Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Anlaşmanın İsrail’e karşı oluşturulmuş bir ittifak olmadığını savunan Özdağ, Türkiye’nin Yemen’deki Husilerle yaşanan çatışmaya dahil edilmesi ve İran’la karşı karşıya getirilmesi riskine dikkat çekti. Özdağ, Türkiye’nin Orta Doğu’daki çatışmaların tarafı olmak yerine diplomasi yoluyla barışı sağlamaya çalışması gerektiğini söyledi.
Ümit Özdağ’dan Mekke Anlaşması eleştirisi
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özdağ, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın içeriğinin kamuoyuyla yeterince paylaşılmadığını savunarak anlaşmanın Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından doğurabileceği sonuçları değerlendirdi.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında askeri iş birliğini öngören anlaşmanın yeni güvenlik riskleri oluşturabileceğini ileri süren Özdağ, askeri ittifakların karşı ittifakların kurulmasına ve üye ülkelerin çatışmalara sürüklenmesine yol açabileceğini belirtti.
Özdağ, anlaşmanın Türkiye’nin çıkarlarına uygun olmadığını savunarak, bu durumdan ABD ve İsrail’in avantaj sağlayabileceğini öne sürdü.
“Türkiye’yi İran’la savaşa sürükleme riski var”
Mekke Anlaşması’nın Türkiye’yi İran’la karşı karşıya getirebileceğini ileri süren Özdağ, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın bölgedeki çatışmalarına dikkat çekti.
Özdağ, askeri ittifakların çatışma halindeki ülkelerle kurulmasının diğer üyeleri de savaşın tarafı haline getirebileceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yine askerî ittifaklarda kural şudur: Sıcak çatışma içinde olan bir devletle askerî ittifak yapılmaz. Askerî ittifaklar genellikle kural olarak çatışma öncesinde yapılır. Siz çatışan bir ülkeyle ittifak yapıyorsanız ‘Ben bu çatışmanın parçası olmayı kabul ediyorum’ diyorsunuz arkadaşlar. Şimdi hem Pakistan sıcak çatışma içerisinde hem Suudi Arabistan çatışma içerisinde ve Suudi Arabistan’la girilen bu askerî ittifak, Türkiye’yi İran’la bir çatışma süreci içerisine sokma riskini içinde büyük ölçüde barındırmaktadır. Evet, bu sürecin nihai amacının Türkiye’yi İran ile savaşa sürüklemek olup olmadığını Türk milletinin sorgulaması gerekmektedir.”
“Bu anlaşma İsrail’e karşı yapılmış değil”
Özdağ, Mekke Anlaşması’nın bölgesel hedeflerine ilişkin değerlendirmesinde, anlaşmanın İsrail’e karşı oluşturulmuş bir savunma ittifakı olmadığını ileri sürdü.
İran, Irak ve Mısır gibi ülkelerin de dahil olduğu daha geniş bir bölgesel iş birliği kurulması halinde farklı bir tablonun ortaya çıkabileceğini belirten Özdağ, şöyle konuştu:
“Eğer Mekke Anlaşması, mesela ortak İsrail tehdidine karşı yapılmış olsaydı buna İran da katılırdı, Irak da katılırdı, Mısır da katılırdı. Bir coğrafi bütünlük olurdu. Ancak bu anlaşma İsrail’e karşı yapılmış değil. Bu anlaşma, İsrail’in yan müttefik olduğu bir anlaşma. Tabii bu çerçevesini çizdiğimiz anlaşma jeopolitiği dışında üç temel husus daha var bu konuyla ilgili ortaya koymamız gereken. Bir, ABD Başkanı Trump’ın kasımda kongre seçimleri sonrasında İran’a yeniden saldıracağına yönelik açıklamalar var gündemde. İki, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırıları sırasında kullandığı, İran’ı suçlayıcı hatta aşağılayıcı ifadeler var. Bunu unutmayalım. Üç, Suudi Arabistan’ın İran’la yaşadığı gerginlik ve Yemen’de Husilerle girdiği çatışmada giderek artan sıkışmışlık. Bu üç husus, Mekke Anlaşması’nın İran’a ve Husilere karşı yapıldığını gösteriyor."
“Türkiye’nin Husilerle çatışmasına en çok Netanyahu sevinir”
Türkiye’nin Yemen’deki çatışmanın tarafı olmaması gerektiğini belirten Özdağ, iktidarın Orta Doğu’daki çatışmalara dahil olma politikasını eleştirdi.
Yemen’in geleceğine Yemen halkının karar vermesi gerektiğini savunan Özdağ, Türkiye’nin Husilerle çatışmaya girmesinin İsrail’in bölgedeki etkisini artırabileceğini ileri sürdü.
