Sahne, üst üste yığılmış rengarenk yorganlar, yastıklar ve havada uçuşan pamuklarla dolu bir hafıza mekanı gibi açılıyor. Bu dekorun ortasında, Karadeniz’in hırçın ama bir o kadar da bilge enerjisini kuşanan Nokta Ana duruyor. Baba Sahne prodüksiyonu olan “Nokta”, sadece bir tiyatro oyunu değil; tarihin tozlu raflarından, farklı dillerin tınılarından ve doğanın sessiz feryadından süzülüp gelen kolektif bir anlatı.

Dekor ve kıyafet anlatıyı tamamlıyor
Dekor tasarımı Kerem Çetinel'e ait oyunda sahnenin arkasını boydan boya kaplayan raflar; üst üste istiflenmiş renkli yorganlar, yastıklar ve kumaşlarla bir Anadolu evinin "yüklük" geleneğini modern bir dramaturjiyle birleştiriyor. Raflarda üst üste istiflenmiş onlarca renkli yorgan, yastık ve geleneksel desenli kumaşlar, geçmişin ve anlatılmamış hikâyelerin birer deposu gibi. Sahnenin merkezinde ve zemininde yer alan büyük pamuk yığınları, karakterin yün didmek, savurmak gibi fiziksel eylemlerine hizmet ederken sahnede bulutsu, rüya benzeri bir atmosfer yaratıyor. Mavi kapitone bir yer matı üzerinde oturan Nokta Ana, çevresindeki çubuklar ve çam kozalakları gibi organik objelerle Anadolu’nun kadim yaşam pratiğini sahneye taşıyor. Işık tasarımını da üstlenen Kerem Çetinel ışığı, bazen sadece anlatıcının yüzüne odaklarken bazen de arkadaki yorgan yığınlarının derinliğini vurgulayarak sahneyi çok boyutlu hale getiriyor. Modacı Özgür Masur'un tasarladığı kıyafette ise Özge Arslan üzerinde siyah, kenarları oya detaylı bir bluz, altında geleneksel Karadeniz peştemalini andıran desenli bir etek ve başında renkli bir yazma/yemeni ile sahnede yer alıyor. Ferhat Güneş’in koreografisiyle birleşen kostüm, karakterin hem oturarak yaptığı anlatımlarda hem de sahne üzerindeki dinamik hareketlerinde akışkan bir görsel sunar. Arslan'ın yün yığınları arasındaki fiziksel performansı, karakterin iç dünyasındaki çalkantıları da hareketlere döküyor.

Doğanın maruz kaldığı sömürü de sahnede
“Bernarda” ile hafızalara kazınan ve çok sayıda ödüle layık görülen Özge Arslan, bu kez hem yazar hem yönetmen hem de oyuncu olarak karşımızda. Oyun, Karadenizli bilge bir kadının rehberliğinde; törelerden yasalara, teknolojiden hava kirliliğine kadar uzanan geniş bir yelpazede "suistimal" kavramını masaya yatırıyor. Farklı kültürlerden birçok kadına kısa süreli kıyafet değişimleriyle bürünen Arslan oyunun akışında bu temponun kendisini "hiç endişelendirmediği vurguluyor. Sahnedeki pamuk yığını içerisinden çıkan kıyafet ve aksesuarlar da farklı karakterlere girerken Arslan'ın temposuna katkı sağlıyor. Oyun sadece farklı coğrafyaların kadın hikayelerinin sırayla ele alındığı bir dizgiden ibaret değil. Doğanın maruz kaldığı tahribat da oyunun ana damarlarından biri. Özge Arslan, sahnede sadece bir oyuncu değil, bir meddah çevikliğiyle karakterden karaktere bürünen bir "anlatı işçisi" performansı sergiliyor. Fotoğraflarda gördüğümüz o yünlerin, pamukların içinden çıkan hikayeler, seyirciyi hem güldürüyor hem de yüzleşmeye zorluyor.

