Eymen Aktel, artSümer’deki ilk kişisel sergisi “Yağmursuz Toprakların Şenliği” ile izleyiciyi distopik bir fonun önünde yaşamı ve üretimi kutlamaya davet ediyor. 5 Aralık'a kadar görülebilecek sergi, kişisel travmalardan toplumsal krizlere uzanan geniş bir yelpazede, umudun direncini sorguluyor.

İlk bakışta serginin ismi zihinlerde ironik bir soru işareti yaratıyor: “Kuraklığın hüküm sürdüğü, yağmurun yağmadığı bir toprak parçasında şenlik olabilir mi?”. Eymen Aktel’in artSümer çatısı altındaki ilk kişisel sergisi, tam da bu çelişkinin üzerine inşa ediliyor. Savaşların, siyasi çatışmaların ve küresel ısınmanın gölgesindeki çağımızda, zamanın ileriye akışına ve yaşamın inadına devam etmesine tanıklık ediyoruz.

H Q0Z9K Xcjz B Oco N2 Cib H

Kaosun ortasında “şenlik” yaratmak mümkün mü?

Serginin kavramsal çerçevesi, Aktel’in zihninde ilk olarak 2018 yılında, iklim krizi üzerine sokakta performatif eylemler yaptığı bir dönemde filizlenmiş. Sanatçı, “yağmursuz topraklar” metaforunu hem gerçek anlamıyla kuraklık hem de mutsuz, umutsuz ve karanlık bir şehri tanımlamak için kullanıyor. Ancak Aktel’e göre asıl mesele, bu karanlık fonun önünde umutla çalışan, üreten insanları, yani “şenlikleri” görebilmek. Sanatçı bu durumu, komşusunun getirdiği ayvalardan çocuklarına püre yapmak gibi basit ama yaşamsal anlarla özdeşleştiriyor; kaosa rağmen hayatı diri tutan şeyin bu hatırlama hali olduğunu vurguluyor.

1V Uu N Hgg63J K Zhohima Rw

"Yoğun Bakım" serisi topraktan gelen iyileşmeye odaklanıyor

Sergi, toplumsal meselelerin yanı sıra sanatçının en mahrem deneyimlerine de ev sahipliği yapıyor. Aktel’in hamilelik sürecinde yaşadığı zorluklar, ikizlerinden birini kaybetme riski ve doğum sonrası bebeklerinin 20 gün yoğun bakımda kalması, 'Yoğun Bakım' serisinin doğuşuna neden olmuş. Aktel sergideki bazı işleri de hamilelik döneminde yapmış.

Bu seri, sanatçının pratiğinde kullandığı malzemeyle kurduğu ilişki açısından da dikkat çekici. İnsanın topraktan geldiği inancı ve çömleğin insanlık tarihinin ilk araçlarından biri olması nedeniyle Aktel, bu hassas süreci terracotta (pişmiş toprak) üzerine işlemeyi tercih etmiş. Seride, çocuklarına ulaşamadığı günlerde kanatlanıp onların başında duran, hikâyenin sonunda ise tamamen bir kuşa dönüşerek yavrularını yuvasına alan bir kadın figürü, annelik ve koruma içgüdüsünü metaforik bir dille anlatıyor.

7 Sf F V0P4A Rh6 K R6 Xk Ej Hk

Heykelsi formlar resme yansıyor

İletişim Sanatları kökenli olan ve daha sonra Heykel Bölümü’nden mezun olan Aktel’in resimlerinde, aldığı bu eğitimin izlerini sürmek mümkün. Sanatçı, tuval üzerindeki figürlerini heykelsi, kalıplı ve hacimli formlarla, illüstratif bir anlatımla birleştiriyor.

Aktel’in eserlerinde dikkat çeken bir diğer unsur ise insan ve hayvan figürlerinin hiyerarşisiz birlikteliği. Sanatçı, ideal toplum düzenini insanlar ve hayvanların bir arada çalıştığı, birbirleri olmadan refahın mümkün olmadığı bir yapı olarak kurguluyor. Geçmiş dönem işlerinde devlet büyüklerine yönelik eleştiriler barındıran figürler, bu sergide yerini daha çözümcül, doğayla uyumlu ve kolektif bir yaşam önerisine bırakıyor.

Antik çağ estetiği ve mitolojik motiflerle modern dünyanın meseleleri arasında köprü kuran Eymen Aktel, “Yağmursuz Toprakların Şenliği”nde izleyiciye karamsarlığın içinde saklı o dirençli neşeyi hatırlatıyor. Aktel, ilk kişisel sergisine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Serginin ismi, ilk bakışta bir ironiyi barındırıyor. “Kuraklığın hüküm sürdüğü, yağmurun yağmadığı bir toprak parçasında şenlik olabilir mi?” sorusu canlansa da akılda, aslında içinde bulunduğumuz çağa dair de bir sergi başlığı. Sence serginin ismi bu anlamda izleyicisine ne söylüyor?

“Yağmursuz Toprakların Şenliği” ismi ilk olarak 2018’de aklımda belirmişti. Hatta o dönemlerde yaptığım bir resme de bu ismi vermiştim. Resmin arka planında karanlık bir şehir ve önünde şehrin içinde umutla bir arada çalışan parlak renklerde boyanmış insanlar vardı.

Bu dönem aynı zamanda benim sokakta performatif eylemler yaptığım zamanlara tekabül ediyor ve konu elbette iklim kriziydi. Bu bağlamda yağmursuz toprakları tam olarak ilk anlamıyla, yani kuraklık olarak da kullanmıştım. Hem de mutsuz, karanlık, umutsuz bir şehri tanımlamak için de kullanmıştım. Bu tarif 2018’de olduğu gibi günümüzde de gerçekliğini koruyor. İklim krizi büyüyerek devam ediyor, toprakların verimi azalıyor, adaletsiz bir ülkede karanlık günlere uyanılıyor. Fakat tüm bu kaosun içinde bizi umutla diri tutan şeyler de var. İşte onlar bizim “şenliklerimiz”. Mesela bugün yan komşumuz kendi yetiştirdiği ayvalardan getirdi ve onlardan çocuklarıma meyve püresi yaptım. Herkesin yağmursuz topraklarına düşen şenlikler var, bu da bugün benimkiydi. Asıl mesele onları görmeyi kaçırmamak veya hatırlamak. Benim resimlerimde ve serginin temelinde de bu düşünce yatıyor. Arka plandaki dünya ne kadar karamsar olursa olsun orada mutlu olmayı hatırlayan umutlu insanlar var ve doğayla birlikte hevesle çalışmaya devam ediyorlar.

eymenaktel3

64. Uluslararası Bursa Festivali Murat Karahan'ın açılış konseriyle başladı
64. Uluslararası Bursa Festivali Murat Karahan'ın açılış konseriyle başladı
İçeriği Görüntüle

Sergide kişisel ve hatta özel bir süreci çalışmalarına taşıdığını görüyoruz. Hamilelik sürecini de işlerinde ele aldın. Bunun sadece sanatsal anlamda teknik değil düşünsel ve duygusal anlamda da önemli bir süreç olduğunu tahmin ediyorum. Yaşadığın süreci çalışmalarında yansıtman nasıl bir deneyimdi sizin için? 'Yoğun Bakım' serisini terracotta üzerine işlemeyi tercih etmenin sebebi nedir?

Resimlerimde sıklıkla kadın figürleri kullanıyorum. Çalışan, üreten, doğuran, yoğuran… Bu zamana kadar bu kadınlara toplumun içindeki bireyler olarak uzaktan bakıyor ve yorumluyordum. Hamilelik süreci bunu fark etmemi ve benim içimdeki “kadınlar”ı düşünmemi sağladı diyebilirim. İlk kez kişisel bir yerden deneyimimi aktardım ve beni özgürleştirdi. Daha cesur ve doğaçlamaya açık bir zemin inşa etti. Bu süreç ilk olarak hamileliğim sırasında ikizlerimden birini kaybetme riskiyle karşılaştığımda başladı. Ardından doğum sonrası 20 gün yoğun bakımda kalmalarıyla devam etti. “Intensive Care” yani “Yoğun Bakım” serisi de bu 20 günü konu alıyor. Her bir çömlekte farklı günler anlatılıyor. Doğum yapan bir kadın figürü çocuklarına ulaşamadığı günlerde kanatlanarak onların başında duruyor ve hikayenin sonuna doğru kadın tamamen bir kuşa dönüşerek yavrularını yuvasına alıyor. Bu metaforik anlatımı çömleklere işleme nedenim tamamen ilkel bir düşünceden geliyor. Hem insanın topraktan geldiği inancı hem de çömleğin insanlık tarihinde kullanılmış ilk araç-gereç olması nedeniyle “doğum” kavramını ele alırken seramik çömleği kullanmayı tercih ettim.

Wsmsdmh1Kdzdop57Qlf (1)Yoğun Bakım Serisi, 2025

Sergide antik çağ estetiğine ve mitolojik motiflere yapılan biçimsel göndermeler dikkat çekiyor. Bu, tarihsel bir derinlik katarken, günümüz toplumsal gerçekliğiyle nasıl bir köprü kuruyor? Geçmişin ritüelleri ile günümüzün modern meseleleri arasında bir paralellik kurma amacın var mı?
Öncelikle gözlemlerin çok doğru, anlaşıldığımı duymak mutlu etti çok teşekkür ederim. Antik çağ göndermeleri ilk olarak estetik anlamda beni çeken bir yöntem ve ikincisi tabii ki günümüz ilkelliğine de işaret ediyor. Modern dünyayı antik dil ve motiflerle ele almak bilinçli veya planlı yaptığım bir şey de değildi aslında. Biçimsel zevklerim ve toplumsal düzen üzerine düşencelerim bir araya geldiğinde zamanla böyle bir anlatım gelişti. Benim için ideal toplum düzeni, insanlar ve hayvanların bir arada çalışmasını gerektiriyor ve bunu tarif etmenin yolu olarak geleneksel motifleri kullanıyorum.

