Cazın bazı insanlar için bir müzik türünden fazlasına dönüşmesi, belki de ilk notanın ne zaman duyulduğundan çok, insanın hayatında ne zaman yer etmeye başladığıyla ilgili. Kimi zaman bir şarkıyla, kimi zaman bir sahneyle, kimi zaman da insanın kendisini ilk kez gerçekten dinlediği bir anda hayatımıza giriyor müzik. Müzisyen Sinem İslamoğlu içinse bu hikâye oldukça erken yaşlarda başladı. 15 yaşında caz söylemeye başlayan İslamoğlu, yıllar içinde cazdan soul’a, neo-soul’dan funk ve R&B’ye uzanan müzikal yolculuğunda yalnızca tür değiştirmedi, müzikle kurduğu ilişkiyi de dönüştürdü. Bugün hâlâ sahnede olan İslamoğlu için caz, geride bırakılmış bir dönemden çok, hayatının farklı duraklarında yanında yürümeye devam eden bir dost.

Cazı hayatının çok küçük yaşta edindiği “kadim bir dost” olarak tanımlayan İslamoğlu, bu ilişkinin yalnızca müzikal bir yolculuk olmadığını söylüyor. Cazın, duygularının gelişmesine, kendisini tanımasına ve belki de hayata biraz daha erken yaşta bakmasına katkı sunduğunu belirten İslamoğlu, müziğin insanı yalnızca sahnede değil, kendi içinde de büyüttüğünü anlatıyor. İslamoğlu, cazla yürüdüğü bu yolculuğu 24 Saat’e anlattı.

Sinemİslamoğlu,Cafe Bien 2026-1Sinem İslamoğlu, Cafe Bien, Eylül 2026

“Beni erken büyüttü desem”

İslamoğlu, cazla kurduğu bağı yıllar içinde yalnızca sahne deneyimleriyle değil, kişisel gelişimiyle de ilişkilendiriyor. Cazın onun için erken yaşlarda hayatına giren ve zaman içerisinde dostluğa dönüşen bir müzik olduğunu söyleyen İslamoğlu, şöyle konuşuyor:

“Cazı çok küçük yaşta edindiğim kadim bir dostum gibi düşünün. Duygularımın gelişimine, kendimi tanımama da inanılmaz bir katkısı oldu. Beni erken büyüttü diyebilirim.”

"Caz, bu topraklarda gelişip büyüyen bir müzik türü değil"

Türkiye’de cazın gelişimine bakıldığında ise İslamoğlu’nun dikkat çektiği ilk nokta, müziğin bu topraklarda doğup büyümemiş olması. Ona göre herhangi bir müzik türünün gelişebilmesi yalnızca dinleyici bulmasına değil, yaşamın içerisinde gerçekten icra edilebilmesine bağlı. Ancak Türkiye’de caz müzisyenlerinin üretim alanlarının sınırlı olduğunu belirten İslamoğlu, eğitimden projelere kadar uzanan geniş bir sorun alanına işaret ediyor:

“Öncelikle bu topraklarda gelişip büyüyen bir müzik türü değil. Müziğin büyüyebilmesi için o müziğin icra edilmesi, yaşamın içine geçmesi gerekir. Müziği icra edeceğiniz yer sınırlı. Eğitim alacağınız hoca parmakla sayılır. Eğitim eksik, hocaların aldığı para yol parasına yetmez. Projeler yok denecek kadar az. Dağ kadar sorun var yani.”

Sinem İslamoğlu, Passkal,24 SaatSinem İslamoğlu, Passkal, Şubat 2026

“Müziğin kalbi kesinlikle Ankara”

Bu sorunların içerisinde Ankara’nın ise İslamoğlu için ayrı bir yeri bulunuyor. Ankara’da doğup büyüyen ve yıllardır bu şehrin sahnelerinde müzik yapan sanatçı, başkentin caz ve genel olarak müzik üretimindeki yerini güçlü bir ifadeyle tarif ediyor. Ona göre Ankara yalnızca bir sahne alanı değil, pek çok müzisyenin yetiştiği bir merkez:

“Ben burada doğup büyüdüm. Müziğin kalbi kesinlikle Ankara’dır. Pek çok yetenekli müzisyen burada, bu şehrin sahnelerinde yetişmiştir. O anlamda Ankara biriciktir. Şükür ki her zaman sahne alma imkânım oldu.”

"O anda oluşan ve tekrarlanmayan geceler..."

Sahnenin kendisi ise İslamoğlu için önceden hesaplanabilen bir denklem değil. Özellikle doğaçlamanın ve anlık etkileşimin belirleyici olduğu caz müziğinde, her konserin bir kez yaşanan bir deneyime dönüşmesini önemsiyor. İyi bir konseri tanımlarken de işte tam bu noktayı, yani bir daha tekrarlanmayacak o anı öne çıkarıyor:

“İşte işin sihirli kısmı... O anda oluşan ve tekrarlanmayan geceler.”

