“Spikerler toplandı” dediysem de bu yalnızca bir başlık sayılır. Çünkü toplananlar yalnızca spiker değildi. Sunucular da vardı içlerinde, muhabir ve prodüktörler de. Yönetmenler ve seslendirme sanatçıları da yöneticiler de oradaydı. Katılımcılar arasında profesörler de bulunuyordu. Bir bölümü emekli olmuş, bir bölümü çalışmaya devam ediyordu. Yani gençler ile daha kıdemliler bir aradaydı. Yayıncı, mesleğinden asla kopamayacağı için emekli olan arkadaşlarımız da tecrübelerini aktarmak için oradaydı. Uzun süredir birbirini görmeyenler, uzaktan tanıdıklarıyla ilk kez tanışanların sevgiyle kaynaştığı bir ortam oluşturdu Türk Dil Kurumu.
Adlarını yazmıyorum ama hepsi ekrandan, radyodan veya sahneden bildiğiniz ünlüler idi. Türk Dil Kurumu’nca ikincisi bu yıl yapılan “Konuşma Dili Olarak Türkçe Çalıştayı”ndan söz ediyorum. Çalıştay için seçilen isimlerin hiçbiri sıradan değildi ve seçimlerinde bazı kıstaslar gözetilmişti. Öncelikle çalıştığı yıllar içindeki başarısı, hissedilebilir olmalıydı. Türkçenin doğru, güzel ve etkili konuşulmasıyla ilgili çalışmaları bulunmalıydı. Diksiyon eğitimi vermeli ve yetiştirdiği spiker ve sanatçılar bilinmeliydi. Bir önemli nokta da Türkçenin sesletiminde, genel ve kabul edilmiş söz dizimine bağlı kalmalı ve mesleğini saygılı bir biçimde icra etmeliydi.
Bir gün önce kaybettiğimiz, Ankara Radyosu spikerlerinden Nurcan Hokna için yapılan saygı duruşuyla sabah 10.00’da başlayan program, 10 saat sürdü. Türk Dil Kurumu’nun yeni binasındaki salonlarda toplanan 29 yayıncı, bu süre içinde, Türkçenin konuşulmasında radyoda ve televizyonda yapılan yanlışları ve gazete ve dergilerdeki hataları masaya yatırdı.
TDK Başkanı Prof. Dr. Osman Mert’in açılış konuşmasına, kurumun hazırlamakta olduğu derlem, damgasını vurdu. Derlem çalışmasının çok kısa sürede bitirileceğini belirten Prof. Dr. Mert, sözlüğümüzdeki madde başı sayısının bir milyonu geçebileceğini anlattı.
Çalıştaydaki oturumlarda konuşan medya mensupları, tiyatro sanatçıları ve akademisyenler, öncelikle yayınlarda sunucuların diline yapışan kelimelerden bahsettiler. Örneğin birçok cümle, gerçekleştirmek fiiliyle bitiyor. Oysa gerçekleştirmek; gerçekleşmesini sağlamak, gerçek duruma getirmek, ortaya koymak demektir. “Cumhurbaşkanı, İtalya’ya bir ziyaret gerçekleştirecek” denilmez, “İtalya’yı ziyaret edecek” denir. Gitmek, yapmak, etmek, hazırlamak, kılmak gibi birçok fiilin yerine gerçekleşmek eylemini kullanmak, dilimizi kısırlaştırmak demektir.
Kısaltmaların telaffuzu nasıl yapılmalıdır? Ses kusurları nelerdir? Açık ve kapalı seslerin okunuşu nasıl olmalıdır? Vurgu yanlışlıkları nelerdir? Tonlamalarda ne gibi hatalar yapılıyor? Ekler ve bağlaçlar arasındaki vurgu farkları nelerdir? Yüklem, hangi durumlarda olumlu ya da olumsuz olur? Bunun gibi birçok konu çalıştayda ele alındı. Hatta verilen çay kahve aralarında bile yayıncılar, kendi aralarında pek çok yanlış telaffuzu konuştular.
Çalıştayda, çok açık bir biçimde, Türkçenin konuşulmasıyla ilgili kuralların masa başında yazılamayacağı ortaya konuldu. Anlaşıldı ki üniversitelerin, diksiyon ve yayıncılık eğitimlerinde, deneyimli ve alanında kendisini kabul ettirmiş yayıncılardan yararlanması şarttır. Ayrıca bu konuda yaş değil beyin, konuşma ve ifade önemlidir.
Her dil, yazım ve konuşma olarak iki ayak üstünde durur. Aslında her yazı okumak için, her metin konuşmak için yazılır. Türkçenin güzel yazımı kadar güzel konuşulması da önemlidir. Geleceğin öğretmenleri, hukukçuları, hekimleri, mühendisleri, politikacıları olacak gençlerimizin iletişimlerinin güçlü olması gerekmektedir. Yabancı dil eğitimine verilen önemin çok daha fazlası Türkçenin fiili eğitim ve öğretimine verilmelidir. Bu bakımdan Türk Dil Kurumu’nun ikinci kez düzenlediği bu çalıştayın, çok önemli olduğunu, tematik konu başlıklarıyla devam edeceğini düşünüyorum.
Çalıştaya katılan 24 Saat Gazetesi yazarlarından Ergin Erenoğlu yazdığı makalede şöyle demişti: “Ve ben dün, kendi tarihimde özel bir gün yaşadım.” Sanıyorum çalıştaya katılan tüm spiker, muhabir, sunucu, sanatçı ve akademisyenler de aynı duygularla ayrılmıştır.