U Qr8Zyn Sxg7B N L E K3 S W FjYağmursuz Toprakların Şenliği serisinden, 2024

Bir söyleşinde "Kahraman değilim, hayata karşı endişemi sanatla aktarıyorum!" demiştin. Bu endişe, "Yağmursuz Toprakların Şenliği"nde nasıl bir dönüşüm geçirdi? Sanatın hala bir endişe kaynağını mı işaret ediyor, yoksa artık o endişenin üstesinden gelme biçimlerini mi gösteriyor?

Bu cümlenin çıkış nedeni daha önceden bahsettiğim iklim krizi üzerine sokakta yaptığım performatif eylemlerdi. Bu dönemlerde çıkıp bir şeyler yapmam insanların gözünde beni kahramanlaştırmıştı. Sanki benim tek başına iklim krizine müdahale edebilmem mümkünmüş gibi. Bu yanılgıyı eleştirmek ve tek başına değil birlikte olursak bir şeyler değişir demek için kurmuştum cümleyi. O dönemlerdeki endişelerim de hala devam ediyor tabi ama daha ılımlı yaklaşıyorum. Kaosun kendisiyle değil temelindeki sosyolojiyle ilgileniyorum.

Eymen Aktel, Kam, 2024

Kam, 2024

2021 'de Heykel Bölümü'nden mezun olmanıza rağmen pratiğinde resim ve figüratif anlatımın ağırlığı var. Resimlerini izlerken de dev taş blokların işlendiğini canlandırdım. Heykel eğitimi, tuval üzerindeki figürlerinizin mekânsallığını, formunu ve dokusal yaklaşımını nasıl etkiledi?

İlk diplomam İletişim Sanatları alanındaydı. Kısa bir süre farklı şirketlerde 'art director' olarak çalışmıştım ve o dönem illüstrasyonlar yapıyordum. Daha sonra yeniden üniversiteye girip heykel bölümünü bitirdim. Bence resimlerimin üzerinde tüm bu sürecin etkisi var. Heykelsi, kalıplı, hacimli formlar illüstratif bir anlatımla birleşiyor. Dediğin gibi figürler, formlar, mekanlar tek başlarına ele alındığında her biri heykel olabilecek hacimlere sahipler. Ben de bir gün onları üç boyutta görmeyi planlıyorum.

Lvi Y2Rsy N9 Y G80Xbd Y5 LYYağmursuz Toprakların Şenliği serisinden, 2024

Eserlerinde sıkça kullandığın figürler ve özellikle hayvan imgeleri, insan ve doğa arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Hayvan temsilleri bazen insanın yerini alıyor, hayvanlar insanlarla olan yaşamı yakından paylaşıyor. Hayvan temsilleri sizin için yalnızca doğayı simgeleyen figürler olmanın ötesinde, toplumsal ve politik eleştirinin hangi aracı olarak konumlanıyor?
Sorunla birlikte düşündüm de insan ve hayvanın bir arada olmadığı bir resmim yok sanırım. Bu birliktelik benim için ideal toplumsal düzenin vazgeçilmez bir kuralı gibi. Hayvanlar ve insanlar hiyerarşik olarak aynı yerdeler ve birbirleri olmadan refah içinde bir toplum yapısı kurmayı mümkün göremiyorum. İlk dönem işlerimden “Çakallar” serisi devlet büyükleri/karar vericilere eleştiri niteliği taşıyordu ama şu an eleştiriden ziyade çözümcül bir yaklaşım var.

Atölyende ve zihninde başka hangi çalışmalar var?

Bu hafta yeni evimize taşındık. Çiftlik hayatına geçiş yaptık. Henüz yerleşip atölyeyi kuramadım ama her şey yoluna girdiğinde buradaki geniş alan kullanımı heykel yapmak için imkan yaratacak. İçerik olarak da değişiklikler olacaktır elbette. Daha önce şehrin içinden doğayı görmeye çalışırken şimdi doğanın içinden bakmanın fikirlerime etkisi olacağını düşünüyorum. Yani yakın zamanda daha naturel bir anlatım ve 3 boyutlar göreceğimizi düşünüyorum.

K X7 W Pn Qe Vbb D Wy M M Fzl Xy

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar