İstanbul'da etkili olan ve kentin altyapı yetersizliğini bir kez daha ortaya koyan sel felaketinin ardından, Doç. Dr. Caner Özdurak yaşanan tablonun yalnızca bir altyapı sorunu olmadığını, finansal ve sigorta sisteminde derin çatlaklar barındırdığını vurgulayan kapsamlı bir değerlendirmede bulundu. Özdurak, yaşanan su baskınlarının ve sigorta bilançolarında meydana gelen erimenin, beklenen Marmara depremi öncesinde bir ikaz niteliği taşıdığına dikkat çekti.

"Finansal sistemin en hassas kolonlarından biri çöktü"
İstanbul'da caddeleri göle çeviren felaketin ekonomik boyutunu gözler önüne seren Doç. Dr. Özdurak, yaşanan tahribatın sigorta sektöründeki yansımasını şu sözlerle ifade etti:
"Dün İstanbul’un sokaklarını göle çeviren, alt geçitleri yutan ve kentin kırılgan altyapısını bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren sel felaketi, sadece su baskınlarıyla sınırlı kalmadı; finansal sistemin en hassas kolonlarından birini de çökertti. Birkaç metreküp suyun dahi bilançolarını sıfırlayıp iflas masasına sürüklediği yerel sigorta şirketlerinin dramı, aslında çok daha büyük, çok daha sarsıcı bir trajedinin küçük ölçekli provası niteliğinde. Türkiye’nin ekonomik kalbi olan İstanbul, kapıda bekleyen büyük Marmara depreminin eşiğinde dururken; düne ait sel manzaraları ve batan sigorta bilançoları, asıl felaket anında sermaye piyasalarının ve reasürans ağlarının nasıl devasa bir likidite kara deliğine dönüşeceğinin açık bir manifestosudur."
"Hayatlar hiçbir formülün kaldıramayacağı bir yük doğurur"
Felaketlerin soğuk matematiksel tablolara indirgenmesini eleştiren ve 11 Eylül kurbanlarının tazminat sürecini konu alan Worth filmine atıfta bulunan Özdurak, sistemin karşı karşıya olduğu etik ve finansal açmazı şu ifadelerle dile getirdi:
"Finansal risk analizleri, felaketleri çoğu zaman aktüeryal tablolara, bileşik faiz projeksiyonlarına ve hasar oranlarına indirger. Bu soğuk matematik, 11 Eylül saldırılarının ardından kurbanların hayatına parasal bir değer biçmekle görevlendirilen Kenneth Feinberg’in trajik çıkmazını anlatan Worth (Hayatın Değeri) filmini anımsatır... İstanbul için beklenen deprem senaryosunda sigorta sektörünün ve ekonomi yönetiminin karşılaşacağı ahlaki ve finansal açmaz da tam olarak budur. Bir kentin yıkım maliyetini hesaplamak, bina hasarlarını toplamak ve hasar tazminatlarını ödemek kâğıt üzerinde bir Excel tablosuna sığdırılabilir; ancak tablonun altındaki hayatlar, Feinberg’in de geç fark ettiği gibi, hiçbir aktüeryal formülün kaldıramayacağı bir yük doğurur."
"Depremde sermaye yeterliliği saniyeler içinde buharlaşabilir"
İstanbul'un Türkiye ekonomisindeki ağırlığının altını çizen Özdurak, olası büyük Marmara depreminde oluşacak fiziki ve dolaylı hasarlar karşısında mevcut finansal yapının çaresiz kalabileceğini belirterek uyarılarda bulundu:
"Bugün yaşanan sel felaketinde birkaç yüz milyon liralık hasar talebini dahi karşılayamayıp tasfiyeye giden sigorta şirketlerinin tablosu, beklenen 7.0 üzerindeki bir Marmara depreminde sektörün ne denli hazırlıksız olduğunu kanıtlıyor. Böyle bir tabloda sigorta sektörünün karşılaşacağı yük, klasik hasar ödeme kapasitelerinin çok ötesine geçecektir. DASK (Doğal Afet Sigortaları Kurumu) ve mevcut reasürans korumaları belirli bir taban sağlasa da, ticari poliçeler, sanayi tesisleri, kasko, sorumluluk ve hayat sigortaları devreye girdiğinde yerel piyasanın sermaye yeterliliği saniyeler içinde buharlaşma riski taşır. Dünkü selde yerel aktörlerin sermaye tabanlarının ne kadar sığ olduğunu gördük; küresel reasürans devlerinin devreye girmesi dahi, poliçe istisnaları, muafiyetler ve uluslararası tahkim süreçleri nedeniyle aylara, belki de yıllara yayılacak hukuki uyuşmazlıkları beraberinde getirecektir. Bu durum, piyasada ciddi bir likidite tıkanıklığı yaratacak; tazminatını alamayan üretici çarkları döndüremeyecek, işletmeler birbiri ardına batacak ve bankacılık sektörü devasa bir batık kredi dalgasıyla sarsılacaktır."
