Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun 5. toplantısı bugün TBMM'de düzenlendi. TBMM Tören Salonu’ndaki toplantının birinci oturumunda Cumartesi Anneleri, ikinci oturumda ise Barış Anneleri dinlendi.

Cumartesi Anneleri adına ilk olarak konuşan, Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Yarıcı şunları söyledi:

"Babamı 2012 yılında kaybettik. Veraset ilanı için mecburen başvurduk ama abim olmadığı için bürokratik işlemleri başlayamıyordu. Hiç istemeyerek gaiplik davası açtık. Hayrettin Eren gaip olarak ilan edildi. Hayrettin Eren için iç hukuk yolları tüketilemediği için 12 Eylül darbecilerinin yargılandığı mahkemeye de biz başvuramadık. 1995 yılında bütün kayıp yakınlarıyla birlikte bir araya gelerek bütün Cumartesi Anneleri'yle birlikte Galatasaray'da mücadelemizi sürdürmeye başladık. Annem de iki gözü açık olarak bize veda etti. Biz annemin ve yakında kaybettiğimiz Emine Anne'nin de mücadelesini ve mücadelemizi sürdürüyoruz.

İkbal Yarıcı: "Hayrettin Eren’in kaybedilmesinin sorumluları bellidir"

Hayrettin Eren eğer bir suç işlediyse onun yargılanmasını sağlamaktı. Böyle olsaydı yasalar çerçevesinde yargılanır, ceza gerektiriyorsa cezasını çeker yoksa aramıza dönerdi. Hayrettin Eren'in yaşam hakkı, mezar hakkı elinden alındı. Hayrettin Eren’in kaybedilmesinin sorumluları bellidir. Hayrettin Eren’in faili olarak yargılanmalarını ve abimin akıbetinin açıklanmasını istiyorum. Bu komisyonun çözüm odaklı ve samimi olduğuna inanmak istiyorum. Bu yaraların iyileştirilmesi gerekir."

Besna Tosun: "Babam 'beni götürüp öldürecekler' diye bağırdı"

Konuşması sırasında zaman zaman gözyaşlarını tutamayan Besna Tosun ise şunları söyledi:

"30 yıldır babasına mezar arayan bir evlat olarak konuşuyorum. Babam Fehmi Tosun yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile bereber Avcılar'daki evimizden çıktılar. Aynı günün akşamı kuzenimle beraber saat 19.05 civarı evimize dönerken evimizin önünde beyaz Toros marka bir araç olduğunu ve bu aracın önünde dört kişinin beklediğini fark ettik. Araca yaklaştığımızda bu dört kişiden birinin babam olduğunu fark ettik. Babam bizi görmedi ama yanındaki kişilerden birisi bizleri gördü ve diğerlerini uyardı. İki kişi babamın koluna girerek babamı ışıklandırmasız bir bahçeye götürdüler. Aracın yanına yaklaştığımda önce bahçeye baktım ve babamı görmeye çalıştım. Dönüp aracın yanında duran kişiye baktım babamın arkadaşı olduğunu düşünerek gülümsedim o da bana gülümsedi. Ve ben 30 yıldır hayatımızı cehenneme çeviren bu gülüşle yaşıyorum. Sonra eve çıktım ve anneme misafirlerimizin geldiğini söyledim. Annem balkona koştu ve aşağıya baktığı sırada iki kişinin babamın koluna girerek zorla arabaya bindirdiğini görmüş. Babam 'beni götürüp öldürecekler' diye bağırdı. Aynı anda annemin ve babamın çığlıklarını duyduk.

