Türk resminin usta fırçası Mustafa Ata’nın sanat yaşamındaki 60. yılını taçlandıran “Askıda / Suspended” sergisi, sanatçının Şile’deki üretim üssü Anıt Atölye’de izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Yoğun ilgi üzerine 5 Ocak 2026’ya kadar uzatılan sergi, yalnızca bir retrospektif değil; sanatçının poetikasını, yaşam alanını ve hiç görülmemiş vitray denemelerini içeren bütüncül bir “yaşam enstalasyonu”.

Mustafa Ata Portre

Her mekanın bir hafızası vardır, ancak bir sanatçının atölyesi, hafızadan öte bir "oluş" halidir. Şile’nin Meşrutiyet Mahallesi’nde, doğanın kucağına saklanmış Anıt Atölye’nin kapısından girdiğinizde sizi karşılayan şey sadece Mustafa Ata’nın o meşhur helezonik renkleri değil; aynı zamanda tiner kokusuna karışmış 60 yıllık bir adanmışlığın izleridir.

18. İstanbul Bienali Paralel Etkinlikleri kapsamında kapılarını açan ve gördüğü ilgi üzerine süresi uzatılan “Askıda” sergisi, Mustafa Ata’nın sanat yolculuğunda bir "saygı duruşu" niteliği taşıyor. Serginin küratörlüğünü üstlenen, sanatçının hayat arkadaşı ve en yakın tanığı Gönül Karakan Ata, bu buluşmayı “biraz hüzün, biraz da mutluluk” olarak tanımlıyor. Pandemi ve sağlık sorunlarının gölgesinde şekillenen süreç, serginin sanatçının "alın teri" olan kendi atölyesinde, yani eserlerin doğduğu yerde gerçekleşmesini zorunlu ama bir o kadar da anlamlı kılmış.

64. Uluslararası Bursa Festivali Murat Karahan'ın açılış konseriyle başladı
64. Uluslararası Bursa Festivali Murat Karahan'ın açılış konseriyle başladı
İçeriği Görüntüle

Mustafa Atasergi4

Mekânın Hafızası ve "Eve Dönüş"

Sergi, Mustafa Ata’nın koleksiyonerlerde bulunan seçki eserlerini geçici bir süreliğine de olsa "eve", yani üretildikleri tezgâha geri döndürüyor. Bu durum, sergiye alışılagelmiş galeri soğukluğundan uzak, samimi ve hüzünlü bir derinlik katıyor. Küratör Gönül Karakan Ata, koleksiyonerlerin bu nezaketini “Müthiş bir deneyim. Eserlerin üretildiği yere geri dönmesi meselesi herkes için çok etkileyiciydi” sözleriyle özetliyor.

Anıt Atölye, yerlerdeki boya izlerinden duvarlardaki fırça seslerine kadar sanatçının varlığıyla nefes alan bir yapı. Gönül Ata’nın ifadesiyle, “Mekan bir sanatçının poetikasıdır”. Bu bağlamda sergi, izleyiciye sadece eserleri değil, o eserlerin hangi duygularla, nerede düşünüldüğünü ve üretildiğini de görme şansı sunarak bir nevi “Mustafa Ata Müzesi”nin de habercisi oluyor.

Mustafa Ata Sergi

Işığın Cama Yansıması: Vitraylar İlk Kez Gün Yüzüne Çıkıyor

Mustafa Ata resmini takip edenler, onun figürden soyuta uzanan, rengin hızla devindiği lirik üslubunu iyi bilirler. Ancak “Askıda” sergisi, izleyiciyi sanatçının daha önce hiç görülmemiş bir yönüyle; üç boyutlu vitray eserleriyle tanıştırıyor. “Askıda Akışkan Bedenler”, “Vadi” ve “Damlalar” serisi olarak adlandırılan bu cam işler, Ata’nın o meşhur fırça jestlerinin şeffaflıkla buluşmuş hali.

Gönül Karakan Ata, bu vitrayları “bir dönüşümün başlangıcı” ve “başka bir malzeme ile yeni yol arayışı” olarak nitelendiriyor. Cam sanatçısı Ekrem Özen’in uygulamasıyla, kolaj ve eskizlerden yola çıkılarak hazırlanan bu eserler, sanatçının ışıkla kurduğu ilişkinin geldiği son noktayı belgeliyor. Ata’nın tuvallerindeki "sarmal ışık" ve "sarmal senfoni", bu kez camın geçirgenliğinde vücut buluyor. Sergiyi Ata’nın eşi ve meslektaşı Gönül Karakan Ata ile konuştuk.

