Mehmet Necati GÜNGÖR  Türkeş’in rahmetli olduğu gün, cenaze namazına katılmak üzere dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın makam odasında vaktin gelmesini bekliyoruz. Odada rahmetli Naim Hoca ile ben varız. Birazdan başkan da gelmiş olacak. O da ne? Fetullah Gülen, yanında birkaç kişi ile çıkageldi. Beklenmeyen misafirler. Yanındakiler, Fetullah Gülen’e “Hocam, namazı siz kıldırsanız” diyorlar, o da önceden aralarında konuşulduğunu tahmin ettiğim bu mizanseni duruşuyla onaylıyordu. Naim Hoca söze girdi. Hoca’nın Gülen’den ve nurculardan haz etmediğini bilirdim. Mehmet Nuri Yılmaz’ın da yakın dostuydu. Kardeş gibiydiler. Dedi ki hoca: “Büldüğüm ğederiyle Nuri hoca ğıldıracah ğurban. Eilesi ele isdemiş.” Naim Hoca’nın bu sözleri gelenlerin üzerinde soğuk duş etkisi yapmıştı. Biraz oturduktan sonra kalkıp gittiler. Türkeş’in cenaze namazına katıldıklarını da görmedim. Sonra Başkan Mehmet Nuri Yılmaz geldi. Olup bitenden habersizdi. Naim Hoca anlattı. Nuri Hoca yorumsuz dinledi. “Evet, aile benim kıldırmamı istiyor.” Doğrusu da buydu. O gün Kocatepe camii avlusunda yüzbinler toplanmıştı. Türkeş’e son görevlerini yapmak için. İğne atsan yere düşmez tabiri doğrulanıyordu sanki. Zar zor, ikinci safta yer bulabilmiştim. Neredeyse sağ kolum omuzumdan çıkacaktı. Namaz bitti, tekrar başkanın odasındayız. Onlardan kimse yok. Fetullah Gülen’in Türkeş’i hiç mi hiç sevmediğini bilirdik. Nurcuların hiç birisi sevmezdi. Ama, cenazeden prim kapmak için buradaydılar işte. Fırsat verilmeyince küsüp gittiler. EN BÜYÜK YANILGIM ÇİLLER’Dİ O zamanlar Doğru Yol Partiliydik. Çiller’in en büyük yanılgımız olduğunu neden sonra anlamıştık. Meclis bahçesindeki Cumhurbaşkanlığı ofisinde Mehmet Nuri Yılmaz’la Naim Hoca’yı akşam yemeğine çağırmıştım. Naim Hoca önceden geldi. Haberleri kaçırmazdı. “Ğurban hele heberleri aç.” İlk haber: “Kuşadası Çiftliğinin Çiller ailesine ait olduğu anlaşıldı.” İki yıl boyunca topluma yalan söylemişlerdi: “Çiftlik, bakıcımız Suna Pelister’e aittir.” Tabii, bu yalanı kimse yutmamıştı. Kokusu o gün çıktı ve ben Tansu hanımı “Tanso” diyerek sevip takdir eden Naim Hoca’ya döndüm ve dedim ki: “Hocam, benim DYP’liliğim bugün burada bitmiştir. Bu kadına inandığım için kendimi suçlu addediyorum. Allah affetsin.” “Etme Necati bey.” “Ettim bile Hocam.”