Yozgat Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı ve aynı zamanda Çevre Bilincini Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hamdi Temel, PET şişelerdeki kimyasal maddeleri inceleyen çalışmaları ve mikroplastiklerin insan beynine ulaşıp davranışları etkileyebileceğine yönelik araştırmalarıyla dikkat çekiyor. Temel, mikroplastik kirliliğinin boyutlarını, insan sağlığına etkilerini ve alınması gereken önlemleri 24 Saat Gazetesi’ne anlattı.
"Dünyayı ve kendimizi plastikle hapsettik"
Plastik kullanımının bu kadar yaygınlaşmasının temel nedenlerinden birinin insanların daha rahat bir yaşam arayışı olduğunu belirten Temel, "Plastikler ucuz ve hafif olduğu için herkes plastik kullanmaya başladı. Bu kullandığımız plastikler zamanla küçük parçalara ayrılarak mikroplastiklere dönüştü" dedi.
Mikroplastiklerin ulaştığı yaygınlığa dikkat çeken Temel, "Plastik 5 milimetrenin altına düştüğünde mikroplastik, çok daha küçük boyutlara inince nanoplastik diyoruz. Artık bitkilerde, balıklarda ve insan kanında mikroplastik tespit ediliyor. Anne karnındaki plasentada bile mikroplastik var; bebek dünyaya gelmeden önce annesiyle değil, mikroplastiklerle tanışıyor. İnsan dışkılarında ve hatta bulutlarda bile mikroplastikler tespit edildi. Antarktika’da ise Türkiye’den bilim insanlarının yürüttüğü bir çalışmada mikroplastiklere rastlandı. Tuzumuzda ve musluk suyumuzda da mikroplastikler var. Biz hem evimizi hem kendimizi hem de dünyayı plastiklerle hapsetmişiz" diye konuştu.
Mikroplastikler vücudu nasıl etkiliyor?
Mikroplastiklerin vücutta ulaştığı organları sıralayan Temel, "Havayla soluduğumuz için akciğerlerde mikroplastik tespit edilmiş. Yediklerimiz ve içtiklerimiz nedeniyle karaciğer ve bağırsaklar etkileniyor. Kan dolaşımıyla hücrelerimize kadar giriyor. Beyin dokusunda da inanılmaz derecede mikroplastik birikimi var" kaydetti.
Plastiklerin yalnızca mikroplastik parçacıklarından değil, içerdikleri kimyasallardan dolayı da tehdit oluşturduğunu vurgulayan Temel, "Plastikler petrol türevleri; ama bizim önümüze gelene kadar içine yumuşatıcı olarak ftalatlar katılıyor, renklendirme için ağır metaller ekleniyor. Damacanalarda ise damacananın ömrünü uzatmak için bisfenol gibi zararlı kimyasallar kullanılıyor. Yani orada ekonomi düşünülüyor ama sağlığı düşünen insanlar ne yazık ki yok" dedi.
Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini de anlatan Temel, "Endokrin sistemini bozuyor, hormon dengenizi etkiliyor. Obezitenin yaygınlaşmasının en büyük nedenlerinden birinin de plastiklere sarılmış yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi olduğunu düşünüyorum. Bağışıklık sistemi baskılanabiliyor. Kanser vakalarının bu kadar artmasının nedenlerinden biri de bu. Kardiyovasküler hastalıklar ve tansiyon problemleri; bunların hepsi aslında birbirleriyle zincirleme etkileşim içinde" ifadelerini kullandı.
Diyabet, kalp rahatsızlıkları, tansiyon ve kanserin artık rutinleştiğini belirten Temel, "Her 3 kişiden 1’inde, hatta bazı çalışmalara göre her 2 kişiden 1’inde bu hastalıklar görülmeye başlamış. Her gün yeni bir kanser çeşidiyle karşılaşıyoruz" dedi.
Beyne ulaşan mikroplastikler: Parkinson ve demans bağlantısı
Bu alanda yürüttüğü araştırmaları anlatan Temel, "500 mililitrelik PET şişede Chimassorb 81, Oleamide ve Irgafos 168 olmak üzere 3 kimyasal madde tespit ettik. Güneş ışınlarına bir süre maruz kaldığında Antioxidant 2246 ve Butylated Hydroxytoluene adlı 2 kimyasal daha ortaya çıktı. Bu, dünyada bu alanla ilgili ilk çalışmaydı" diye kaydetti.
Mikroplastiklerin insan davranışları üzerindeki etkisini de araştırdıklarını belirten Temel, "Mikroplastikler artık beyne kadar birikmeye başladığından dolayı davranışlarınızı da değiştirecek. Bu da dünyadaki ilk çalışmalardan biri olacak. Parkinson ve demans hastalarının sayısının mikroplastiklerden dolayı dünyada arttığını ispatladık" diye konuştu.
Yakında bu konuyla ilgili akademik çalışmanın da yayımlanacağını belirten Temel’in, bu araştırmaları ve literatürdeki diğer bilgileri bir araya getirdiği "Naylon Aşkı Öldürür" ve "Suyun Sesini Duydum" adlı iki kitabı bulunuyor.
Maruziyeti azaltmak mümkün mü?
Bu bilginin, Avustralya’daki University of Newcastle’dan mikroplastik araştırmacısı Dr. Thava Palanisami’nin yaptığı hesaplamaya dayandığını belirten Temel, "Kişinin yaşadığı ortama göre haftada bir, bazen ayda bir, bazen de yılda bir kredi kartı büyüklüğünde plastik yiyorlar. Soluduğumuz havada bile bu parçacıklar var. Şehirde yaşayan insanlar çok daha fazla mikroplastiğe maruz kalıyor" ifadelerini aktardı.
Temel, vücuda giren mikroplastikleri ortadan kaldırmanın bilinen bir yöntemi bulunmadığını da belirterek, "Doğrusu şansımız yok; şu an için kesin olarak şunu yapabiliriz demek zor" dedi.
Cam ve çelik ön plana alınmalı
Bireysel önlemler konusunda mutfaktan başlanması ve cam ile çelik gibi alternatif malzemelerin tercih edilmesi gerektiğini söyleyen Temel, "İlk bakılacak yer mutfak olmalı. Plastik saklama kaplarını ve damacanaları camla değiştirin. Sıcak yiyecek ve içecekler kesinlikle plastik kaplarda tüketilmemeli. Köpük ve hatta karton bardaklar da aslında içinde plastik zar bulunan ürünler. Camla değiştirmeye çalışmak lazım" diye konuştu.
Tek kullanımlık ürünleri azaltmanın önemini vurgulayan Temel, "Bez çanta kullanmak, plastik şişeleri güneşte bırakmamak, paketli gıda tüketimini azaltmak ve doğal tekstil ürünlerini tercih etmek gerekiyor. Ayrıca ayakkabı ve araç lastiklerinin de mikroplastik oluşumuna katkıda bulunduğunu unutmamak lazım" diye aktardı.
"Kendilerini evlerinde zehirliyorlar"
Koronavirüs salgını öncesinde devletin tek kullanımlık ürünleri yasaklama yönünde adımlar attığını hatırlatan Temel, "Korona salgını sırasında ve sonrasında tek kullanımlık ürünler biraz daha yaygınlaştı. Evlerinde bile tek kullanımlık plastik kap, çatal ve bıçak kullananlar var; kendilerini evlerinde zehirliyorlar" dedi.
Türkiye’nin sahip olduğu zengin bor rezervlerine de dikkat çeken Temel, "Türkiye’nin dünya bor rezervlerinin büyük bölümüne sahip olduğu biliniyor. Bordan üretilen camları çok daha ucuza mal edip plastik yerine kullanılabilecek ürünler geliştirebiliriz. Cam ve çeliği ön plana çıkarmak çok daha mantıklı" diye konuştu.
Devlet sert önlemler almalı
Temel, devletin çok daha güçlü adımlar atması gerektiğini ifade ederek, "Geri dönüşümün yaygınlaştırılması ve depozito sisteminin geliştirilmesi gerekiyor. Tarım ilaçlarında kullanılan plastik ambalaj atıkları toplanıp imha edilmeli. Bu ambalajların geri dönüşüm yoluyla yeniden kullanılması da ciddi riskler oluşturabilir. Gıda ve sağlıkla ilgili ürünlerde kesinlikle kullanılmamaları gerekiyor" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde yürütülen Sıfır Atık Projesi’ne de değinen Temel, "Bu tarz projelerin devam etmesi gerekiyor. Çok daha güçlü bir şekilde kamuoyunda yer edebilecek ve insanların görebileceği somut adımların atılması gerekiyor. Devletin çok daha ciddi ve sert önlemler alması ve kamuoyunu bilgilendirmesi gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.
"Koronavirüsten daha büyük kriz kapıda"
Sorunun yalnızca insan sağlığıyla sınırlı olmadığını belirten Temel, "Siz toprağı kirlettiyseniz nasıl temizleyeceksiniz? Okyanuslarımızı, denizlerimizi, akarsularımızı kirlettik" dedi.
Mikroplastik sorunuyla mücadelede toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Temel, "Eğer bunları yapmazsak ileride koronavirüsten çok daha büyük ciddi problemlerle karşı karşıya kalacağız. Bunun şakası yok gerçekten" dedi.
Temel, "Biraz daha rahat yaşayabilmek için sağlığımızı tehlikeye atıyoruz. En azından mutfağımızdan başlayıp plastik kaplardan ve plastiklerle ilgili her şeyden biraz kendimizi uzak tutup, önce vücudumuzu bir nadasa bırakma zamanı geldi" diye konuştu.