Sinem İslamoğlu- KÜN Âşık Sanatı Sempozyumu Modern ZamanlarSinem İslamoğlu, Âşık Sanatı Projesi, "Modern Zamanlar" serisi, Temmuz 2026

“Her şey biraz cazcız”

İslamoğlu’nun müzik yolculuğu da tıpkı cazın kendisi gibi zaman içerisinde dönüşmüş. 15 yaşında caz söylemeye başlayan sanatçı, bugün uzun zamandır soul, neo-soul, funk ve R&B çizgisinde üretim yapıyor. İslamoğlu, bu dönüşümü cazdan uzaklaşmak olarak görmüyor. Tam tersine, farklı türler arasındaki geçişleri cazın yaşamaya devam etmesinin bir parçası olarak değerlendiriyor:

“Hayatta hiçbir şey değişmeden kalamaz, kalmamalı. Müziği yaşatan şey de bu dönüşümler. Ben 15 yaşında caz söyleyerek başladım ama artık çok uzun zamandır soul, neo-soul, funk, R&B söylüyorum. Bu tarzların çoğunu cazın bebekleri gibi düşünün. Caz her şeyin merkezi, her şey ondan çıkar ve ona geri döner. (Gülerek) Her şey biraz cazcız’dur.”

“Caz gibi bir müzik kimsenin tekelinde olmamalı”

Türkiye’de cazın geleceği konuşulduğunda ise İslamoğlu, müzisyenlerin kendi aralarındaki ilişkilere dikkat çekiyor. Ona göre meselenin yalnızca ekonomik ya da kurumsal sorunlardan ibaret olmadığı bir başka alan daha var: dayanışma. İslamoğlu, müzisyenlerin birbirleriyle kurduğu ilişkinin, cazın gelişiminde belirleyici olduğunu düşünüyor:

“Türkiye’de en büyük sorun müzisyenlerin birbirine hasetlik sorunu. Birlik olamamaları. Caz gibi bir müzik kimsenin tekelinde olmamalı. Maalesef gruplaşmaların ağır bastığı zamanlardayız, birlik olmaktansa.”

Müzik dünyasında görünürlük çıkmazı: "Sosyal medya çağına sonradan katılanlardanım"

Müzik dünyasında görünürlük meselesi de İslamoğlu’nun dikkat çektiği başlıklardan biri. Sosyal medya çağının sanatçıların görünürlüğünü dönüştürdüğünü belirten İslamoğlu, kendisinin bu dünyaya sonradan katıldığını ve sosyal medyanın gerektirdiği görünürlüğü çok fazla önemseyemediğini söylüyor. Ona göre bugün iyi sosyal medya kullanımı, sanatçının görünürlüğünü doğrudan etkileyebiliyor:

“Eskisine göre çok daha görünürüm galiba, bilemiyorum. Ya da dönem sizi görünür zannettiriyor, ben hep görünüyorum sanıyordum... Sosyal medya çağına sonradan katılanlardanım, o yüzden pek beceremiyorum, hatta sıkıcı bile geliyor. Tabii ki eskisine oranla çok fazla iyi solist var ve sosyal medyayı çok iyi kullanıyorlar. Bu konuda ne kadar iyiyseniz, yeteneğinize çok da bakmaksızın o kadar da görünürsünüz.”

Sinemİslamoğlu_Sahne_24Saat

“İnsan tekrar hatırlamalı zamanı yavaşlatmayı...”

Müziğin tüketilme biçimi de yıllar içerisinde değişirken, İslamoğlu bu değişimin beraberinde bir heyecan kaybını da getirdiğini düşünüyor. Eskiden bir albümü aylarca beklediğini ve albüm eline ulaştığında onu defalarca dinlediğini anlatan İslamoğlu, bugün kaybolan bu sabrın karşısına kendi dinleme biçimini koyuyor. Sanatçı, müzik dinlemeyi, zamanın yavaşladığı ve sesin insanın içinde biriktirildiği özel bir ana dönüştürüyor.

Soyut resmin ustası Frank Bowling eserleriyle ilk kez Türkiye'de
Soyut resmin ustası Frank Bowling eserleriyle ilk kez Türkiye'de
İçeriği Görüntüle

“Biz eskiden bir albüm için aylarca beklerdik. Gelince de onu döndüre döndüre dinlerdik. Günümüzde bu artık mümkün olmadığı gibi heyecanı da yitti. Ama bana o dönemden kalan bir şey var, yapı olarak da öyle olabilirim. Ben müzik dinlerken, ki bu pop müzik değilse tabii, oturup dağları saatlerce izleyip müzik dinleyebilirim. Ruhum onu sindirir, süreçten geçirir ve o anı hislerimle beraber kaydeder. İnsan tekrar hatırlamalı zamanı yavaşlatmayı.”

“Caz müzisyeni olarak yaşamını sürdürmek çok zor”

Bugün sahnede görünen birkaç dakikanın arkasında uzun ve çoğu zaman görünmeyen bir emek bulunuyor. İslamoğlu, müzisyenin yalnızca sahneye çıkıp müzik yapmadığını; ekipmanından ekonomik güvencesine kadar pek çok yükü kendi imkânlarıyla taşımak zorunda kaldığını söylüyor. Özellikle caz müzisyeni olarak yaşamını sürdürmenin zorluğuna dikkat çeken İslamoğlu, bütün bu koşullara rağmen üretmeye devam eden müzisyenlere de işaret ediyor:

“Emek o kadar çok ki! Her şeyi kendi imkânlarınızla yapmak durumundasınız. Ekipmanlar çok pahalı, kazandığınız para hiçbir şeyi karşılamıyor. Bir dahaki ay para kazanıp kazanmayacağınızı ya da ülkede bir şeylerin ters gidip gitmeyeceğini bilemediğiniz bir hayat nasıl kolay olabilir? Açıkçası caz müzisyeni olarak yaşamını sürdürmek çok zor ama hâlâ ayaktayız.”

Muhabir: Nur Yıldız