675F04E2 7250 F70E 8D90 B806C3Cda2De

"Askıda" sergisi, Mustafa Ata’nın 60 yıllık sanat yolculuğunun önemli bir dönüm noktası olarak karşımıza çıkıyor. Bu serginin ortaya çıkış sürecini biraz daha detaylı anlatabilir misiniz? Özellikle, serginin küratörlüğünü üstlenmiş olmanız, sanatçının kişisel hayatını ve sanatına dair hangi düşüncelere yol açtı sizde?

Bu sergi biraz hüzün biraz da mutluluk benim için. Pandemi ile başlayan süreçte her ikimiz için de söz konusu olan ağır sağlık sorunları bugün serginin burada yapılmasına etken birkaç sebepten biri. Öncelikle Mustafa Ata’ya bir saygı duruşu niteliğinde. Daha önce Tophane-i Amire’de düşünülen sergi eşzamanlı çıkacak olan kitabın yetişmemesi dolayısı ile ertelenmişti. Kovid ile birlikte kapalı dönem süren uzun süreli hayat bugün en durağan hale geldiğinde sergi kararı netleşti. Daha önceki bienal yan etkinlik kapsamında düşünülmüştü, fakat iptal olunca bu bienalle birlikte yaptık. Şile’deki çalışma alanı olan Anıt Atölye halka açık gezilebilir bir alan olarak izleyicisine sunuldu. Sanat atölyeleri, sanatçının nerede hangi seçkilerle ürettiği, nerede düşündüğü bunlar hep merak konusudur. Biz bu sergide izleyiciye hem eser hem mekan birlikteliğini sunduk. Gelen herkes Mustafa Ata’yı çok farklı bir yönüyle daha bütüncül tanımış oldu.

Mustafa Atasergi3

Serginin, sanatçının yaşam ve üretim alanı olan Anıt Atölye'de gerçekleşmesi çok özel. Bu mekânın sergiye "bir yaşam enstalasyonu olarak hafızalarda yerini alma" misyonunu üstlenmesi ve sizin de bu sergiyi "Mustafa Ata Müzesi'nin habercisi" olarak görmeniz, atölye-müze dönüşümünün sanatsal ve duygusal yükünü nasıl tanımlıyor?

Her mekanın bir hafızası vardır. O hafıza orayı yaşatana aittir. Herhangi bir sebeple yok olduğunu düşünün. Zamanla oradan geçen ve mekanı bilenler orayı yaşatanların bıraktığı iz üzerinden konuşurlar mekan hakkında. O iz mekanın varlığı değil yaşayanın varlığı ile ilgilidir. Şimdi ya da sonra.

Mustafa Ata, koleksiyonlara girmeden önce eserleri burada üretmiş, burası onun alın teri. Yerler çalışırken dökülen boyaların izleriyle dolu. Mekan bir sanatçının poetikasıdır. Yaşam biter ama Jung’un dediği gibi, saygı yaşamdan daha uzun sürer. Benim için bir sanatçının mekanı korunma ve devamlılık adına en önemli hafıza merkezidir. Batıda çok iyi örnekleri var bunların. Kolektif bilinç orada pek çok şeyi korumak adına hemen devreye girer. Burada hep yanlızlık bu tür süreçler. Sanatçı çoğu zaman sahipsiz. Burada bedel ağır. Kimse bilmez Mustafa Ata’nın tiner kokan ciğerlerinden, Anıt Atölye’deki fırça seslerinin insanlığa seslenen çığlığından. Önümüze bakacağız. Kimse bize gül bahçesi vadetmez. Etmesinde, biz gereğini yaparız.

Mustafa Atasergi2

"Askıda" serisinin, figür resminden yola çıkarak salt fırça hareketlerine dayalı soyut resimlere uzanan geniş bir süreci kapsadığını görüyoruz. Bu dönüşümde, özellikle kâğıt işlere geçişin sanatçının ifadesine ve deneyselliğine kattığı yeni boyutlar neler oldu?

Kolajlar gerçekten bir dönüm noktası gibi. Belki de en soyut işleri kolajlar üzerinden konuşulabilir ve yeniden yorumlanabilir. En az pastelleri kadar zor ve biçimsel anlamda zorluklarla dolu bir yolculuk. Ama yolculuğu estetik ve plastik olan bir sanatçı için malzeme ne olursa olsun onun elinde sanata dönüşüyor. Bu büyük bir başarıdır.

Sergide ilk kez sanatseverlerle buluşan üç boyutlu vitray eserleri, yani "Askıda Akışkan Bedenler", "Vadi" ve "Damlalar" serisi, Ata'nın resimlerindeki jestüel hareketlerin, şeffaflığın ve akışkanlığın cama yansıması olarak ortaya çıkmış. Cam gibi farklı bir malzemeyle çalışmanın, ressamın iki boyutlu dünyasından üç boyutlu bir ifadeye geçişini nasıl yorumluyorsunuz?

Vitraylar bir dönüşümün başlangıcı gibi düşünülmeli. Başka bir malzeme ile bir yeni yol arayışı. Çok daha başka renkli ve soyut yapmak istediği şeyler vardı. Zaman onu daha iyi ve sağlıklı yaparsa, ki umudumuz o yönde, o zaman daha sağlıklı konuşabiliriz. Sergideki eserler 2018 yılında Cam sanatçısı Ekrem Özen’in uygulaması ile kolaj eskiz ve çalışmalardan yola çıkılarak yapıldı. Çok heyecanlı bir sürecin başlangıcı diyelim biz buna.

Mustafa Ata Sergi1

Mustafa Ata'nın son dönem eserlerinde "renk varlığını korurken, asıl belirleyici sadece ışık olarak kalıyor" yorumunuz çok çarpıcı. Sanatçının 60 yıllık tecrübesinin getirdiği bu "lirik akış" ve "askıda birbiri içine geçmiş helezonik ışık bütünlüğü", ressamın nihai arayışını mı temsil ediyor?

Aslında bu yeni bir şey değil. Fırçanın jeste dayalı lirik vuruşları, figürün silik ve baş döndürücü estetiği içinde saf ışığa dönüştü sanki. Daha önce ‘ışık beden’, ‘sarmal ışık’, ‘sarmal senfoni’, ’sarmal gelişim’ başlığı altında ürettiği gerçekten sanatı içinde çok ayrı bir yere yerleşecek baş yapıt niteliğinde eserler yaptı. Özellikle o serilerin bugüne büyük referans verdiğini düşünüyorum. Çok büyük bir gelenekten geliyor. Hem batı hem de doğu resmini iyi bilen bir usta. Çok iyi transformasyonlar geçirdi dönemler arasında. Onu tam olarak anlamak kolay olmayacak. Bu sergi bile çok ilgi görmesine rağmen gerçek değerine çok geç ulaşacak. Sanat böyledir. Yerine bedel ödemeden ulaşmaz.

Serginin küratörlüğünü üstlenmeniz, sanatçının eşi ve aynı zamanda onun poetikasının en yakın tanığı olarak, eser seçimlerinde nasıl bir iç görü sağladı?

Eserler serginin adı ile özdeştir. Mustafa Bey’in ismini koyduğu bir sergi bu. Eş zamanlı sergiye ithafen grafik tasarımı Ahmet Öktem’e ait çok özel bir kitabı da var. Tanıtımı sergide yapılıyor.

Serginin oluşumunda, dijital tasarımlarda Ahmet Öktem, teknik destek direktörlüğünde Mustafa İlik ve iç mimar Emir Elmaslar’ın olduğu bir yıllık kolektif bir çalışma süreci var. Bu gönüllü destek ekibiyle çalışırken, Anıt Atölye ruhunu ve "Askıda" sergisinin vizyonunu onlara nasıl aktardınız?

Bu isimlerin her biri sanatçı. Devamında uzun ve geniş zamanlı toplantılar da meseleyi kolaylaştırdı. Onlara müteşekkirim. Dost bu günlerde belli oluyor.

Serginin, koleksiyonerlerin katkılarıyla oluşması ve bu eserlerin bir araya getirilmesi süreci zorlu olmuştur. Koleksiyonerlerin, sanatçı yaşarken üretim mekânına eserlerini geçici de olsa geri verme nezaketini nasıl değerlendirirsiniz?

Müthiş bir deneyim. Çok iyi korunmuş koleksiyonlardan aldık eserleri. Eserlerden ayrılmak istemeyenler de oldu. Ama üretildiği yere geri dönmesi meselesi çok etkileyiciydi herkes için. Mustafa Bey’in geçmiş dönemden pek çok hikayesini dinleme fırsatım da oldu. Duygulu ve biraz hüzünlü de olsa hak yerini buldu diyelim. Koleksiyonerlere teşekkürü borç bilirim.

Mustafa Ata Sergi2

Mustafa Ata'nın sanatında etik, ahlaki değerler ve yaşam biçimi oldukça önemli bir yer tutuyor. Bu sergi ve genel olarak sanatçının eserleri, izleyicilere hangi tür derinlikli mesajları iletiyor?

Sergiyi gezenler bir süre sonra beni arayıp şöyle bir cümle kurdular; ‘Bir zen budistini ziyarete gidip arınarak geri döndük’. Bu her şeyi anlatıyor. Rengin tüm şiddetine rağmen Mustafa Ata resimleri bir dinginliğe çağırmış insanları. Kendi mekanında ve yaşam alanında. Saygıdan öte, biricik ve özgün bir duygu uyandırıyor insanda.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar