Oysaki Cumhuriyetimizin kurulduğu günden itibaren yapılan tüm reformların özünde, kadın erkek ayırt etmeksizin tüm bireylerin dogmalardan kurtulup, eşit hak ve özgürlüklere kavuşması hedeflenmiştir. Kadın erkek eşitliği hedeflenerek, 1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla, kadına eşit eğitim imkânları, 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunuyla da, kadınların yasal statüsü değiştirilerek, gerek aile içinde gerekse toplumda birey olarak erkeklerle eşit haklara kavuşması sağlanmıştır.
Bunların yanı sıra kadınların yasal statülerinin eşitlenmesinde diğer önemli aşama ise siyasi hakların kazanılmasıdır. Türk kadınlarına 1930’da yerel, 1934’te de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok Batı ülkesinden önce tanınmıştır.
***
Cinsiyet eşitliğinde en alt sıradayız
Cumhuriyetin ilk yıllarında atılan büyük atılım ve reformlara rağmen, uluslararası raporlar, bir arpa boyu yol alamadığımızı gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun kadınların ekonomiye katılımı, fırsat eşitliği, eğitim imkanlarından yararlanma ve siyasi katılım oranlarını dikkate alarak oluşturduğu, 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda Türkiye, 153 ülke arasında 130’ncu sırada bulunuyor. Sadece, kadınlarımızın, çocukların değil her canlının var olma hakkı vardır. Kadın ve çocuklarımızın yanı sıra, hayvanlara hukuki koruma sağlanması da ahlaki ve vicdani bir yükümlülüktür.
Başta kadın ve kız çocuklarımız olmak üzere insanların ve canlıların güven içinde, daha özgür, huzurlu ve mutlu olacağı günler dileğiyle.
Tok açın halinden anlamaz
Utku Şensoy
Korona Virüs salgın durumunu il bazında gösteren 4 renkli harita, uygulamanın ilk haftasında kızarmaya başladı. Bilim insanları, çok riskli (kırmızı) ve riskli (turuncu) illerde yaşayanların sayısının 50 milyona ulaştığını belirterek, tehlikenin boyutu konusunda ciddi uyarıda bulunuyor. 83 milyonluk ülkede başta büyük kentlerimiz olmak üzere, 50 milyonun riskli bölgelerde yaşaması, salgınla mücadelede bir şeyleri yanlış yaptığımızın en önemli göstergesi. Kafe ve restoranlarla birlikte okulları da açtık, toplu taşım araçlarında yüzde 50 kuralını rafa kaldırdık, milyonlarca öğrenciyi yüz yüze sınavlara aldık. Tüm uyarılar ve önlemlere rağmen salgının yayılmasını engelleyemediğimize göre salgını iyi yönetemedik, bir başarısızlık söz konusu. Ekmek parası, geçim derdiyle iş güç peşinde koşmak şüphesiz hepimizin en büyük ortak kaygısı, ancak normalleşme sürecinin çok erken başlatıldığı yönündeki uzman eleştirilerinde haklılık payı yok mu?
Araştırmalar ve kamuoyu yoklamaları, yurttaşların ekonomik darboğaz, işsizlik ve geçim derdini Covid 19 virüsünden daha önemli gördüğünü ortaya koyuyor. 31 Mart’ta kısa çalışma ödeneğini kaldırıldığında işsizlikle yüz yüze kalacak on binler, işsizler ordumuzun yeni neferleri olacak. Salgında, “İş mi sağlık mı?” tabii ki de ekmek diyen nadir ülkelerdeniz. Ancak tok açın halinden anlamaz, evinde tenceresi kaynamayan, aş olmayan ebeveynlerin kendini sokaklara atıp ekmek derdine düşmesi kadar doğal ne olabilir ki?
***
Fırsatçılar!
Karnı tok sırtı pek olanların Korona virüsten korunmak için, villalarına, yazlıklarına, sırça köşklerine çekilmesini anlayabiliyoruz. Ancak bu salgının sadece yaşadığımız köyün, semtin, kentin, ülkenin ya da kıtanın “temiz” olmasıyla atlatılamayacağını ne zaman idrak edeceğiz?
İnsanlık aklını başına toplayıp elbirliğiyle topyekun bu salgınla mücadele edemez ve parayı bastıran fırsatçı zengin ülkeler ihtiyacından fazla aşı stoklayıp imkanı olmayan ülkelere yeterince yardımcı olmazsa, birkaç yıl sonra hala yeni mutant virüsleri, kısıtlamaları ve yaşamını yitirenleri konuşuyor olacağız.
***
Yaratıklar!
Aşı fırsatçılığında olduğu gibi, salgında evlerimize kapanıp yalnızlaşmaya başladığımız dönemi fırsat bilen insanlıktan nasibini almamış bazı “yaratıklar” da kadına yönelik şiddette çıta yükseltti. İşsizlik ve ekonomik sıkıntılarda kafayı yemiş bu güruh, hırsını kadın ve kız çocuklardan alıyor. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü idrak ettiğimiz bu haftada, kadınlarımız ne yazık ki özgürlükten güvenliğe, aile içi şiddetten, tacize, erkek tahakkümüne, cinayete kadar çığ gibi sorunlara göğüs gererek büyük bir var oluş mücadelesi veriyor.
