Kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmeye devam ediyor. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Genel Kurul'daki görüşmeler sırasında yaptığı konuşmada toplumsal barış, hukuk devleti ve demokratikleşme başlıklarında değerlendirmelerde bulundu.
Özel, toplumsal barışın üniter devlet yapısının alternatifi olmadığını belirterek, aksine toplumsal barışın devletin ve ulusal bütünlüğün en güçlü dayanaklarından biri olduğunu söyledi.
"Bu mesele şiddetle değil siyasetle çözülmeli"
Özgür Özel, Kürt meselesinin demokratik çözümünün Cumhuriyet'i, devleti ve ulusal bütünlüğü güçlendireceğini savundu. Sürece seçim takvimleri veya anketler üzerinden yaklaşmadıklarını belirten Özel, şöyle devam etti:
“Kürt meselesi yalnızca bir terör meselesi değildir. Yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Yalnızca bir örgütün silah bırakması meselesi hiç değildir. Eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesidir. Herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle ve inancıyla kendisini bu ülkenin eşit yurttaşı hissedebilmesi meselesidir. Aynı zamanda Edirne’deki, İzmir’deki, Trabzon’daki, Manisa’daki yurttaşlarımızın güven içinde yaşaması, evladını teröre kurban vermemesi meselesidir.
On yıllardır canımızı, malımızı, kaynaklarımızı feda ettiğimiz bu mesele, 86 milyon yurttaşımızın meselesidir. Demokrasimizin, kalkınmamızın, bölgesel gücümüzün, toplumsal huzurumuzun ve ortak geleceğimizin meselesidir. Biz Cumhuriyeti kuran, milli egemenliğini tesis eden ve Türkiye’yi çok partili demokrasiye taşıyan siyasal mirasın sahipleriyiz. Cumhuriyetimiz, üniter devlet yapımız, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü kırmızı çizgimizdir. Biz Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu ilkelerin karşısında değil; onların güvencesi olarak görüyoruz. Çünkü toplumsal barışın sağlanmasını üniter devletin alternatifi olarak değil; tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve Cumhuriyete bağlılığı korkuyla değil; eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet özgüven üzerinde ayakta sağlam durur. Yurttaşlarını baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler. Toplumu kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler. Cumhuriyeti kurmak ve çok partili demokrasiye geçirmek de üniter yapımızı zayıflatmamış, aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de Cumhuriyetimizi, devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir."
"Çözüm adresi Meclis'tir"
Yeni Parti'nin yıllardır bu sorunun çözüm adresinin TBMM olduğunu savunduğunu belirten Özel, komisyon kurulması yönündeki çağrılarını hatırlattı. Komisyon kurulduktan sonra sürece katılım sağladıklarını ve farklı siyasi partilerle aynı masada buluştuklarını belirten Özel, şöyle konuştu:
"Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Anketlere göre konuşmadık. Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. İşine geldiğinde ‘Çözüm’ diyen, işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde, hep doğru yerde durduk. Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Bu mesele şiddetle değil, siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil; milletin gözü önünde, milletin rızasıyla çözülmelidir.
Bir kişinin iradesiyle değil Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin demokratik meşruiyeti ile çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören, acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir büyük toplumsal mutabakatla çözülmelidir. Yıllarca biz bunu savunduk. ‘Bu meselenin çözüm adresi Meclis’tir’ dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik. Komisyon kurulduğunda katılım gösterdik. Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık."
"Süreç büyük bir özensizlikle yönetildi"
İktidarın süreci yönetme biçimini eleştiren Özel, müzakerelerin kapalı kapılar ardında yürütüldüğünü ve toplumsal bir meselenin ikili müzakere ortamına sıkıştırıldığını savundu. Özel, muhalefetin sürecin dışında bırakılmaya çalışıldığını belirterek, komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler ve siyasi hesaplarla hareket edildiğini söyledi:
"Siyasi iktidar bu süreci büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırsatını kendi eliyle heba etmiştir"
"Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi olamaz"
Milletin sürecin yalnızca sonucu kendisine açıklanacak bir seyircisi olmadığını belirten Özel, "Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir" ifadelerini kullandı.
"AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk, bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık, yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık. Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Sürecin başında durumumuzu şöyle özetlemiştik. ‘Destekleyeceğiz, katkı sunacağı ve denetleyeceğiz.’ Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte, başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil, tarihseldir; konjonktürel değil, ilkeseldir. Siyaset ilkeyle yapılır. Biz işine gelince ‘çözüm’, işine gelmeyince ‘terörist’ diyen, bir süreci önce masaya koyup sonra buzdolabına kaldıran, Dolmabahçe’de görüştükleri rahmetli Sırrı Süreyya Önder‘i hapse atıp sonra arkasından timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırsatını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi, muhalefeti dışarıda bırakmak için elinden geleni hatta akla gelmeyenleri yapmıştır. Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütülmüştür. ‘Üç kişinin bildiği metin’ diye bir metin kutsanıp Meclis’ten gizlenmiş, Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş, bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir.