Bülent Kuşoğlu'ndan 'devlet aklı' sözlerine açıklama: "Butlan süreci ile hiçbir ilgisi yok"
Bülent Kuşoğlu'ndan 'devlet aklı' sözlerine açıklama: "Butlan süreci ile hiçbir ilgisi yok"
İçeriği Görüntüle

"Bitmeyen sonsuz bir acıya, sonsuz bir mateme mahkum edildik"

Bizim yasımızı dile getirmemiz bile yasaklandı. Annem Galatasaray Meydanı'nda yaşlandı. Hayatta kalanlarsa sağlık sorunları nedeniyle evlerinden çıkamıyorlar. Bizler çocuktuk, Galatasay Meydanı'nda büyüdük, çocuklarımız o meydanda doğdu şimdi üç kuşak hep birlikte kaybedilen yakınlarımız için adalet arıyoruz. Bu mücadele bize ailemizden miras kaldı. Biz bu adaletsizlikle mücadele etmeyi çocuklarımıza devretmek istemiyoruz. Bu ülkenin bütün çocukları için özgürce yaşayabilecekleri, eşit, adil bir ülke bırakmak istiyoruz. Elbette ölüm hepimiz için kaçınılmaz bir sondur. Ağlarsınız, sızlarsınız içiniz yana yana onu toprağa vererek vedalaşırsınız. Bilirsiniz ki onun artık yeryüzünde bir mekanı vardır. Acınızı yaşar, yasınızı tutar zamanla kabul edersiniz. Zorla kaybedilmek ise ölümle yaşam arasındaki çizginin silinmesi demek. Biz ne yaşıyor ne de öldü diyebiliyoruz. Bizler ne sevdiklerimizi bulabildik ne de onlardan geriye kalanların boşluğunu doldurabildik. Bitmeyen sonsuz bir acıya, sonsuz bir mateme mahkum edildik. Kaybettiğimiz sevdiklerimizi bulmamız ve usulüne uygun toprağa vermemiz gerekiyor. Ziyaret edebileceğimiz bir mezar olması gerekiyor. Sorumluların yargılanması ve hak ettikleri cezayı alması gerekiyor. Babamın ölüp ölmediğini bilmiyorum. Bu acının artık son bulmasını istiyoruz."

Nezahat Teke: "Döktüğüm gözyaşlarının hepsi Kürtçe'ydi"

Barış Annelerinden Nezahat Teke, sözlerine Türkçesinin yettiği kadarıyla konuşacağını belirterek başladı. 21. yüzyılda yaşanılmasına rağmen hala kendisini Kürtçe ifade edemediğini söyleyen Teke, şunları kaydetti:

"Ben buna gerçekten çok üzüldüm. Bunu tekrar etmek istiyorum çünkü benim çektiğim acılar hep Kürtçe'ydi. Dinlediğim ninniler hep Kürtçe'ydi. Döktüğüm gözyaşlarının hepsi Kürtçe'ydi. Bu Komisyon kurulduğu zaman bizim için bir ümit doldu çünkü 27 Şubat'ta biz Diyarbakır'dan Sayın Öcalan'ın açıkladığı bir açıklamayla ve ondan sonra bu Komisyonun kurulmasıyla içimizde bir ümit var bir yanda. Ama 27 Şubat'tan bu yana kadar şu anda sekizinci ayın 20'sindeyiz, yanlış olmasın, herhangi bir adım yok. Bizim çalışmamız sadece anaların ağlamaması içindir. Analar ağlamasın diye adımların artırılması gerekiyor.

"En çok ölenler, en çok barışı isteyenlerdir"

Benim ne okumam var ne yazmam. Keşke okumam yazmam olsaydı. Burada sayfa sayfa okuyarak ne takılırdım ne her şeyi daha güzel dile getirirdim. Bizim amacımız devletten adım atmaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden, komisyondan özellikle bu sürecin ilerlemesi için heyetin sadece İmralı'ya gidip gelmesi haftada bir mi gidiyor, 20 günde bir mi gidiyor, ayda bir mi gidiyor? Öyle olmuyor. Sayın Öcalan'ın çıkıp da bu süreçte birebir destek sunması gerekiyor çünkü ne kadar kabul etmesek de çağrısından belli oluyor. PKK kongresini gerçekleştirsin, ateşkes ilan edilsin, silahlar yakılsın... Her şey yerine geldi ama karşılığında somut bir adım bekliyoruz. Bu anaların acısını indirecek bir adım. Biz çok öldük. Çok derken tüm annelere söylüyorum, tüm halka söylüyorum. Ama bakıyorum en çok ölenler, en çok barışı isteyenlerdir. Ben bu süreçte kendi evladımı kaybettim. Hiçbir bir anne kendi evladını kaybetmek istemez. Ne olursa olsun.

