Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) 1-30 Nisan tarihlerini kapsayan, kadın cinayetleri raporunu açıkladı. Rapora göre bu tarihler arasında 7’si şüpheli 31 kadın yaşamdan kopartıldı. TKDF’na göre kadın cinayetleri münferit olaylar değil, yapısal sorunların sonucu ve kadınların en çok kendi evlerinde öldürülmesi, eşitlikten uzak ve denetimsiz bırakılmış aile yapısının kadınlar açısından nasıl bir risk alanına dönüştüğünü gösterdi.
TKDF Nisan ayı kadın cinayetleri raporu, kadınların yaşamlarının yine risk altında olduğunu ve 24 kadının Nisan ayında erkekler tarafından öldürüldüğünü, 7 kadının ölümünün de şüpheli olduğunu ortaya koydu.
Rapora göre cinayete kurban giden kadınların 10'u evli, 8'i bekâr, 3'ü boşanmış. 10 kadının medeni durumu ise tespit edilemedi.
Yine rapora göre katledilen kadınların en genci 16 yaşında, en büyüğü ise 66 yaşında. Öldürülen kadınların yüzde 6,5'i 0–18 yaş aralığında, yüzde 41,9'u 19–35 yaş aralığında, yüzde 12,9'u 36–50 yaş aralığında ve yüzde 38,7'si 51 yaş ve üzerinde. Rapora göre en riskli yaş grubu olan 19–35 yaş aralığı, katledilen kadınların büyük çoğunluğunu oluşturdu.

TKDF Başkanı Canan Güllü
Kadınları öldürenler en yakınındaki erkekler
Rapor, cinayetlerin faillerine göre de bir tespiti içerdi. Buna göre, kadınların 13'ü aile içindeki erkekler (eşi, oğlu, babası veya erkek kardeşi) tarafından öldürüldü, 3 kadın boşandığı ya da boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından katledildi. 2 kadın birlikte olduğu/yaşadığı erkek tarafından, 2 kadın ailedeki kadınların bağlantılı olduğu erkek tarafından öldürülürken, 4 kadının öldürülmesinde ise diğer erkekler fail olarak tespit edildi. Rapor 7 kadının ölümünü ise ‘şüpheli’ olarak değerlendirdi.
Kadınların öldürülmesinde en yaygın yöntemin ateşli silahlar olduğuna vurgu yapan raporda, “Cinayetlerin 17'sinde ateşli silah kullanılmıştır. 7 kadın kesici aletlerle, 1 kadın darp edilerek, 2 kadın asılı halde bulunmuştur. 4 kadının ise öldürülme yöntemi bilinmemektedir” denildi.
Evleri kadınlar için risk alanı!
Cinayetlerin gerçekleştiği mekânlar açısından da bir değerlendirme yapılarak, kadınların büyük çoğunluğunun kendi evlerinde öldürüldüğü tespitine yer verilen rapora göre 22 kadın (yüzde 70,9) evinde, 5 kadın kamusal alanlarda, 2 kadın sulak alanlarda öldürüldü. 2 vaka için ölüm yeri tespit edilemedi.

“Bu cinayetler münferit değil”
Raporda verilere ilişkin değerlendirmeler de yapılarak, “Kadın cinayetlerinin münferit olaylar değil, yapısal sorunların sonucu olduğunu gösterdi” denildi. “Kadınların en çok kendi evlerinde öldürülmesi, eşitlikten uzak ve denetimsiz bırakılmış aile yapısının kadınlar açısından nasıl bir risk alanına dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Boşanma sürecinde olan ya da ayrılmak isteyen kadınların hedef haline gelmesi, kadınların yaşam hakkının kendi kararları üzerinden tehdit edildiğini göstermektedir” tespiti yapılan raporda ayrıca şu vurgular da dikkat çekti:
“Koruma kararı bulunmasına rağmen kadınların öldürülmüş olması, koruyucu ve önleyici mekanizmaların etkin uygulanmadığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Burada sorgulanması gereken; risk değerlendirmelerinin yeterli yapılıp yapılmadığı, uzaklaştırma ve koruma kararlarının etkin biçimde uygulanıp uygulanmadığı, tutuksuz yargılama kararlarının hangi ölçütlerle verildiği ve kurumlar arası koordinasyonun neden sağlanamadığıdır.
Mağdurların da toplumun da adalet duygusunu zedeleyen süreçler!
Cinsel şiddet ve istismar vakalarında mağdurların yaşadığı ağır psikolojik travmanın yargı süreçlerinde yeterince dikkate alınmaması, adalet mekanizmasının koruyucu niteliğini zayıflatmaktadır. Uzman değerlendirmesinden uzak, toplumsal baskı ve spekülasyonun etkili olduğu süreçler hem mağdurları hem de toplumun adalet duygusunu zedelemektedir.”
Raporda ayrıca “şiddetin yalnızca ev içinde değil; okullarda, kamusal alanda ve toplumsal ilişkilerin her katmanında karşımıza çıktığı, eğitim sisteminde süreklilikten uzak politikaların, psikososyal destek mekanizmalarının zayıflaması ve rehberlik hizmetlerinin yetersizliğinin riskleri büyüttüğü” de vurgulanarak, “Şiddeti sıradanlaştıran dil, öğretmenlerin ve kamusal otoritenin itibarsızlaştırılması, gençler arasında artan agresyon ve denetimsizlik ortamı, uzun vadede toplumsal güvenliği tehdit etmektedir” denildi.

“Hiçbirimiz gerçek anlamda güvende değiliz”
TKDF raporun sonuç bölümünde de şu vurgu öne çıktı:
“Nisan 2026 verileri; ataerkinin beslediği eşitsizlik, cezasızlık kültürü ve etkisiz uygulamaların kadınların yaşam hakkını doğrudan tehdit ettiğini bir kez daha göstermektedir. Kadın cinayetleri bireysel değil yapısal bir sorundur. Yaşam hakkının güvence altına alınması için koruyucu-önleyici mekanizmaların etkin işletilmesi, risk analizlerinin bilimsel kriterlerle yapılması, yargı süreçlerinde şiddet riskinin öncelikli değerlendirilmesi ve kadın erkek eşitliğini esas alan politikaların kararlılıkla uygulanması zorunludur.
Bu mesele yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının güvenlik ve adalet meselesidir. Yaşam hakkı güvence altına alınmadıkça hiçbirimiz gerçek anlamda güvende değiliz.”




