Kasa Galeri’nin bir zamanlar değerli eşyaları koruyan o ağır ve korunaklı atmosferi, bu kez çok daha kırılgan ama bir o kadar da güçlü bir hazineye; mahremiyete ev sahipliği yapıyor. Ali Akay küratörlüğünde bir araya gelen Güneş Terkol ve Güçlü Öztekin, "saklı olanın" politikasına ve estetiğine odaklanırken, galeri mekanını bir "sergileme alanından" ziyade, iç içe geçmiş iki zihnin yaşama alanına dönüştürüyor.

Fotoğraflarda gördüğümüz, yerden tavana kadar her santimi objelerle, maskelerle ve küçük notlarla kaplı olan o devasa duvar; bir sanatçının zihnindekileri, galerinin beyaz duvarlarını nasıl ele geçirdiğinin kanıtı gibi. Burada her nesne bir "giz" barındırıyor; bir kasket, eski bir fotoğraf veya bir kutu, kendi hikâyesini anlatırken aynı zamanda bütünün içinde kaybolarak "saklı" kalmaya devam ediyor.

Whatsapp Image 2025 12 12 At 15.20.33 (1)

Tülün Şeffaf Sessizliği

Öztekin'in yoğun ve gürültülü yerleştirmelerinin karşısında, Güneş Terkol’un tülleri birer sessizlik adası gibi duruyor. Turuncu ve pembe tonlarındaki incecik kumaşlar üzerine işlenen figürler, mekânda adeta hayaletler gibi süzülüyor. Bu tüllerin içine gizlenen ancak okunamayan "gizli mektuplar", serginin ismindeki "giz" kavramını fiziksel bir boyuta taşıyor: Bir şeyin orada olduğunu bilmek ama ona tam olarak erişememek. Terkol’un dikişle kurduğu bu dil, mahremiyetin ne kadar geçirgen ama bir o kadar da ulaşılamaz olduğunu hatırlatıyor.

Whatsapp Image 2025 12 12 At 15.20.33

Devasa Yüzler ve Mikro Dünyalar

Sergi, izleyiciyi sürekli bir odak değişimi yapmaya zorluyor. Bir yanda duvarda parlayan, turuncu-kırmızı tonlarıyla mekânı domine eden grotesk ve devasa yüzler, diğer yanda ise bir masanın üzerine titizlikle dizilmiş, her biri birer mikroskobik heykelcik olan beyaz objeler... Bu ölçek farkı, "gizemin" bazen çok büyük ve aşırı görünür olanın içinde, bazen de neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük detaylarda saklı olduğunu gösteriyor. Duvardaki koşan karton figür ise sanki tüm bu ciddiyetin ve gizemin içinden neşeyle kaçıp gitmek isteyen oyunbaz bir ruhu temsil ediyor.

Whatsapp Image 2025 12 12 At 15.20.33

Göstermek mi, Gizlemek mi?

“Giz, Gizem ve Saklı”, modern dünyanın "her şeyi görme" ve "her şeyi gösterme" takıntısına bir başkaldırı gibi. Terkol ve Öztekin, özel yaşam alanlarından nesneleri buraya taşırken bize her şeyi anlatmıyorlar; aksine, mahremiyetin estetik bir kurguyla nasıl korunabileceğini gösteriyorlar. İzleyici, galeriden çıktığında bir sergi görmüş olmanın ötesinde, bir sırra ortak edilmiş ama o sırrın ne olduğunu tam olarak çözememiş olmanın verdiği o lezzetli "merak" duygusuyla baş başa kalıyor.

Kasa Galeri'de yer alan sergiyi, serginin küratörü Ali Akay ile konuştuk.

"Giz, Gizem ve Saklı" başlığı altında üç katmanlı bir kelime grubu görüyoruz. Serginin metninde Baudelaire, Derrida ve Foucault gibi isimlere referans veriyorsunuz. Günümüzün "aşırı görünürlük" ve "gözetleme" toplumunda, bir şeyi "saklı" tutmanın ve onu sanat aracılığıyla kamusallaştırmanın politik değerini nasıl tanımlarsınız?

