Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri (Şeker-İş) Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, iklim krizi, sürdürülebilir üretim ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş süreçlerinde çalışan haklarının korunmasına yönelik yazılı bir açıklama yayımladı. İklim krizinin mevcut ekonomik ve sosyal sorunları derinleştiren bir risk çarpanı niteliği taşıdığına dikkati çeken Gök, meseleye yalnız çevre politikaları değil, kalkınma, güvenlik, sanayi ve sosyal politika perspektiflerinden de yaklaşılması gerektiğini vurguladı.
"Adil geçiş ilkeleri benimsenmeli"
İklim politikalarının çevrenin korunmasının yanında çalışanların haklarının güvence altına hissetmesini de içermesi gerektiğini savunan Genel Başkan İsa Gök, dönüşüm sürecinin yönetimine ilişkin doğrudan şu ifadeleri kullandı:
"Düşük karbonlu ekonomiye geçiş süreci, çalışanların mağdur edildiği değil, yeni istihdam alanlarının oluşturulduğu, mesleki dönüşüm programlarının uygulandığı ve adil geçiş ilkelerinin benimsendiği bir anlayışla yürütülmelidir."
"COP31 ulusal farkındalık hamlesine dönüştürülmeli"
Türkiye'nin yakın gelecekteki küresel iklim diplomasisindeki rolüne ve bunun iç pazara yansımalarına değinen Gök, açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi:
"Türkiye'nin 2026 yılında gerçekleştirilecek COP31 İklim Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak olması bu açıdan önemli bir fırsattır. Bu süreç yalnız uluslararası bir organizasyon olarak değerlendirilmemeli, sanayiden tarıma, yerel yönetimlerden üniversitelere, iş dünyasından sendikalara kadar tüm paydaşların katılımıyla güçlü bir ulusal farkındalık ve dönüşüm hamlesine dönüştürülmelidir."
"Karar vericileri ortak iradeye davet ediyoruz"
Şeker-İş'in iklim krizine karşı mücadeleyi üretimin sürdürülebilirliği, çalışanların refahı ve gelecek nesillere karşı sorumluluğun bir gereği olarak gördüğünü aktaran İsa Gök, sözlerini tüm kesimlere yönelik yaptığı şu çağrıyla sonlandırdı:
"Karar vericileri, özel sektörü, yerel yönetimleri ve tüm toplumsal kesimleri ortak bir irade etrafında buluşmaya davet ediyoruz. Çünkü iklim krizi yalnız doğayı değil, üretimi, istihdamı, gıda güvenliğini, ekonomik bağımsızlığı ve ülkemizin gelecekteki kalkınma kapasitesini de doğrudan etkilemektedir. Bugün alınacak kararlar, yarının Türkiye'sinin ekonomik gücünü ve toplumsal dayanıklılığını belirleyecektir."