Baba Sahne'nin yeni oyunu Nokta'yı kaleme alan, yöneten ve sahneye taşıyan Özge Arslan 24 Saat'in sorularını yanıtladı.
"Nokta" oyununun yazım süreci nasıl gelişti? Bu projeyi hayata geçirmeye karar vermenize hangi faktörler yol açtı?
Yazım süreci çok hızlı aynı zamanda yavaştı. Oyunu 7 günde yazdım. Ama yıllardır bu hikayeler kafamın içinde dönüyordu. Oyunun o kadar çok versiyonu var ki... Şu an kaçıncı versiyonu oynadığımı bilmiyorum. İsteyen ve yapan biriyim; en güçlü faktör istemiş olmam.
Bernarda’da 5 farklı kadını canlandırmıştınız. Oyunda,tarih boyu yaşanan kadın suistimallerine odaklanıyorsunuz. Bu tema, sizi ne şekilde etkiliyor ve sahneye taşımak için hangi araştırmalara başvurdunuz?
Oyuna sadece kadın suistimali üzerinden anlam yüklemek, aslında suistimal denilen şeyin kapsamını biraz daraltmak gibi olabiliyor. Çünkü oyunda sadece bir kadın söylemi yok. Hayvanlar, ağaçlar, zaptedilen topraklar, hava kirliliği, teknolojinin insanı suistimale uğrattığı bir boyuttan da bahsediliyor. Baktığımız zaman oyun kahramanları kadın ama sadece bir kadın meselesi, kadın oyunu dememek daha yerinde olur.
Evvela sezgilerim beni bu araştırmalara itti. İçimde çok fazla hikaye birikmişti. Bunları sadece anlatmak istedim. Ben araştırmak niyetindeyken hayat karşıma bütün hikayelerin nasıl dile geleceği ve hal olacağı ile ilgili sürprizler çıkardı.
Birbirinden farklı kadın karakterlere ve hikayelerine art arda yer vermek oyunun akışı noktasında sizi endişelendirdi mi?
Hayır, hiç endişelendirmedi.
Nokta Ana karakteri, Karadenizli bir bilge kadının anlatıcılığıyla ilerliyor. Öteki taraftan Van ve Erzurum’da çalıştınız. Birçok farklı karakteri bu oyunda da canlandırıyorsunuz. Bu karakterin derinliklerine nasıl daldınız? Karadeniz’in kültürel yapısı ve kadına bakış açısı, karakterinizi nasıl şekillendirdi?
Nokta Ana’nın hicvi ve Karadeniz’in insanının sıcak enerjisi ve tatlı sinirleri anlatıcı karaktere yüklenilebilecek en doğru şeydi. Bu kadar eleştirel birinin parmak sallar ve had bildirir gibi görünmemesi için şivenin de getirdiği komik unsurları kullandım.
Nokta, kadınların bedeni, sanatı ve özgürlükleri üzerinden güçlü bir mesaj veriyor. Kadınların yaşadığı suistimallerin farklı toplumlarda benzerlikler gösterdiğini belirtiyorsunuz. Bu konuda sahneye koyduğunuz dramatik yapıda ne gibi evrensel temalar keşfettiniz?
Diller yolculuğu. Bu oyun bir diller yolculuğu ve makamlar yolculuğu. Kürtçe, Türkçe, Khoisan dili, İngilizce, eski Türkçe ile farklı coğrafyalarda ve farklı zamanlarda suistimale uğratılmış herkesin hikayesi. Evrensel bir oyun. Oyundan bir replik ile sonlandırırım bu cevabı: "Zorbalığın dili, dini, ırkı, bayrağı yok."
"Nokta" oyununda müziklerinizi ve koreografinizi de kendiniz yapıyorsunuz. Müziklerin oyunun atmosferine nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz?
Koreografi Ferhat Güneş’e ait. Yazarken ve karakterleri bedene sokmaya çalışırken hareket kabiliyetini de kafamda kurguluyor olarak çalıştım. Müzikler için de evrensel diyebiliriz. Oyundaki coğrafyaların organik melodilerine hizmet eder vaziyette tasarladım. Oyunda bütün unsurlar birbirlerine o kadar bağlı ki biri olmasa diğeri olmaz idi.
Tek kişilik bir oyun sahnelemek zorlayıcı olabilir. Oyunun her yönüne hükmetmek, hem duygusal hem fiziksel olarak sizi nasıl bir süreçten geçirdi?
Zor olana aşığım. Bedenimi, sesimi, sınırlarımı, idrakimi, meziyetlerimi zorlayan ve beni bir üst perdeye taşıyacak olan her zorluğa aşığım.
Kadın hikayelerini ele alan oyunlar giderek artıyor. Bulaşıkçılar, Havva, Yaralarım Aşktandır, Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor bunlardan sadece birkaçı. Nokta’da ele aldığınız konulardan da yola çıkarak kadın hikayelerinin tiyatroda giderek artması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu hem iyi hem kötü. Sahnede herhangi bir zorbalığı manifesto etmek sanatın olmazsa olmazı. Keşke bunu yapmak zorunda kalmasaydık. Keşke sistem bu kadar yıkıcı olmasaydı, keşke bu kadar yaralı olmasaydık. Keşke tüm bu kötülükler yaşanmasaydı, biz de hal etmeseydik. Nitekim hal olmayınca mahal olmuyor.
Müzik ve tiyatro anlamında başka hangi projeleriniz var?
Projeler bitmiyor, bitmez. Konserler var, uyarladığım ve yazdığım projeler var. Şarkılarımı üretiyorum. Film müziği ve oyun müzikleri yapıyorum, yapacağım da. Projeler bitmez.