Evet bu önemli durmakta. 19. yüzyıldan bugüne kadar her şey loş bir havada işlemekteydi. Yani saklama alanları vardı. İnsan kalabalıklarda bile saklanabilmekteydi. Ama diğer yandan saklı gibi olan bir metafizik dünyanın gerçeği de bununla yan yana gitmekteydi. Metafizik olanı, yani soyut olan değil, ama o günün fizik biliminin düşünce anlamında ele aldığımız zaman saklı olan sadece düşünce değil, ama gerçek bile bu şekilde ele alınmaktaydı. Platon’dan beri “mağara metaforuyla” gerçeği ışıkta arayan ve gölgelerden gelen saklı bir gerçeği düşünmeye çalışıp bundan kurtulmaya uğraşan bir gelenek 20.yy da Heidegger’in “Düşünmek nedir?” adlı metninde de ifade edilmiş olduğu gibi örtülerin kaldırılmasıyla ve asla son örtüye gelemeyen bir gerçek anlayışının saklı olarak durmasına giden bir felsefi düşünce hakikat üzerine düşündü; ama bu saklı olarak durup durdu. Bugün aşırı görünürlük içinde kaldığımız söylenmekte; ne kadar? Nereye kadar bu tam olarak doğru? Bir anlamda, sosyal medya gerçekten oldukça uzak bir mecra. Fake news ve bugün bir de AI ile işleyen haberlerin nasıl bir yorumu yapılabilir? Tekno-logos bize tekniğin altında “insanın unutuluşu” veya “insanın form olarak ölümü” kavramlarını beraberinde getirdiğinde, antropolojiden de uzaklaşmaya başlamaktayız. Gözetleme toplumu 19.yüzyıl kavramıydı. Foucault bunu Panopticom ile ifade etmişti. Görülmeden bakanların görülenleri denetlemekte olduğu toplumu ifade etmekteydi. “Biyo-politika” ise daha açık ve yayılan bir denetimi harekete geçirmişti. Modern toplumlar denetim toplumları olarak ortaya çıktılar. Bugün ise post-modern bir dönemde, her şeyin apaçık gibi durduğu ama hiçbir şeye de güven duyamayacağımız bir alana girdik. Saklı ve gizli ve gizemli olanın anlamı bugün buradan kaynaklanmakta diyebilirim.

Whatsapp Image 2025 12 12 At 15.20.34 (1)

Sergiyi Güneş Terkol ve Güçlü Öztekin’in atölye/ev yaşantılarından nesneleri galeriye taşıdınız. Bir sanatçının mahremiyetini bir "deneyim alanı" olarak sergilemek, ziyaretçiyi bir tür izleyici konumuna mı sokuyor yoksa onları bu mahremiyetin bir parçası mı kılıyor?

