belirten Özkan, “Bir bölgede besleme engellenirse aç kalan yeni hayvanlar oraya gelir, bu da riskleri artırır. Vakum etkisi dediğimiz tam olarak budur” dedi.

“Bu sistem çöktü; örneğini Tokat’ta gördük”

Belediyelerin kısırlaştırma ve bakım yükümlülüklerini yerine getirmediğini, merkezi sistemin de çöktüğünü vurgulayan Özkan, Tokat Valiliği’ne bağlı Çamlıbel Bakımevi’ndeki toplu hayvan ölümlerini hatırlatarak, “Onlarca ölü hayvan çukurlara gömülmüştü. Bu mu çözüm? Bu ölümler devlete yakışıyor mu?” diye sordu.

"Kanun bana beslememi emrediyor”

Besleme yapan yurttaşlara Kabahatler Kanunu’ndan ceza kesileceğine dair endişeleri değerlendiren Özkan, “Kanunun bana verdiği yetkiye dayanarak ben beslemeye devam edeceğim. Kanun beslememi emrediyor; bu nedenle beslemeye mani olunamaz" ifadelerini kullandı.

HAYTAP Ankara Temsilcisi Sayılgan: “Yasak koymak yerine çözüm üretmek gerekiyordu”

Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Ankara Temsilcisi Pelin Sayılgan, ise valiliğin yayımladığı genelgenin yalnızca teknik bir düzenleme değil, hayvanlara yönelik köklü ve sorunlu bir bakış açısının dışavurumu olduğunu söyleyerek, “Bu genelge aslında hayvanlara karşı geliştirilen sorunlu bir bakış açısını temsil ediyor. Hayvanları çevre sağlığı için bir tehlike, bir pislik kaynağı, bir sağlık problemi olarak görüp şehirlerden uzaklaştırmayı hedefleyen bir açıklama” dedi.

Sayılgan, devletin yapması gerekenin yasaklama değil, çözüm üretme ve yol gösterme olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür anlamsız yasaklar koymak yerine devletin yapması gereken, neyin yapılmaması gerektiğini söylemekten vazgeçip neyin nasıl yapılacağını göstermek; sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yapmak. ‘Şurada besleme yapamazsınız’ demek yerine, ‘Gelin, buralarda besleme yapın’ diyerek güvenli ve kontrollü besleme alanları oluşturmak mümkündü. Belediyeler ve STK’larla iş birliği içinde, bilimsel bilginin ışığında, toplumumuzun vicdanına ve kültürüne uygun bir şekilde hayvanlarla dost olacak, onları bu şehrin birer unsuru ve sakini olarak gören bir planlama yapılabilirdi. Bu karar ise tamamen dışlayıcı, şehirlerden soyutlayıcı ve hayvan düşmanı bir yaklaşım.”

“Devlet kurumları arasında koordinasyon yok, bedeli hayvanlar ödüyor”

Sayılgan, popülasyonun artmasının temel sebebinin yıllardır uygulamaya geçirilmeyen politikalar olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:

“En büyük sorunlarımızdan birisi devlet kurumları arasında bir koordinasyon olmaması. Yıllardır söylüyoruz: Hayvan satışı yasaklansın, üretim çiftlikleri kapatılsın, yurt dışından kaçak hayvan girişleri önlensin ki popülasyon kontrol altına alınsın. Bunun kontrol altına alınması için de etkin ve sürekli bir kısırlaştırma yapılması gerekiyordu; Tarım Bakanlığı ve belediyelerin koordinasyonuyla. Oysa ülkemizdeki siyasi dinamikler, bakanlıklarla belediyeler arasında çatışma yaratıyor; çıkarılan yasalarla belediyeler zora sokuluyor, süreç siyasi partiler arasındaki çekişmeye dönüşüyor. Tamamen siyaset konuşuluyor ve hayvanlar buna kurban gidiyor. Hiçbir şekilde toplum sağlığını, doğayı ve kamu çıkarını gözeten politikalar uygulanmıyor. Bu rant odaklı çatışmanın bedelini ise yine hayvanlar canlarıyla ödüyor.”

Muhabir: Nur Yıldız