"Poliçeler fırtına kopana kadar elde tutulan illüzyon belgeleridir"
Özdurak, mevcut poliçe yapısının gerçek bir koruma sağlamadığını ve en küçük bir doğa olayında dahi iflasların yaşandığını belirterek, önceliklendirme krizine işaret etti:
"Devlet ve piyasa, yıkılan bir metropolde kime, ne kadar ve hangi öncelikle ödeme yapacaktır? Sanayi devlerinin üretim kayıpları mı tazmin edilecek, yoksa enkaz altında kalan yüz binlerce ailenin barınma ve can hakkı mı? Eğer sigorta şirketleri en küçük afet dalgasında bile batıyorsa, sistemin sunduğu poliçeler gerçek bir güvence değil, yalnızca fırtına kopana kadar elde tutulan illüzyon belgeleridir. Hayatın değerini salt binaların metrekare birim maliyeti ve poliçe primleriyle ölçmeye kalkan bir finansal yapı, İstanbul’un altındaki fay kırıldığında enkazın altında bizzat kendisi kalacak."
"Tarihin en büyük finansal ve insani iflası olabilir"
Açıklamasının sonuç bölümünde acil eylem çağrısında bulunan Doç. Dr. Özdurak, afeti önleme odaklı yatırımların ve yeni risk transfer araçlarının hayata geçirilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı:
"Sonuç olarak dün caddeleri kaplayan çamurlu su, sadece sokakları değil, finansal sistemin ihmallerini de temizleyip gerideki çıplak kırılganlığı gösterdi. İstanbul depremi bir doğa olayı olmanın ötesinde, Türkiye’nin ekonomik egemenliğini ve finansal varlığını sınayacak devasa bir sistemik stres testidir. Eğer sigorta sektörü sermaye yeterliliklerini radikal biçimde artırmaz, afet bonoları gibi sofistike risk transfer mekanizmalarını hayata geçirmez ve en önemlisi felaketi önceden önleme odaklı bir yatırım anlayışına geçmezse; o büyük gün geldiğinde konuşulacak şey poliçe tazminatları değil, modern tarihin en büyük finansal ve insani iflası olacaktır."
İstanbul için daha dayanıklı bir gelecek için fon önerisi
İstanbul'da yaşanan sel felaketinin ardından finansal altyapının kırılganlığına dikkat çeken Doç. Dr. Caner Özdurak, olası büyük Marmara depremi öncesinde kentin ekonomik ve yapısal direncini artırmayı hedefleyen Boğaziçi Dayanıklılık Fonu modelini paylaştı. Özdurak, fonun felsefesini, hedeflerini, portföy stratejisini ve risk yönetim çerçevesini doğrudan kendi değerlendirmeleriyle şu şekilde aktardı:
"Boğaziçi Dayanıklılık Fonu, potansiyel gelecekteki zorluklar, özellikle beklenen önemli bir deprem riski karşısında İstanbul'un uzun vadeli refahına ve sürdürülebilir iyileşmesine katkıda bulunma vizyonuyla kurulmsalı. Şehrin canlı kültürel mirasını ve ekonomik önemini kabul eden bu fon, yatırımcılarımız için cazip getiriler sağlarken, yeniden canlanmasını desteklemek üzere sermayeyi proaktif bir şekilde konumlandırmayı amaçlamalı. Yaklaşımımız, düşük olasılıklı, yüksek etkili olayları dikkate alan ve bunlara hazırlanan stratejilerden ilham almaktadır. Bir krize basitçe tepki vermenin ötesine geçerek, risk azaltımını, etik hususları ve uzun vadeli sürdürülebilirliğe olan bağlılığı yatırım çerçevemize düşünceli bir şekilde entegre etmeyi hedefliyoruz. Fon, büyük bir depremin ardından ortaya çıkan fırsatları, yıkımdan kar elde etmek amacıyla değil, daha ziyade şehrin yeniden inşasını ve yenilenen büyümesini sorumlu ve etkili bir şekilde kolaylaştırmak ve bundan faydalanmak amacıyla belirlemeyi amaçlıyor."