Bu sorudan çıkarabildiğim şu olacak: İki sanatçının, Güneş Terkol ve Güçlü Öztekin’in evlerindeki eserlerin nerdeyse hepsinin veya büyük bir çoğunluğunun galeri mekanına taşınmasını ilk olarak kurgulamıyorum. Bundan yıllarca evvel de Emre ve Gülin Dökmeci’nin koleksiyonundan bir grup eseri Ankara’da Cer Modern Müzesinde sergilediğim zaman da koleksiyoncu ailenin çalışma odasını sergi alanına taşımıştım. Bu bir mahremiyet gibi durmakta elbette; ama aynı zamanda eserlerin yan yana geldiği bir alanı da sergiye taşımaya kalktığımızda o ortam sergiye başka bir anlam katmakta diye düşünmekteyim. Yaşam alanı bu. Sergi bir yaşam alanına dönüştürülmekte o bakımdan. Ama izleyici bu alanın içine girer gibi; ama aslında sadece havasını izleyebiliyor, çünkü evin havası ve düzenlenmesi Kasa Galeri’nin aynısı değil zaten. O anlamda mahremiyet alanına girmekten çok uzak bir şekilde ancak dışarıdan bakabiliyor her ne kadar kendilerini içeride zannetseler de. Espas başka bir yer. Mesela 19. yy'daki Uluslararası Fuarlar Paris’te veya Londra’da kuruldukları zaman, mesela Kahire’nin bina düzeni sergi alanına taşındığında seyirci Mısır’a gitmiş olmuyor. Kahire’yi tanımış da olmuyor. Bir bakıma “ordaymış gibi” bir hissin içinde kalıyor; ama burası şehrin içi değil. Felsefe hep şehirlerde gelişmeye doğru meyillendi. Atina’da Akademi Platon tarafından kurulduğunda, sonra Aristoteles Lise’yi kurmuştu. Bu şehir felsefenin ilk ortaya çıktığı yerdi. Daha önce Anadolu bilgeleri vardı. Ama onlar bilgece düşünürlerdi. Bugün onları okuduğumuzda Miletlileri, Efeslileri okumaktayız veya felsefe alanı olarak Atine filozoflarını. Ama bu şehirlerde değiliz. Veya sadece Batı değil, İskenderiye Yahudi düşüncesi için veya Bağdat Arap düşüncesi ve felsefesi için hatırladığımız yerler. Batı ilahiyat ve felsefesi için Annaba (Cezayir) şehri Hristiyan düşünce için çok önemli olan Aziz Augustinus’un 'İtirafları' yazdığı yer. Bazen de ufak şehirler önemli olabiliyor: Mesela Spinoza Etika’yı La Haye şehrine yakın bir yer olan Voorburg’da yazıyor. Veya Hegel, İéna gibi ufak bir şehirde “Tinin Fenomonolojisi” eserini gerçekleştiriyor. Ama bunlar bizim oralarda olduğumuzu göstermiyor. Benzer bir şekilde sergi mekânı için de bu şekilde düşünebiliriz.

Whatsapp Image 2025 12 12 At 15.20.38

Kasa Galeri, tarihsel olarak "değerli olanı saklamak" için inşa edilmiş bir mekan. Serginin ismindeki "Saklı" kavramı ile galerinin fiziksel kimliği arasında nasıl bir ironi veya uyum var? Mekânın duvarlarını birer "günlük" gibi kullanma fikri bu 'kasa' algısını nasıl kırıyor?

Evet böyle de bakılabilir. Kasa saklama alanı. Gizli veya saklı olan para ve kıymetler değil, ama paranın veya kıymetli değerlerin ne kadar oldukları. Niceliksel olanın saklı olduğu bir mekandayız. Ancak burası artık paraların değil, ama eserlerin ve bilginin saklandığı bir mekân. Araştırma ve sanat gösterme alanı olarak kullanılmakta. O bakımdan kasa sadece metaforik bir isim. Göndermesi o mekânın tarihine sadece. İşlevin değişmesi metaforu da benzer bir şekilde değişime sokmakta değil mi?

Whatsapp Image 2025 12 12 At 15.21.11 (1)

Sergide devasa duvar yerleştirmelerinden, masa üzerindeki neredeyse mikroskobik beyaz objelere kadar büyük bir ölçek farkı var. Bu ölçek oyunları, küratöryel olarak "gerçeğin parçalı yapısını" mı temsil ediyor?

O şekilde düşünmedik sanatçılarla. Günümüzün parçalı yeni dünyası doğru bir tanım tabii. Sergi sadece bir biriktirme alanı olarak işlemekte bana kalırsa. Kasa kapitalin biriktirme alanı olarak eski bir tarihe dayanmakta. Sermaye birikimi o anlamda zenginlik analizinden sonra ekonomi-politiği ifade etmekte değil mi? Onun gibi eserler de burada değerler birikimi olarak yan yana gelmekte ve sergilenmekteler, benim bakış açımdan baktığımda.

Sergi 26 Aralık'a kadar Kasa Galeri'de görülebilir.

Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 11. durağı Konya: 9 gün boyunca 148 etkinlik düzenlenecek
Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 11. durağı Konya: 9 gün boyunca 148 etkinlik düzenlenecek
İçeriği Görüntüle

Whatsapp Image 2025 12 12 At 15.21.11 (1)

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar