Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) kamuoyunun gündeminde. 17 Ekim’de Meclis’e sunulacak merkezi bütçe öncesi, ekonomiye ilişkin verileri de içeren OVP’yi Prof. Dr. Aziz Konukman 24 Saat Gazetesi’ne değerlendirdi. Konukman’a göre, bu OVP’de önceki programın hedeflerinden sapmaların nedenleri yeterince açıklanmıyor, reform takvimleri sürekli öteleniyor ve gelir dağılımının düzeltilmesine ilişkin ölçülebilir hedefler bulunmuyor.

Bütçe hakkı açısından OVP’yi değerlendiren ve emek - meslek örgütlerinin görüşlerinin, dolayısıyla halkın görüşlerinin alınmadığının altını çizen Konukman’a yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:
OVP’ye yönelik çok eleştiriler oldu, ama siz bütçe hakkı açısından değerlendirmek gerektiğini söylüyorsunuz. Bütçe hakkı açısından değerlendirirsek, siz ne dersiniz?
Evet, Orta Vadeli Program’ı (OVP) klasik bir değerlendirmenin dışına çıkarak bütçe hakkı açısından ele almak gerekmektedir. Demokrasilerde kamu harcamalarının büyüklüğü ve kapsamıyla, bu harcamaların yapılabilmesi için vatandaşlara getirilecek yükümlülüklere halk karar verir. Buna bütçe hakkı denir. Yani kimden ne alınacak, kime ne yönelecek ve hangi kamu hizmetlerine kaynak aktarılacak sorularının yanıtını halk, seçtiği temsilcileri (milletvekilleri) aracılığıyla mecliste verir. Uzun süren mücadeleler sonucu elde edilmiş bu hak, demokrasinin temel taşıdır.
Bütçenin nasıl bir çerçeveye sahip olacağı ve hangi yükümlülükleri içereceği OVP tarafından belirlenir. Dolayısıyla OVP bütçenin dayandığı en önemli resmi belgedir. Maalesef OVP, yıllardır halkın örgütleri olan emekten yana sendikaların, demokratik meslek ve kitle örgütlerinin katkısının alınmadığı, sermaye temsilcilerinin ağırlıklı olduğu bir ortamda hazırlanmaktadır. IMF, Dünya Bankası ve post-Washington uzlaşması dayatmalarıyla bu kesimler ile bir araya gelinmekte; emek ise süreç dışında bırakılmaktadır.
Lenin’in meşhur "Tüm iktidar Sovyetlere" sözüne atıfla, bu durumu "Tüm iktidar sermayeye" modeli olarak adlandırmak mümkündür. OVP ve diğer iktisat politikaları tamamen sermayenin lehine hizmet eden belgelerdir. "Kimin OVP'si?" sorusunun yanıtı açıkça sermayenin OVP'sidir.

Yani bu OVP’de de halk yok diyebilir miyiz?
Evet, “emeğin adı yok”, “halkın adı yok” diyebiliriz.
Az önce değindiğim Post-Washington uzlaşması nasıl gündeme gelmiştir, Dünya Bankası ve IMF nasıl bu uzlaşmayı dayatmıştır, buna bakmak gerekir.
Hükümet kanadı (örneğin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 2 Eylül tarihli açıklaması ve 5 Eylül sunumu) OVP'nin katılımcı ve istişareye dayalı hazırlandığını, sendikalar ve meslek kuruluşlarının sürece dahil edildiğini ifade etmektedir. Ancak araştırıldığında, bu süreçte emekten yana sendika ve demokratik meslek örgütlerinin (örneğin KESK, TMMOB, TTB gibi kurumların) yer almadığı; daha çok TESK, TİSK gibi yandaş yapılar ile iş dünyasının davet edildiği görülmektedir. Halkın dolaylı temsilcilerinin olmadığı bu süreç, bütçe hakkının açıkça ihlal edildiği anlamına gelmektedir. Bu durum bu yıla mahsus olmayıp, geçmiş yıllarda da benzer şekilde tekrarlanmıştır.

Peki, sermaye çevreleri OVP’ye yönelik eleştirilerini neden bu kez daha yüksek sesle dile getiriyor?
Bunun sermayenin aleyhine bir belge olduğu anlamına gelmediğini özellikle belirtmek lazım. Daha önceki OVP’lerde sermaye sessiz sedasız karşılıyordu. Bir iki övücü cümle ile geçiştiriyorlardı. Ama bu kez itirazlarını yükselttiler.
Bunu şöyle yorumlamak lazım: İtiraz daha çok geleceğin öngörülememesi, dış rekabete hazırlıksız yakalanılması, sanayide dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm gibi bazı dönüşümlerin önerilmesi… Bunların doğru dürüst hayata geçirilememe kaygısı gibi nedenlerle buna itiraz ediyorlar.
Çünkü hiçbir öngörü tutmuyor OVP’lerde. Sermaye de öngörü görmek ister. Sadece kısa vadeye bakmaz. Önündeki üç yılın nereye gideceğini bilmek durumundadır. Dolayısıyla itiraz bu noktada. Yoksa öngörülen düzenlemelerden bir şikâyetleri yok. Çünkü, düzenlemelerin büyük bir kısmı sermaye lehine.
Benzer şekilde, öncelikli reformlar arasında yer alan işgücü piyasasının esnekleştirilmesi, sermayenin dört gözle beklediği bir düzenleme. İş gücü piyasalarında istediği gibi at koşturabilme olanağı elde eden sermayenin bu tür düzenlemelere bir itirazı olmaz. Sadece süreçteki tıkanıklıkların aşılmasını talep etmektedirler.
“Yani sermaye OVP’de kendine ayrılan kaynaklardan çok memnun ama bunun ne kadar süreceğini, devam edip etmeyeceğini bilmek istiyor. Bir de önünü görmek istiyor” mu diyorsunuz?
Tabii… Önünü de görmek istiyor sermaye.
Mesela asgari ücret ve maaşlar belirlenirken, TÜİK istatistiklerinin baskısıyla düşük tutulan öngörülen enflasyon oranları dikkate alınıyor. Bu durum sermaye için mükemmel bir düzenlemedir.
Ancak sıra fiyatlandırmaya geldiğinde ikili bir standart uygulanmaktadır. Çoğu tekelci konumda olan sermaye kesimleri, maliyet veya marka fiyatlandırmasını kullanarak yüksek kar marjlarına ulaşmakta, döviz kurundaki en küçük artışı bile fiyatlara anında artış olarak yansıtmaktadır. Fiyat belirlerken için geçmiş enflasyon geçerliyken, emekçiler için öngörülen enflasyon baz alınmaktadır.

“OVP’de olmayan bazı ayrıntıları bütçede göreceğiz”
Bütçe önümüzdeki günlerde Meclis’e sunulacak. Orada bağlı cetveller arasında bir tablo yer alacak: Vergi Muafiyet ve İstisnalar Tablosu. İşte orada somut bir şekilde KDV, ÖTV, kurumlar vergisi gibi ana bileşenlerindeki muafiyet ve istisna tutarlarında aslan payının kimin lehine olduğunu göreceğiz.
Asgari ücrette de biliyorsun vergi muafiyeti var ama aslan payı sermaye lehine. Aslında bu durumun OVP’de de yansıtılması gerekiyordu, ama kamuoyunda tartışılmasın diye onu bütçeye erteliyorlar.
“Yeni OVP, önceki OVP’nin hesabını vermiyor”
OVP metninin kendisine ilişkin temel eleştiriniz nedir?
Metinde önceki OVP ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmıyor. Oysa bizim planlama geleneğimizde, yeni bir OVP açıklanırken önceki OVP’de hedeflerin nerede saptığı, neden öngörülen hedeflere ulaşılamadığı konusunda kapsamlı bir değerlendirme yapılırdı.
Maalesef bu gelenek sürdürülmemektedir. Sadece 2026 için bir değerlendirme yapılıyor. O da her değişken için değil yalnızca enflasyon, cari açık, büyüme gibi seçilmiş değişkenler için yapılıyor.
OVP’nin ek tablolarındaki ((Ek-1'den Ek-6'ya kadar olan) temel ekonomik büyüklükler, cari işlemler, istihdam, büyüme, enflasyon, daha sonra merkezi yönetim bütçesi verileri için sapma analizi yapılmamaktadır.
Bu OVP metni, 2026’daki o sınırlı düzeydeki makro hedeflerin planlanandan niye saptığını açıklıyor. Ama tümü için yapmıyor. Oysa bütün veriler için bunu yapması lazım.
Son iki yıldır metne eklenen "Öncelikli Reform Alanlarına Yönelik Düzenlemeler" (Ek-3) bir yol haritası sunsa da, bu takvimlere uyulmamaktadır. Süreler tutmayınca düzenlemeler metinde kalmaya devam etmekte, ancak takvimdeki tarihler ötelenmekte veya tamamen kaldırılmaktadır.

“Rakamlar değişiyor ama neden değiştiğini göremiyoruz”
Biraz somutlaştırabilir misiniz?
Örneğin, sanayide yüksek katma değerli dönüşüm (VTE 30 yüksek teknoloji yatırım programı) bir önceki OVP'de 2025'in 4. çeyreği olarak yazılmışken, yeni OVP'de 2026'nın 4. çeyreğine (veya ilgili çeyreklere) ötelenmiştir.
Oysa yeni OVP’ye geçmeden, önce eski OVP’nin hedefleri neydi? Sonra eğer sapma varsa, sapma nedenleri ya da öngörülerdeki revizyonun nedenleri açıklanması lazım. Halbuki mevcut OVP metninde sadece 2026 yılı için seçilmiş göstergeler itibariyle bu analiz yapılıyor.
Sizce nedeni ne? Neden böyle bir değerlendirme yapılmıyor?
Tümünün yeni baştan dizayn edilmesi lazım. Bu dediğim eksiklikleri göstererek, “Bu arada tablolarda görüldüğü üzere” deyip bu sapmaların birincisinin nedeni şu, ikincisinin nedeni şu gibi bir değerlendirme yapması lazım.
Ama, ‘niye bunlarla uğraşayım, kamuoyunun tartışmasına açayım ki?’ deniliyor.
“İşsizlik hedefinde de kendi içinde tutarlılık sorunu var”
OVP’de işsizlik oranı da yüzde 8,7’den yüzde 7,8’e düşürülüyor. Yeni istihdam alanları oluşmadan bu nasıl gerçekleşecek?
Metin içinde enflasyon, büyüme, işsizlik, istihdam, kamu maliyesi başlıkları altında takvime bağlamış düzenlemeler var. Nefis bir şey. İş çevrelerini de heyecanlandırır. Bu bir yol haritasıdır. Hem düzenlemenin içeriğini anlatıyor hem de bir takvim veriyor. Fakat bu takvime uyulmuyor. Bu sene de düzenlemeler metin içinde var ama takvimde düzenlemeye yönelik bir tarih verilmiyor. Çünkü ciddiyeti kayboldu.
“Gelir dağılımı düzelecek deniyor ama nasıl ölçülecek?”

OVP’de gelir dağılımına ilişkin ne görüyorsunuz?
OVP’lerde gelir dağılımının düzeltileceği ifade ediliyor. Ama hiçbir sayısal hedefe yer verilmiyor gelir dağılımıyla ilgili. Sayısal hedefe yer verebilmeniz için ölçüme ve o ölçümü sağlayan göstergelere ihtiyacınız var.
Bir hatırlayalım, gelir dağılımı nasıl ölçülür? Birincisi, kişisel gelir dağılımı. Örneğin en zengin yüzde 20’nin milli gelir pastasından alacağı pay, en fakirin milli gelirden alacağı pay. Yine onunla bağlantılı Gini katsayısı sıfıra doğru gittikçe gelir dağılımı düzeliyor. Bir de fonksiyonel gelir dağılımı var: Milli gelirden emeğin payı ne, sermayenin payı ne?
Bunlarla ilgili öngörüde bulunmazsan, ölçülebilir göstergelere OVP metninde yer vermezsen seni izleyemem. Yani nasıl analiz edeceğim bu söylediklerini? Ölçülemeyen şey izlenemez. İzlenemediği zaman da hesap sorulamaz.
Dolayısıyla, gelir dağılımıyla ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi için üç yıllık dönemde bu hedeflere ilişkin sayısal göstergelerin tablolar bölümünde yer verilmesi gerekir.
Sonra gerçekleştirildiğinde, sapmaların nedenleri, “Niye öngördüğünüz gibi bir gelir dağılımı olmadı?” gibi sorulara yanıt verilmesi gerekir. Bunların hiçbiri yok bu OVP’de.

“Siyasi sorumlusu sunmuyor”
OVP'yi Cumhurbaşkanı'nın sunmaması konusunda da eleştirileriniz var sanırım!
OVP, Cumhurbaşkanı'nın imzasıyla yayınlanan siyasi bir belgedir. Ancak bu belgenin ve ilerleyen süreçte bütçe teklifinin Cumhurbaşkanı yerine bir memur statüsündeki Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanması ve Meclis’e sunulması bütçe hakkının ihlalidir. Siyasi muhatap ve sorumluluk sahibi doğrudan Cumhurbaşkanı olmalıdır. Aynı şekilde bakanlık bütçelerinin, artık memur statüsündeki bakanlar tarafından sunulması da sistemin getirdiği bir sorundur. Milletvekilleri doğrudan siyasi iradeye, yani Cumhurbaşkanına soru soramamaktadır. Bu durum Anayasa'ya ve bütçe hakkına aykırıdır.