***
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
8 Mart 1857’de New York kentinde 40 bin dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları talebiyle grev başlattı. Polisin işçilere saldırıp fabrikayı kilitlemesiyle büyüyen olaylarda çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can verdi.
8 Mart, o tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçilerin anısına Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edildi. Ülkemizde de, 1921’den buyana 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanıyor.
***
İstanbul Sözleşmesi
Anayasa’mız temel maddesinde dil, din, ırk ve benzeri sebepler gösterilmeksizin herkesin eşitliğinden söz eder. Keza başta Avrupa Birliği ve 45 ülkenin imzaladığı, mağdur kadınların can simidi olan İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmeler, kadına yönelik her türlü şiddetle, aile içi şiddetin önlenmesiyle, şiddet mağdurlarının korunması, suçların kovuşturulması, suçluların cezalandırılması ve kadına karşı şiddet ile mücadeleyi öngörür. Ülkemizde kadın ve reşit olmayan kız çocuklarına ilişkin hak ve özgürlükler, ne yazık ki siyasi nutuk, slogan ve söylemlerden ileri gidemediği için, Türkiye'de katledilen kadın sayısı 2002 yılında 66’dan günümüzde 400’lere yükselmiştir. Bu sayıların her birinin can, insan ve birey olduklarını unutmayalım.
***
1924 Kadın erkek eşitliği
Oysaki Cumhuriyetimizin kurulduğu günden itibaren yapılan tüm reformların özünde, kadın erkek ayırt etmeksizin tüm bireylerin dogmalardan kurtulup, eşit hak ve özgürlüklere kavuşması hedeflenmiştir. Kadın erkek eşitliği hedeflenerek, 1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla, kadına eşit eğitim imkânları, 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunuyla da, kadınların yasal statüsü değiştirilerek, gerek aile içinde gerekse toplumda birey olarak erkeklerle eşit haklara kavuşması sağlanmıştır.
Bunların yanı sıra kadınların yasal statülerinin eşitlenmesinde diğer önemli aşama ise siyasi hakların kazanılmasıdır. Türk kadınlarına 1930’da yerel, 1934’te de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok Batı ülkesinden önce tanınmıştır.
***
Cinsiyet eşitliğinde en alt sıradayız
Cumhuriyetin ilk yıllarında atılan büyük atılım ve reformlara rağmen, uluslararası raporlar, bir arpa boyu yol alamadığımızı gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun kadınların ekonomiye katılımı, fırsat eşitliği, eğitim imkanlarından yararlanma ve siyasi katılım oranlarını dikkate alarak oluşturduğu, 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda Türkiye, 153 ülke arasında 130’ncu sırada bulunuyor. Sadece, kadınlarımızın, çocukların değil her canlının var olma hakkı vardır. Kadın ve çocuklarımızın yanı sıra, hayvanlara hukuki koruma sağlanması da ahlaki ve vicdani bir yükümlülüktür.
Başta kadın ve kız çocuklarımız olmak üzere insanların ve canlıların güven içinde, daha özgür, huzurlu ve mutlu olacağı günler dileğiyle.
Oysaki Cumhuriyetimizin kurulduğu günden itibaren yapılan tüm reformların özünde, kadın erkek ayırt etmeksizin tüm bireylerin dogmalardan kurtulup, eşit hak ve özgürlüklere kavuşması hedeflenmiştir. Kadın erkek eşitliği hedeflenerek, 1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla, kadına eşit eğitim imkânları, 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunuyla da, kadınların yasal statüsü değiştirilerek, gerek aile içinde gerekse toplumda birey olarak erkeklerle eşit haklara kavuşması sağlanmıştır.
Bunların yanı sıra kadınların yasal statülerinin eşitlenmesinde diğer önemli aşama ise siyasi hakların kazanılmasıdır. Türk kadınlarına 1930’da yerel, 1934’te de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok Batı ülkesinden önce tanınmıştır.
***
Cinsiyet eşitliğinde en alt sıradayız
Cumhuriyetin ilk yıllarında atılan büyük atılım ve reformlara rağmen, uluslararası raporlar, bir arpa boyu yol alamadığımızı gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun kadınların ekonomiye katılımı, fırsat eşitliği, eğitim imkanlarından yararlanma ve siyasi katılım oranlarını dikkate alarak oluşturduğu, 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda Türkiye, 153 ülke arasında 130’ncu sırada bulunuyor. Sadece, kadınlarımızın, çocukların değil her canlının var olma hakkı vardır. Kadın ve çocuklarımızın yanı sıra, hayvanlara hukuki koruma sağlanması da ahlaki ve vicdani bir yükümlülüktür.
Başta kadın ve kız çocuklarımız olmak üzere insanların ve canlıların güven içinde, daha özgür, huzurlu ve mutlu olacağı günler dileğiyle.