Türkiye Bozkurt: "Komisyonda Öcalan dinlemeliler çünkü gerçek muhatabı odur"

Daha önce de çözüm süreci olduğunu hatırlatan Türkiye Bozkurt, "Dolmabahçe'de olmuş, Diyarbakır'da Habur Kapısı'na kadar insan seli oldu. Geri dönenleri karşıladılar ama geldiler, onları cezaevine attılar. Dolmabahçe'de biz 18 ay orada oturma eylemi yaptık. Biz dedik, 'bu barış bu masa artık tekrar kurulsun, artık anneler ağlamasın. Kürtlerden 45 bin insan öldürülmüş. Biz diyoruz bunun hesabını kim verecek? Ama biz bile bir hesap istemiyoruz. Biz diyoruz ki yine barış olsun. Öcalan, 27 Şubat'ta bir çağrı yaptı. Gerilla onların çağrısını yerde bırakmadı çünkü Öcalan şimdiye kadar hiç yanlış yapmamış. Bundan sonra da yanlış yapmaz çünkü Kürt halkı ona güveniyor. Onun için bu komisyonda onu dinlemeliler çünkü gerçek muhatabı odur. Onlarla konuşmalılar, dinlemeliler" dedi.

"Şu an biz kendimizi de Filistin'den hiç ayrı tutamıyoruz çünkü bize de aynı zulüm oldu"

Bozkurt, kızının 14 yaşında lise birinci sınıftayken Diyarbakır Çınar'da gözaltına alındığını söyleyerek şunları kaydetti:

"27 gün kızım o zaman kayıp kaldı. Meral Danış Beştaş avukatıydı. Sonra kızım 18 ay kaldı. Kızımı beraat ettiler ama şu an tekrar kızım cezaevinde. 27 yıldır kızım cezaevinde fakat bu adımlar sadece kızımla bu iş çözülmez. Bu adımlar atılmalıdır. Halk buna güvenmiyoruz. Biz ailelere gidiyoruz, halka gidiyoruz. Halk bize 'biz güvenmiyoruz' diyor çünkü hiçbir adım yok, Kürtlere düşen bütün adımlar atıldı. Silahlar yakıldı, parti feshedildi. Bunların hepsi oldu ama maalesef bir karşılık verilmedi. Bu halkın acısını biraz dindirmesi için bir adım atılmalıdır. Bir adım atılmalıysa önce Öcalan'ın, sonra bu cezaevinin koşulları bu hasta tutsakları bırakmalı ama kanun altına alınmalıdır. Yoksa bugün bırakıyorsun yarın tekrar alıyorsunuz. Olmaz bu. Biraz güvence olmalıdır. Biz anneler olarak biz bunu istiyoruz. Sonuna kadar da biz barış için devam edeceğiz. Barış istemişiz, devam edeceğiz. Biz Filistin'i görüyoruz. Bizim de insanlarımız asit kuyularına atıldı. Şu an biz kendimizi de Filistin'den hiç ayrı tutamıyoruz çünkü bize de aynı zulüm oldu. Çocuklarımızın canlı canlı kolları kırıldı. Bizim şu an belki 10 tane, 20 tane davalarımız vardır. Niçin davalarımız var? Biz demişiz 'kimse ölmesin, anneler ağlamasın, ana dilde eğitim olsun, barış olsun.' Sadece barış istedik."

Kaynak: ANKA Haber Ajansı