Dünya, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) hazırlanırken, Su Politikaları Derneği (SPD) küresel iklim ve su krizine ilişkin kapsamlı bir rapor ve değerlendirme yayımladı. SPD Başkanı Dursun Yıldız, iklim değişikliğiyle mücadelede kağıt üzerinde verilen taahhütler ile sahadaki acı gerçekler arasındaki uçurumun giderek büyüdüğüne dikkat çekerek, "İklim adaletine giden yol su adaletinden geçer" uyarısında bulundu.
COP31’in Türkiye’de gerçekleştirilecek olmasının su güvenliği ve sosyal adalet boyutunu küresel gündemin odağına taşımak adına tarihi bir fırsat sunduğunu belirten Yıldız, mevcut küresel gidişatın Paris Anlaşması hedefleriyle bağdaşmadığını vurguladı.
"İklim krizi yalnızca sıcaklık artışı değil, bir adalet ve su krizidir"
İklim adaletinin yalnızca karbon emisyonları ve sıcaklık grafiklerinden ibaret olmadığını ifade eden Dursun Yıldız, krizin faturasının toplumlar arasında nasıl dağıtıldığının temel bir politika meselesi olduğunu belirtti. Küresel ısınmaya tarihsel katkısı en az olan yoksul toplumların, kuraklık, sel, gıda güvensizliği ve temiz suya erişim engelleriyle en ağır bedeli ödediğini kaydeden Yıldız, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) verilerini hatırlattı:
"UNEP’in Emissions Gap Report 2025 değerlendirmesine göre mevcut politikalar, yüzyıl boyunca yaklaşık 2,8°C’lik bir küresel ısınmaya işaret etmektedir. Ülkelerin mevcut Ulusal Katkı Beyanları (NDC) eksiksiz uygulansa dahi sıcaklık artışının 2,3 ile 2,5°C düzeyinde kalacağı öngörülmektedir. Dünya ne yazık ki Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu bir rotada ilerlemiyor."
BM raporu 2026 verileri: 2,1 milyar kişi güvenli sudan yoksun
Temiz ve güvenli suya erişimdeki derin eşitsizliklerin iklim adaletsizliğinin en somut göstergesi olduğunu dile getiren Yıldız, BM'nin "Herkes İçin Su: Eşit Haklar ve Fırsatlar" başlıklı 2026 Dünya Su Kalkınma Raporu ile SDG-6 (Sürdürülebilir Kalkınma Amacı 6) Entegre İzleme Girişimi verilerini paylaştı:
- Dünya genelinde 2,1 milyar insan hâlâ güvenli şekilde yönetilen içme suyuna erişemiyor.
- 3,4 milyar kişi güvenli sanitasyon altyapısından yoksun yaşarken, 1,7 milyar insanın evinde temel hijyen hizmeti dahi bulunmuyor.
- Kadınlar ve kız çocukları, her gün toplamda yaklaşık 250 milyon saatini yalnızca ailelerine su taşımak için harcıyor.
- 2025 yılı verilerine göre dünyadaki sağlık kuruluşlarının yalnızca yüzde 85'inde temel su hizmeti sunulabiliyor.
Yıldız, WHO ve UNICEF verilerine göre 2000–2024 arasında kaydedilen gelişmelerin gelir grupları ve ülkeler arasında son derece eşitsiz dağıldığını, özellikle düşük gelirli coğrafyalarda ve kontrolsüz büyüyen kentlerde tablonun alarm verdiğini ifade etti.
"Temiz su hedefi yalnızca teknik bir altyapı işi değildir"
Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'nin 6'ncısı olan "Temiz Su ve Sanitasyon" amacının boru döşemek ya da baraj inşa etmekten ibaret teknik bir süreç olarak görülemeyeceğini belirten Yıldız, "Temiz ve güvenli suya erişim; gelir dağılımı, kentleşme modelleri, kamu hizmetlerinin kalitesi, ekosistemlerin korunması ve iklim uyumuyla doğrudan bağlantılıdır. Suya erişimdeki bu adaletsizlik giderilmeden gerçek bir iklim adaletinden söz etmek imkansızdır" dedi.
COP31 için 5 kritik öncelik: "Sözden uygulamaya geçilmeli"
Antalya'da düzenlenecek COP31'in yeni temennilerin ilan edildiği sıradan bir zirvenin ötesine geçmesi gerektiğini savunan Su Politikaları Derneği, zirve sürecinde acilen hayata geçirilmesi gereken 5 öncelikli maddeyi paylaştı:
- Su uyum politikalarının merkezine alınmalı: Su güvenliği, ulusal iklim planlarında ölçülebilir, bağlayıcı hedeflerle yer almalıdır.
- İklim finansmanında su payı artırılmalı: Uluslararası iklim fonlarından suya ve özellikle kırılgan toplulukların temiz suya erişimine ayrılan kaynaklar yükseltilmelidir.
- Kentsel eşitsizlikler giderilmeli: Şehirlerde suya erişimde yaşanan sosyoekonomik adaletsizlikler önlenmeli; temel su ihtiyacı vatandaşın gelir düzeyine endeksli bir meta haline getirilmemelidir.
- Havza ve ekosistem temelli yönetim: Kuraklık, taşkın ve tarımsal sulama politikaları idari sınırlara göre değil, su havzası ölçeğinde ve ekosistem dengesi gözetilerek yürütülmelidir.
- Başarı kriteri insan güvenliği olmalı: İklim politikalarının başarısı sadece azaltılan karbon tonajıyla değil; kaç insanın iklim felaketlerine karşı korunduğu ve kaç insanın sağlıklı suya kavuştuğu ile ölçülmelidir.
Antalya Zirvesi öncesi çağrı
Açıklamasının sonunda küresel karar vericilere seslenen Dursun Yıldız, "COP31’e giderken asıl sorun artık hedef eksikliği değil, uygulama ve adalet açığıdır. İklim krizine en az sebep olanların en ağır bedeli ödemesi kabul edilemez. Antalya COP31; emisyonlardan insanlara, vaatlerden uygulamaya ve iklim eyleminden iklim adaletine geçişin dönüm noktası olmalıdır" ifadelerine yer verdi.




