oğa üstü deneyimler acaba gerçeğin büyük bir bölümünün saat ve takvimle ölçülen dünyaya ait olamayacağının ipuçlarını mı veriyor?

ASTRAL ÇIKIŞ

Benliğin ve bedenin birbirinden ayrılması bazen uykuda veya uyanışa geçiş anında olmaktadır. Ayrılma anında çevre aynıdır ama görüş açısı 2-3 metre yüksekte ya da 2 - 3 metre yana kaymıştır.

Olayı yaşayan bu kişiler yukarıdan kendi bedenlerini seyrettiklerini söylüyorlar. Anlattıklarında ise farklı kültür, farklı ülke ve farklı dinlerden olmasına rağmen ortak görüntülerden bahsediyorlar.

Kendilerini bulut olarak hissetmekte; bedeni yukarıdan seyretmek, yatan bedenle aralarında gümüş bir bağın olduğunu görmek, duvar, kapı gibi bütün engelleri rahatça aşabilmek gibi ortak bilgiler veriyorlar. Bu deneyimi yaşayan kişiler heyecan panik ve korku hissiyle kendilerini tekrar bedenlerinde buluyorlar.

BİLİMSEL ÇALIŞMALAR

Bu tür olaylar (Klinik Ölüm) kapsamında ele almıyor. Bu Konudaki bilimsel araştırmalar 1960 yılından beri çok detay- -i bir şekilde ele almıyor. İncelemeler genellikle kalp hastaları üzerinde yürütülüyor.

Uygulamanın yapıldığı hastanenin yoğun bakım servisinde çeşitli cihazlara bağlı kalp hastasının hayati fonksiyonları duruyor. Yani klinik olarak ölüyor. Kısa bir zaman sonra yapılan tıbbi müdahaleler ile yeniden hayata döndürülüyor.

Yurt dışında yapılan böyle yüzlerce olay var. Ölüm, ölümden sonra yaşam gibi konulara ilişkin görüşler sadece psişik araştırmacıların ortaya koyduklarından ibaret değil. Bunların tarihi o kadar eski ki Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’te ölümden sonra yaşam, cennet, cehennem, ceza, ödül gibi konular ısrarla vurgulanır. Günümüzdeki araştırmacılar ise bunların sembolik olduğunu ve gerçeklerin yerine oturtulmaları gerektiğini öne sürüyorlar.

İnsan ölünce ne olur?

Galiba kendimize en çok sorduğumuz sorulardan biridir.

Babamın askerliği nedeniyle Erzurum›da orta okula başlamıştım. Bir gün okuldan eve gelirken kızak yapan çocuklar bana çarptı ve bir süre yerde sürüklendi

Ufak tefek çiziklerin dışında bana göre pek bir şey yoktu. Üstüm başım çamur içinde eve geldim. Ne olduğunu sorduklarında olanları anlattım. Çok korktuğumu düşünen annem bir bardak su verdi.

Ne olduysa işte o anda oldu. Bir türlü ağzımı bulamıyordum. Sendeleyip koltuğa uzandım. Evdekiler telaş içinde oradan oraya koşuşturuyorlardı. Garip olan; onları bulunduğum yerden yani koltuktan değil, birkaç karış havadan izleyebilmemdi. Koltukta yatan beni götürüyorlardı. Yukarıdaki ben de onu takip etmeye başladı. Gerçek ben hangisiydim?

Bunları düşünürken hızla yukarı doğru çekildim. Araba içinde giden benden uzaklaşıyordum. Daha sonra kendimi tarifi mümkün olmayan güzellikte bir bahçe içinde buldum.

Çok kalabalık ışıklı varlıklar guruplar halinde oturuyorlardı. Hangi gurubun yanma gitmem gerektiğini düşünürken güzelliğini ifade edemeyeceğim bir kadın yanıma yaklaşarak, "Senin vaktin henüz gelmedi/’ dedi ve bana ışıkların içinde ailemin bulunduğu hastaneyi gösterdi.

Bütün ailem hastanenin önüne toplanmış perişan bir halde içerden gelecek neticeyi bekliyorlardı. Anemin acısını birden içimde hissetim. Tarif edilemeyen bir duyguydu. İstemeyerek de olsa bu güzel mekandan ayrılmam gerektiğini hissetmiştim ya da hissettirilmişti.

Hızlı bir şekilde aşağıya doğru adeta akmaya başladım. Kendimi bir tüy kadar hafif hissediyordum. Yattığım odaya geldiğimde yatan bedenim üzerinde yoğun bir şekilde çalışan doktorları sırtlarından görebiliyordum. Kısa bir süre daha olanları seyrettim. Birden koyu bir karanlık içine girdim ve aynı anda koluma yapılan iğnenin de acısını duydum; gözlerimi açtım.

Etrafa göz attığımda her şeyin biraz önce gördüğüm konumda olduğunu fark ettim. Hiçbir değişiklik yoktu; yalnızca yukarıdan değil de yattığım yerden görebiliyordum. Bir tek fark gözlerimin daha bulanık olarak görmesiydi.

Aradan yıllar geçti. Ölüm sorusunun cevabını ben biliyorum: Ölüm, sonsuz güzelliklerde yeniden yaşamaktır.

Gülçin BOĞA

İzmir