"Temel amaç: Dayanıklılık, iyileşme ve sorumlu büyüme"
Fonun temel hedeflerinin spekülasyon değil, kentsel toparlanma ve risk yönetimi olduğunu vurgulayan Özdurak, yatırım amaçlarını şu ifadelerle sıraladı:
"Boğaziçi Dayanıklılık Fonu'nun temel amaçları şunlardır: İstanbul'da önemli bir deprem olayında ve sonrasında olumlu konumda olması beklenen varlıklara stratejik olarak yatırım yaparak uzun vadeli sermaye değerlenmesi yaratmak. Sermayeyi dayanıklılığı, çevresel sorumluluğu ve topluluk refahını önceliklendiren yeniden inşa çabalarına yönlendirerek İstanbul'un sürdürülebilir ve etik iyileşmesine katkıda bulunmak. Büyük bir depremi takip eden önemli piyasa stres dönemlerinde değer kazanması beklenen araçları içeren dikkatle oluşturulmuş bir portföy aracılığıyla kuyruk riskini etkili bir şekilde yönetmek."
"Piyasa düşüşlerine karşı koruyucu opsiyonlar ve türevler devreye girecek"
Kuyruk riski yönetimi ve kriz anındaki likidite güvencesine değinen Özdurak, "kara kuğu" senaryolarına karşı finansal koruma kalkanını şu sözlerle özetledi:
"Fonun bir kısmı, büyük bir depremi takip etmesi beklenenler gibi aşırı piyasa dalgalanmaları dönemlerinde önemli değerlenme potansiyeli sunan araçlara ayrılacaktır. 'Kara kuğu' olaylarına hazırlanan stratejilerden ilham alan bu bileşen, Türk finansal endeksleri üzerinde derin iskonto edilmiş koruyucu opsiyonlara ihtiyatlı tahsis ile volatilite bağlantılı türevlerin seçici kullanımına odaklanacaktır. Bunlar, şiddetli piyasa düşüşlerine karşı bir tampon sağlamayı, genel sermayeyi korumayı ve gelecekteki iyileştirme çabaları için kaynak sağlamayı amaçlamaktadır. Bu unsur, zorluklardan kar elde etme amacı taşımamakta, daha ziyade stratejik bir sigorta biçimi olarak işlev görerek, fonun iyileştirme için en çok ihtiyaç duyulduğu anda etkili bir şekilde kullanabileceği sermaye sağlamaktadır."
"Sürdürülebilir yeniden inşaya odaklanan GYO'lara ve altyapıya yatırım yapılacak"
Deprem sonrasındaki gayrimenkul ve altyapı toparlanmasına ilişkin stratejiyi detaylandıran Özdurak, etik ve yeşil dönüşüm vurgusu yaptı:
"Fonun önemli bir kısmı, büyük bir depremi takiben İstanbul'un gayrimenkul sektörünün uzun vadeli iyileşmesine ve sürdürülebilir gelişimine yatırım yapmaya ayrılacak. Deprem sonrası, GYO'lara potansiyel olarak indirimli değerlemelerle yatırım yapma fırsatları bekliyoruz. Odağımız, gelişmiş güvenlik standartları, enerji verimliliği ve topluluk entegrasyonu ile yeniden inşa etmeye kararlı olanlar üzerinde olacaktır. Fon, daha sürdürülebilir bir kentsel çevreye katkıda bulunarak, dayanıklılık, yeşil bina uygulamaları ve sosyal sorumluluk odaklı olarak yeniden geliştirilebilecek sıkıntılı gayrimenkul varlıklarını edinme fırsatları arayacak. Ayrıca gelecekteki şoklara dayanacak ve çevresel sürdürülebilirliği teşvik edecek şekilde tasarlanmış ulaşım, enerji ve iletişim altyapısına yapılan yatırımlar desteklenecek."
