Sağlık Bakanlığı, kâğıt kullanımını sonlandırmak, rapor süreçlerini tek bir dijital platformda toplamak ve kurumlar arası belge doğrulama adımlarını hızlandırmak amacıyla e-Rapor uygulamasını yaygınlaştırmayı sürdürüyor.

Dijital dönüşüm hedefleri kapsamında hayata geçirilen sistemle birlikte; ehliyet, askerlik, evlilik, işe giriş ve okul kayıtları gibi alanlarda talep edilen tüm sağlık raporlarının tamamen elektronik ortama aktarılması amaçlanıyor. Ancak altyapı erişim sorunları, sistem kesintileri ve diğer kamu kurumlarının dijital entegrasyon eksiklikleri birinci basamak sağlık hizmetlerinde yeni tartışmaları ve belirsizlikleri beraberinde getiriyor

İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu Üyesi ve Aile Hekimi Dr. Emrah Kırımlı ile Sağlık Bakanlığının yaygınlaştırdığı e-Rapor uygulamasını, altyapı yetersizliklerini, aile sağlığı merkezlerine getirdiği iş yükünü ve sahada yaşanan teknik aksaklıkları konuştuk.

"TÜM YÜK, VATANDAŞIN VE HEKİMİN ÜZERİNDE BIRAKILIYOR"

e-Rapor sistemine geçilirken SGK’lı çalışanların ayrı bir kapsamda tutulması, hekimler ve hastalar açısından uygulamada nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor?

Hâlihazırda ehliyet ve askerlik raporlarını e-Rapor sistemi üzerinden düzenliyoruz. Bu raporların nasıl verileceğine ilişkin hem tıbbi hem de hukuki düzenlemeler mevcut. Bu raporları talep eden kurumlar da e-Rapor altyapısıyla uyumlu şekilde çalışıyor.

Bunun dışında ise ülkemizde onlarca kurum, vatandaşlardan çeşitli sağlık raporları talep ediyor. Bu raporlar arasında, örneğin satranç oynamak gibi hangi sağlık kriterlerinin aranacağının dahi belirsiz olduğu çok sayıda uygulama bulunuyor. Sağlık Bakanlığı bu raporlara ilişkin gerekli mevzuatı hazırlamıyor ve vatandaş ile hekimi karşı karşıya bırakıyor.

Yeni uygulamada da benzer bir durumla karşılaşacağız. Evlenmek isteyen bir kişinin alması gereken sağlık raporunu nikâh memurluğu dijital ortamda görüntüleyemediğinde, uygulamanın pratikteki tek sonucu hekimin ne yapacağını bilemez hâle gelmesi olacaktır. Sağlık Bakanlığı "e-Rapor düzenleyeceksiniz" dese de nikâh dairesi bu raporu sistem üzerinden göremediğinde, biz de hastamıza "e-Rapor görüntülenemiyorsa evlenemezsiniz" demek zorunda kalırsak ortaya çıkacak tabloyu siz tahmin edin.

Biz, gereksiz sağlık raporu taleplerinin kaldırılmasını ve kişinin beyanının yeterli kabul edilmesini talep ederken, Bakanlık ısrarla tüm yükü ve bürokratik yetersizliklerin sorumluluğunu vatandaşın ve hekimin üzerine bırakıyor.

AİLE HEKİMLERİNİN İŞ YÜKÜ VE ALTYAPI SORUNLARI

Hekimler açısından düşündüğümüzde bu sistem iş yükünü azaltacak mı, yoksa yeni sorumluluklar da beraberinde getirecek mi?

Elbette artıracak. Örneğin, bir aile hekimi Sağlık Bakanlığının görevlendirmesiyle eğitime gittiğinde, mevcut sistem nedeniyle vatandaş rapor alamıyor. Çünkü sistem, raporun yalnızca kişinin kendi aile hekiminden alınabileceği şekilde işliyor.

Bunun yanı sıra, aile sağlığı merkezlerinde (ASM) günlük işleyişte ortaya çıkan anlık sorunları çözmeye çalışırken, hasta yoğunluğu ve ASM'nin mevcut iş yüküne bir de bu rapor süreçleri eklenecek.

Bugün Sağlık Bakanlığı; aile sağlığı merkezlerinin işleyişinden binasına, faturasına, çalışanına, iş güvenliğine, kanser taramalarına, aşılama hizmetlerine, evde bakımdan tedavi hizmetlerine kadar birinci basamağın neredeyse tüm sorumluluğunu bir hekim ile bir ebe veya hemşirenin omuzlarına yüklemiş durumda. Şimdi bunlara ek olarak rapor talepleriyle ve Sağlık Bakanlığı dışında neredeyse hiçbir kurumun bilmediği ya da uygulamadığı e-Rapor sistemiyle de uğraşmak zorunda kalacağız.

Sistemi kullanmakta zorlanabilecek yaşlı veya dijital okuryazarlığı düşük vatandaşlar için sahada nasıl bir geçiş süreci yaşanıyor?

Bu gruptaki vatandaşlar için yaşanacak durum, bugün randevu alamadıklarında karşılaştıkları tablodan farklı olmayacak. Randevu alabilmek için e-Nabız'ı kullanmak, dijital onay vermek ve akıllı telefon sahibi olmak gerekiyor. Bunları yapamayan milyonlarca kişiye Sağlık Bakanlığının verdiği yanıt ise "Aile hekimine gidin, o halletsin" oluyor.