Komisyonda itiraz eden, soru soran, eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar iş vardırılmış; yani bir süreç yönetmek, bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik, bilinmeyen bir ruh hali bütün Meclis’in, bütün milletin gözü önünde yaşanmıştır. Barış, hukuk milletin gözünden kaçırılarak yazılamaz. Toplumsal uzlaşma, yangından mal kaçırır gibi kurulamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir. Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir."
"Bu teklife hayır deme hakkı en çok olan siyasi parti biziz"
Özel, partisinin "çerçeve yasa" teklifine karşı çıkma hakkının bulunduğunu ancak bu hakkı Türkiye'nin barış arayışının önüne koymadıklarını söyledi:
"Değerli milletvekillerimiz açıkça ifade etmek istiyorum. ‘Bu teklife hayır deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir?’ diye millete, sokağa sorduğunuzda hiç şüphe yok ki cevap bugün karşınızda bulunan YENİ Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Cumhurbaşkanı adayı tutuklanan, yol arkadaşları hapsedilen, partisine yargı eliyle butlan atanan biziz. Öyle saldırılara maruz kaldık ve kalıyoruz ki en temel insan haklarının ihlal edildiği, masumiyet karinesinin yok sayıldığı bir düşman hukukuna muhatabız. Sahte delillerle, kanıtlanmamış iddialarla, gizli tanık ifadeleriyle tarihe utanç olarak geçecek bir süreci yaşıyoruz. Yerel seçimleri kaybettiği için siyasi rekabeti rafa kaldıranların aileleri, eşlere, evlatlara zulmeden bir darbeci anlayışına muhatap olan bizleriz.
Günlerdir bu teklife ‘hayır’ dememiz için binlerce öneri, eleştiri, hatta tepki alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum. Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz ve bu millete olan bağlılığımızla, bu ülkeye olan sevgimizle, toplumsal barışa olan inancımızla sorumluluk alan da biziz. Kolaya kaçmayan, devlet ciddiyetiyle karar veren; bu ülkenin 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğinde hisseden de bizleriz.
Biz Türkiye’nin sorunlarını çözmek için YENİ Parti’yi kurduk. Kutuplaşmayı bitirmek, barışı getirmek için kurduk. Biz YENİ Parti’yi bir partimiz olsun diye kurmadık. İktidar olsun, sorunları çözsün, sorunların ve eşitsizliklerin üzerine kararlılıkla yürüsün diye kurduk. Bize defalarca ‘Bu şartlarda o masada neden oturuyorsunuz?’ dediler. Bu çağrıları yapanların öfkesini de kaygısını da anlıyorum. Ama kimse bize ne yaşadığımızı anlatmasın. Çünkü bize yapılanları en iyi biz biliyor, yüreğimizin en derinliklerinde hissediyoruz. Bir tanesini unutursak da yüreğimiz korusun. Evet, bu yasaya ‘hayır’ deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı milletin barış hakkının önüne koymayan da bizleriz. Komisyonda masadan kalkmadık. Çünkü o masa Erdoğan’ın masası değildir, o masa milletin barış umutlarının masasıdır. Türkiye’nin hak ettiği kalkınma umudunun masasıdır. Türkiye’de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız."
"Teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunlu"
Kanun teklifinin içeriğini de eleştiren Özel, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun yedinci bölümünde yer alan demokratikleşme başlıklarının kanun teklifine yansımadığını söyledi:
"Önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunludur. Bu meseleyi hala daha bir takım müzakerelerin parçası olarak tutan bir zihniyet var."
"Demokratikleşme konusunda tek bir adım yok"
Uzun tutukluluk, gizli tanık uygulaması ve yargının siyasallaşması gibi konularda teklif kapsamında herhangi bir demokratikleşme adımı atılmadığını savunan Özel, Hatay Milletvekili Can Atalay ve eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'a ilişkin de değerlendirmelerde bulundu:
"Önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunlu’ demiştim. Bu kanun teklifinde hepimizin altına imza attığı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sadece altıncı maddesi var. O kısmı da sorunlu, özensiz, problemli, kapsamı tartışmalı, uygulaması, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş. Uzun tutukluluklara, gizli tanık düzenine, siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok, bir adım atmaya da görünen vakitli bir niyet yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok.
