DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada Ankara'da düzenlenen 2026 NATO Zirvesi, güvenlik önlemleri, gözaltılar ve ekonomik maliyetlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bakırhan, NATO'nun küresel güvenlik anlayışını eleştirerek, zirvenin daha fazla barış değil, daha fazla silahlanma ve çatışma ortamı oluşturacağını savundu.

"NATO savaş ve hegemonya aygıtına dönüştü"

Konuşmasında NATO zirvelerini yakından takip ettiklerini belirten Bakırhan, uluslararası sistemde kurallara dayalı düzenin zayıfladığını öne sürdü.

NATO'nun kuruluş amacından uzaklaştığını savunan Bakırhan, "Yeni cepheler açılmasına itiraz ediyoruz. Bunu kabul etmiyoruz. Şimdiye kadar söylediklerimiz, zirve daha başlamadan teyit edildi. Ankara’ya bakın; kent adeta açık cezaevine çevrildi. Bir zirveye mi hazırlanılıyor, savaşa mı hazırlanılıyor belli değil. Ellerinden gelse “evinizin penceresini bile açmayın” diyecekler. Koca başkent, birkaç protokol aracının rahat geçişi için resmen kapatılıyor. Bazı liderlerin sabah koşusu için parkların kapatılacağı konuşuluyor. Ankara’da yaşayanlar, kendi kentlerinde neredeyse fazlalık gibi görülüyor" ifadelerini kullandı.

"Ankara adeta açık cezaevine çevrildi"

Zirve kapsamında Ankara'da alınan güvenlik tedbirlerini de eleştiren Bakırhan, başkentte günlük yaşamın olumsuz etkilendiğini söyledi.

"Ankara adeta açık cezaevine çevrildi. Bir zirveye mi hazırlanılıyor, savaşa mı hazırlanılıyor belli değil." diyen Bakırhan, kentte uygulanan trafik ve güvenlik önlemlerine tepki gösterdi.

Gözaltı ve tutuklamalara tepki

Bakırhan, NATO protestoları öncesinde gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamaları da eleştirdi.

Protestolar başlamadan çok sayıda kişinin gözaltına alındığını ve 175 kişinin tutuklandığını öne süren Bakırhan, bu işlemlerin hukuka aykırı olduğunu savunarak gözaltındaki kişilerin serbest bırakılmasını istedi:

"Zirve başlamadan yüzlerce arkadaşımız gözaltına alındı, 175 kişi tutuklandı. Bu tutuklamaların tamamı haksız, hukuksuz ve keyfidir. Gözaltında arkadaşlarımıza sorulan soruları okudum. Böyle bir saçmalık olamaz, böyle bir absürtlük olamaz. Ne yapalım, dünyada yeni savaş kararları alınırken alkış mı tutalım? Yok böyle bir dünya. Ortada henüz protesto yok ama gözaltı var, tutuklama var. Sabahın köründe kapıları, pencereleri kırarak yapılan gözaltılar var. İnsanları NATO’ya itiraz eder diye, savaş politikalarına karşı çıkar diye, emekten, doğadan, özgürlükten yana söz kurar diye tutuklayamazsınız. Gerçi burası Türkiye; bunu yapıyorsunuz!"

Gazetecilerin zirveye katılımı eleştirildi

DEM Parti Eş Genel Başkanı, zirveyi takip edecek medya kuruluşlarına yönelik uygulamaları da gündeme getirdi.

Erdoğan'dan İsrail'in 'Ermeni Soykırımı'nı tanıma kararı’na tepki
Erdoğan'dan İsrail'in 'Ermeni Soykırımı'nı tanıma kararı’na tepki
İçeriği Görüntüle

Yaklaşık 3 bin gazetecinin davet edildiğini belirten Bakırhan, Ankara'da görev yapan bazı gazeteciler ile muhalif medya temsilcilerinin akreditasyon süreçlerinde engellerle karşılaştığını iddia etti:

"Ankara’yı susturarak dünyaya demokrasi gösterisi yapamazsınız. Basına dönük tablo da aynı karanlığı gösteriyor. Üç bine yakın medya mensubu davet ediliyor ama Ankara’da yıllardır gazetecilik yapanların ve muhalif medyanın neredeyse tamamının katılımı engelleniyor. Bin bir türlü engel çıkarılıyor."