Sanki ülkedeki yaklaşık 2 milyon sağlık çalışanının yalnızca 60 bini değil de 660 bini aile sağlığı merkezlerinde (ASM) görev yapıyormuş gibi, tüm yük aile hekimleri ile ASM çalışanlarının üzerine bırakılıyor.

Dr. Kırımlı'dan 'Aile Hekimine Yönlendirme' Tepkisi

İNTERNET KESİNTİLERİ VE BİLGİ GÜVENLİĞİ RİSKLERİ

Kağıt çıktının kaldırıldığı bu yapıda, olası sunucu veya internet kesintilerinde hastaların mağdur olmaması adına süreç nasıl ilerliyor?

Kimi meslektaşlarımız, hasta ile karşı karşıya gelip şiddete maruz kalmamak için şahsi telefonları üzerinden internete bağlanarak sistemi kullanmayı deniyor. Ancak bu durum, mevcut iş yüküne ek olarak sabit IP ve bilgi güvenliği gibi yeni sorunları da beraberinde getiriyor. Üstelik yaşanabilecek olası aksaklıklarda sorumluluk, bu yöntemle hastasına yardımcı olmaya çalışan hekimin üzerinde kalıyor.

Biz, bu sistemlerin çalışmaması sorunuyla neredeyse her gün karşılaşıyoruz. e-Rapor uygulamasında da benzer aksaklıkların yaşanması kaçınılmaz görünüyor. Bu durum ise daha uzun bekleme süreleri, artan iş yükü ve sağlık çalışanları açısından daha güvensiz bir çalışma ortamı anlamına geliyor.

e-Rapor Doğrulama Servisi ve elektronik imza adımı, rapor süreçlerindeki denetimi ve güvenilirliği nasıl etkileyecek?

Öncelikle bu sistemlerin kesintisiz ve düzenli şekilde çalışması gerekiyor. Ancak uygulamada bu sistemlerin sık sık erişilemez hâle geldiğine tanık oluyoruz. Hukuki açıdan bakıldığında ise en güvenilir yöntem hâlâ ıslak imzalı ve basılı belgelerdir. Bu nedenle uygulamada yine bu yönteme başvurulması muhtemeldir.

Diplomaların dahi sahtesinin üretilebildiği ve bu konuda suç örgütlerinin ortaya çıkarıldığı bir ülkede, elektronik ortamda düzenlenen raporların güvenilirliği konusunda da ciddi soru işaretleri bulunuyor.

"YAZ TATİLİNDE OLMAMIZ, OLASI SORUNLARI İKİ AY SONRAYA ERTELİYOR"

Okulların ve kamu kurumlarının elektronik ortamda düzenlenen bu raporları işleme alma ve kabul etme hızı şu an ne durumda?

Doğrusu, bu kurumların sistemi bildiğinden bile emin değilim. Uygulama yaygınlaştıkça ve biz e-Rapor düzenledikçe onlar da sistemi kullanarak süreci göreceklerdir. Ancak Sağlık Bakanlığının bu kurumlara yönelik bir bilgilendirme yaptığına ilişkin kamuoyuna yansıyan herhangi bir yazı ya da resmi duyuru bulunmuyor.

Kulak çınlamasını hafife almayın!
Kulak çınlamasını hafife almayın!
İçeriği Görüntüle

Bugün okullar ve birçok kamu kurumu hâlâ fiziki rapor talep etmeyi sürdürüyor. Şu anda yaz tatilinde olmamız, yaşanabilecek olası sorunları yaklaşık iki ay sonraya erteliyor. Umudumuz, bu kurumların da en az bizim kadar süreci basın aracılığıyla takip etmiş olmalarıdır.

Rapor doğrulama sürecinde 3. taraf kurumlar veya okullar, hastanın tıbbi detaylarına değil sadece raporun geçerliliğine mi erişebiliyor?

Fiziki raporlarda olduğu gibi, üçüncü taraf kurumlar yalnızca raporda yer alan kişi bilgilerini ve hekimin belirttiği hastalık tanısını görebilecek. Bunun dışında hastanın tıbbi geçmişine veya ek sağlık bilgilerine erişmeleri söz konusu olmayacak.

SAĞLIKTA DİJİTALLEŞME VE GEÇMİŞ UYGULAMALARIN YANSIMALARI

e-Rapor uygulamasını, Türkiye’nin genel dijital sağlık altyapısı ve gelecekteki sağlık hizmetleri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu hamle, ilerleyen dönemde sevk zincirinden uzaktan muayeneye (tele-tıp) kadar uzanacak daha geniş bir dijital dönüşümün habercisi mi?

Daha önce e-Rapor uygulamasına geçirilen akli meleke, sürücü belgesi ve silah ruhsatı raporlarında yaşanan en önemli değişikliklerden biri, bu raporlar için vatandaşlardan ücret alınmaya başlanması oldu. Sağlık Bakanlığının atacağı ilk adımlardan birinin, benzer şekilde bu raporlar için de ücret talep edilmesi olacağını düşünüyorum. Geçmiş uygulamalarda yaşananlar dikkate alındığında, bu süreçte farklı bir tablo beklemek için somut bir neden görmüyorum.

Muhabir: Esin Özdemir