Örtülü, keyfiyete kalmış bir muğlaklık var ve bunun tarifinde maharet gösteren bir takım iktidar aktörleri var. Siyasi rakipleri, gazetecileri, akademisyenleri ve seçilmiş belediye başkanlarını cezaevinde tutan düzene ilişkin bir değişiklik yok. Burada komisyonun iradesini hiçe sayan, meseleyi yüzeysel ele alan, özensiz bir metin var. Burada yargının bütün yetkisini yürütmeye devreden bir yetki var. Yasamanın üstlenmesi gereken sorumlulukları yürütmeye veren, istismara açık yetkiler düzenleyen bir metin var.
Yargıda verdiği tüm kararlar neredeyse Anayasa Mahkemesi’nden dönmüş, siyasi operasyonların baş aktörü olmuş, bir siyasete gelmiş, bir hakim - savcı kürsülerine gitmiş birisinin de içinde bulundurulacağı bir komisyona; siyasete kimin, ne zaman dahil olacağı konusunda bezirgan başılık gibi bir görevin tarifi var. Bu süreçten sonra siyasete dahil olma meselesinin bile bugünkü yürütmenin elinde koz olarak tutan veya bu meseleyi halen daha birtakım müzakerelerin parçası kılan bir anlayış var.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, biz Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sicilini unutmuş değiliz. 40 yılı aşkın bu meselenin 25 yılı AK Parti dönemindedir. Binlerce şehit AK Parti döneminde toprağa düşmüştür. AK Parti’nin bugünkünden daha çok güçlü olduğu yıllar oldu. Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Toplumdan geniş destek alıyordu. Devletin bütün imkanları elindeydi. Ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi. Çözümün gerektirdiği demokratik bedeli ödemekten hep kaçtı. Çünkü kalıcı çözümü iktidar hesabının önüne koyamadı. Bir dönem ‘Açılım’ dedi, Dolmabahçe’de masa kurdu. Sonra seçim hesabı değişince o masayı devirdi, dün birlikte oturduğu siyasetçileri ertesi gün cezaevine gönderdi.
Masaya kendi oturttuğu siyaset arkadaşlarını yıllarca pasif pozisyonlara itti. Dün el sıkıştığı insanları ertesi gün terörist ilan etti. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi’ni yöneten akıl, hiçbir zaman bu meselenin gerçekten çözümünü ve Türkiye’nin topyekûn huzurunu parti çıkarlarının önüne getirmedi. Sayın Erdoğan bugün siyasi rakiplerini yargıla bertaraf etmeyi göze alan, tek kaygısı kendi koltuğu olan bir noktadadır. Adalet ve Kalkınma Partisi şimdi de maalesef barışı isteyen samimi bir tarafta durduğunu gösterememektedir.
Barıştan nemalanmak isteyen taraftadır. Bize yapılan saldırılar da bu hesaptan bağımsız değildir. Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır, mecbur kaldığı için barıştan yanaymış gibi yapan taraftadır. YENİ Parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır. Biz böyle bir iktidarın samimiyetine güvenmiyoruz, geçmişine güvenmiyoruz, bugünkü niyetine güvenmiyoruz, gelecekte vereceği sözlere de peşinen güvenmiyoruz. Biz kendimize ve milletimize güveniyoruz. Biz rüzgâra göre şekil değiştirenler değiliz. Biz doğru bildiğini ne pahasına olursa olsun savunan ve ilkelerine sahip çıkanlarız"
"Barışın önünde durmayacağız"
Konuşmasının sonunda sürece ilişkin tutumlarının değişmeyeceğini belirten Özel, Türkiye'de bir daha şehitlerin gelmemesi için barışın önünde durmayacaklarını söyledi:
"İlk günden şehit aileleri ve gazilerimizin gözünün içine bakamayacağımız bir şeyin içinde olmayacağımızı söylemiştik. Aynı kararlılıkla ifade ediyorum ki; herkes kendi vicdanıyla yaşar, herkes vicdanının sesini bastırabildiği zaman uykuya dalar. Esas olan şehit ailelerinin, gazilerin, terörle sarsılmaz bir kararlılıkla mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, tüm güvenlik güçlerimizin ve başta terörden zarar gören vatandaşlarımız olmak üzere tüm milletimizin yüzüne bakamayacak bir duruma düşmemektir.
Kırmızı çizgilerimiz nettir. Atatürk, Lozan Antlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ile anayasanın güvence altına aldığı Cumhuriyet’in temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz, buna asla izin vermeyiz. Bu anlayışla; iktidara değil ama milletimize güvenerek, bu metni değil ama partimizin duruşuna ve milletvekillerimizin göstereceği duruşa güvenerek, bu metne kefil olmadan ama barışın sorumluluğunu taşıyarak, iktidarın hesabına karşı durarak ama Türkiye’nin geleceğinin önünü açacak bir sorumluluğu üstleniyorum."