"12 milyar liralık harcama" iddiası

Bakırhan, NATO Zirvesi için kamu kaynaklarından yaklaşık 12 milyar lira harcandığının ifade edildiğini belirterek bu maliyeti eleştirdi.

Yol yapımı, çevre düzenlemeleri ve diğer hazırlıklar için yapılan harcamaların halkın temel ihtiyaçlarına ayrılması gerektiğini savunan Bakırhan, ekonomik önceliğin silahlanma değil, eğitim, sağlık ve sosyal destek olması gerektiğini söyledi:

"Gelelim bu zirvenin asıl meselesine... İki günlük bir etkinlik için şimdiye kadar yaklaşık 12 milyar TL harcandığı ifade ediliyor. Mesela yolların yapımına 9,5 milyar lira harcanmış. Protokol yolundaki göz zevki için ise 69 milyon TL’lik dikey bahçeler yapılmış. Alçılar sıvalar boyanıp üzerine NATO ve barış afişleri yapıştırılmış. Yolların yapılması, çiçeklerin ekilmesi için bu memlekete illa bir askeri zirve mi gerekiyor? Hakkâri’nin yolu ne olacak? Halkın yıllardır beklediği hizmetler ne olacak?

Geçen yıl NATO’nun Hollanda zirvesinde, üye ülkelerin askeri harcamalarını yüzde 5’e çıkarma kararı alındı. Bunun Türkiye’ye faturası yılda 40 milyar dolar. Bu da bütçenin yaklaşık yüzde 11,5’ine denk geliyor. Yani bu 40 milyar dolarlık dayatma; eğitimden kısılan, sağlıktan kısılan, çocuğun kitabından, işçinin ücretinden, hastanın ilacından kısılan para demektir. İktidarın derdinin ne olduğu işte bu rakamlarda gizlidir. Ekonomide“tereyağı mı, tüfek mi?” diye bilinen bir ikilem vardır. Yani halkın refahından mı yanasınız, yoksa silahlanmadan mı? Bu iktidar cevabını çoktan verdi. Tereyağı halkın sofrasında yok. Bunlar toplumun karnını değil, güvenlikçi devletin silahını büyütüyor.

Bakın bugün Türkiye’de yoksulluk sınırı 114 bin 576 liraya dayanmış durumda. Allah’tan korkun! İnsanlar kirayı, faturayı, pazarı, okul masrafını düşünerek yaşıyor. NATO Genel Sekreteri Rutte, “Ankara’daki zirvede on milyarlarca dolarlık savunma anlaşmaları duyurulacak” diyor. Biz de buradan bazı gerçekleri tekrar duyuralım. Türkiye’de her 10 kişiden 6’sı borçlu. Hanelerin yüzde 51,8’i yoksullukla mücadele ediyor. Sosyal yardıma muhtaç insan sayısı 30 milyona yaklaştı. Türkiye’nin neredeyse üçte biri sosyal yardıma muhtaç hale geldi.

Ama gelin görün ki bütün bu veriler, iktidarın gözünde bir askeri zirve, bir askeri anlaşma kadar değer görmüyor. Çok açık şekilde ifade etmek istiyorum: Bu ülkede gerçek kriz mutfaktadır. Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır. Gerçek beka sorunu çocukların okula aç gitmesidir. Gerçek tehdit, halkın emeğinin savaş bütçelerine aktarılmasıdır. Halkların güvenliği, devletlerin silah deposunda değil; eşit, özgür ve demokratik yaşamda başlar.

Kalıcı barışın yolu; bölge halklarının, demokratik güçlerin, kadınların, emekçilerin ve inanç topluluklarının söz sahibi olduğu müzakere zeminlerinden geçer. NATO, dünyayı güvenliğe değil, savaşın gölgesine alıştıran eski bir korku mimarisidir. Bu yüzden halkların geleceği adına artık tarihin müzesine kaldırılmalı; yerini eşitlikçi, demokratik ve barışçıl bir uluslararası düzen almalıdır. Biz, Ankara’dan yükselen bu militarist vitrinin karşısına halkın sofrasını, barışın sesini ve demokratik yaşam hakkını koyuyoruz. Bunları savunmaya da devam edeceğiz. Bu vesileyle, 4-5 Temmuz’da Amed’de Ekonomi Konferansımızın yapılacağını da ifade etmek istiyorum."

Kaynak: Haber merkezi