"Öncelik hızlı ve etkin tazminat ödemesi"
Afet bonoları ve CAT tahvillerinin spekülatif bir araç olarak görülmemesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Özdurak, konuya ilişkin yaklaşımını şöyle aktardı:
"Fon, Türkiye deprem riskiyle bağlantılı katastrofi tahvillerine (CAT tahvilleri) incelikli bir yaklaşım benimseyecektir. Sadece kısa pozisyonlara odaklanmak yerine; olay sonrası sigorta piyasası üzerindeki risk transfer mekanizmalarını ve potansiyel etkiyi anlamak için CAT tahvillerini analiz edeceğiz. Etkilenen topluluklar için hızlı ödeme mekanizmalarını ve verimli hasar işleme süreçlerini önceliklendiren CAT tahvillerine seçici yatırımları potansiyel olarak değerlendireceğiz. CAT tahvilleriyle olan etkileşimimiz, yalnızca bir felaketin meydana gelmesinden kar elde etme arzusundan ziyade, etkili risk transferine ve afet sonrası finansal mekanizmalara katkıda bulunma ve bunları anlama arayışıyla yönlendirilecektir."
"Adil iyileşmeyi engelleyecek yatırımlardan kesinlikle kaçınacağız"
Yatırım sürecinin tamamına etik ve sürdürülebilirlik ilkelerinin yerleştirildiğini ifade eden Özdurak, şu değerlendirmede bulundu:
"Boğaziçi Dayanıklılık Fonu, yatırım sürecinin tamamına sürdürülebilirlik ve etik hususları entegre etmeye kararlı bir model olacak. Yüksek çevre standartlarına uyan ve sürdürülebilirliği teşvik eden yeniden inşa çabalarına yapılan yatırımlara öncelik verilecek; yeşil bina teknolojilerini, kaynak verimliliğini ve iklim direncini içeren projeler tercih edilecek. Savunmasızlıkları artırabilecek veya adil iyileşmeyi engelleyebilecek yatırımlardan kaçınılacak. Durum tespiti sürecimiz, potansiyel yatırımların sosyal ve çevresel etkilerinin bir değerlendirmesini içerecek."
"Sismologlar ve afet yönetimi uzmanlarıyla ortaklık kurulacak"
Risk yönetimi ve yönetişimde en yüksek şeffaflık standartlarının hedeflendiğini belirten Doç. Dr. Özdurak, sürecin bilimsel temellere oturtulacağını kaydetti:
"Risk yönetim çerçevemiz; portföyün çeşitli deprem senaryoları altında kapsamlı stres testini, kuyruk riski korumasıyla ilişkili taşıma maliyetinin dikkatli yönetimini ve Türkiye makroekonomik ile düzenleyici ortamının sürekli izlenmesini içerecek. Yatırım kararlarımıza bilgi sağlamak için sismoloji, afet risk yönetimi ve sürdürülebilir kalkınma uzmanlarıyla ortaklık kurulacak. Fonun faaliyetleri ve İstanbul'un sürdürülebilir iyileşmesine katkısı hakkında düzenli ve şeffaf raporlama sağlanacak; afet direnci ve sürdürülebilir kalkınma dahil olmak üzere ilgili alanlarda uzmanlığa sahip bir danışma kurulu oluşturularak rehberlik ve denetim temin edilecek."
"Yaklaşımımız fırsatçılık değil, kalıcı gücü destekleyen sorumlu bir stratejidir"
Açıklamasındas modelin nihai amacını özetleyen Özdurak, sözlerini şu şekilde tamamladı:
"Boğaziçi Dayanıklılık Fonu, İstanbul'un potansiyel iyileşmesine ve uzun vadeli sürdürülebilirliğine yatırım yapmak için benzersiz bir fırsat sunmaktadır. Stratejik risk yönetimini etik ve çevresel açıdan sorumlu yatırıma olan bağlılıkla düşünceli bir şekilde birleştirerek, bu hayati şehrin dayanıklılığına ve refahına katkıda bulunurken yatırımcılarımız için cazip getiriler yaratmayı hedefliyoruz. Yaklaşımımız fırsatçılık değil, potansiyel bir olumsuzluk karşısında İstanbul'un kalıcı gücünü ve gelecekteki refahını desteklemek için proaktif ve sorumlu bir stratejidir. Öngörüyle ve sürdürülebilirliğe olan bağlılıkla yatırım yaparak, İstanbul ve halkı için daha dayanıklı ve canlı bir geleceğe katkıda bulunabileceğimize inanıyoruz."