Özdağ, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“AK Parti iktidarı, ülkemizin çıkarlarını hiçe sayarak Orta Doğu’daki her çatışmaya taraf olmaktan vazgeçmelidir. Bugüne kadar Orta Doğu’da taraf olmadığımız bir tek Suudi-Husi çatışması kalmıştı, şimdi ona da ortak oluyoruz. Yemen’i kimin yöneteceği, Yemen halkının karar vereceği bir konudur. Bu konunun Türk halkını uzaktan yakından ilgilendiren hiçbir boyutu yoktur. Üstelik Husiler, Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz emperyalizminin yanında değil, Türk askerinin yanında yer aldılar. Bunu da unutmayalım. Bugün Husilerle Türkiye’nin bir çatışmaya girmesine en çok sevinecek kişi Netanyahu ve onun faşist kliği olacaktır. Husiler mağlup olursa Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz, İsrail’in etki alanına girecektir. Ankara’da bunun olmasını kim istiyor acaba? Çok merak ediyorum.”
“Bir tek Mehmetçiğimizin hayatının tehlikeye atılmasına karşıyız”
Anlaşmanın Türkiye’nin hangi güvenlik çıkarlarına hizmet ettiğinin açıklanması gerektiğini belirten Özdağ, “Yoksa amaç Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin güvenliğini sağlaması değil de Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlaması mıdır” diye sordu. Özdağ, “Biz Zafer Partisi olarak bir tek Mehmetçiğimizin Suudi petrol doları milyonerleri ve milyarderleri için hayatının tehlikeye atılmasına karşıyız” dedi.
Özdağ’dan TBMM ve Anayasa vurgusu
Özdağ, Mekke Anlaşması’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması ve yurt dışına asker gönderilmesi süreçlerinin anayasal çerçevede yürütülmesi gerektiğini belirtti.
Anayasa’nın 90’ıncı ve 92’nci maddelerine atıfta bulunan Özdağ, uluslararası anlaşmaların hukuki geçerliliği ve yurt dışına asker gönderilmesi konusunda Meclis’in yetkilerine dikkat çekti.
Anlaşma TBMM tarafından onaylanmadan askeri komite toplantıları yapılmasını eleştiren Özdağ, Türkiye adına askeri taahhütlerde bulunulmasının anayasal yetki ve sorumluluklar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“Türkiye, Orta Doğu’da barışı sağlayan ülke olmalı”
Türkiye’nin bölgesel çatışmalara taraf olmak yerine arabuluculuk rolünü üstlenmesi gerektiğini belirten Özdağ, Suudi Arabistan ile Husilerin müzakere masasına davet edilmesini istedi:
“Kaldı ki Suudi-Husi çatışmasını Husiler değil, tekrar ediyoruz, Suudi Arabistan başlattı. Biz Zafer Partisi olarak Türkiye’nin Orta Doğu’da çatışmanın tarafı değil, tarafları barıştıran ülke olması gerektiğini düşünüyoruz. Diplomasiye ağırlık vermesini, barışı desteklemesini ve ekonomik iş birliğini desteklemesi gerektiğini düşünüyoruz."
Özdağ’dan “Terörsüz Türkiye” sürecine de eleştiri
Basın toplantısında iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı süreci de eleştiren Özdağ, PKK ve Abdullah Öcalan ile yürütülen sürecin af niteliğinde sonuçlar doğurabileceğini iddia etti.
DEM Parti’nin tazminat ve hakikat komisyonlarına ilişkin taleplerini eleştiren Özdağ, terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonların ve elde edilen sonuçların farklı biçimde sunulduğunu savundu:
“Bakın, DEM Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, ‘Millî devlet yıkılsın’ diyor. Açık açık, hiç gizlemiyor. Gazeteci Yılmaz Özdil ifade etmiş, paylaşmış; DEM, terörle mücadelede öldürülen kişiler için devletin 2 milyon 300 bin TL tazminat ödemesini istiyormuş. Boşaltılan köylerin yolları yapılsın, içme suyu, kanalizasyon, elektrik, haberleşme, okul, sağlık ocağı binaları inşa edilsin deniyormuş. Elbette Türkiye’nin her yerinde terörle mücadele sırasında zarar gören, halkın ayrılmak zorunda kaldığı köyler Türkiye Cumhuriyeti’ne ait köylerdir ve içinde yurttaş yaşıyorsa devlet oraya hizmet götürür. Ama PKK veya DEM bize böyle bir şart ileri süremez.
Yine tazminat komisyonu kurulsun talebinin dışında, hakikat komisyonu kurulsun talebinin gündeme getirildiğini görüyoruz. Böylece terörle mücadele sırasında gerçekleştiğini iddia ettikleri faili meçhullerden sorumlu olanlar ortaya çıkarılacakmış. Hakikat komisyonu talebinin, Öcalan tarafından birinci açılım adını verdikleri terörle müzakere sürecinde de gündeme taşındığını biliyoruz. Şimdi tekrar bunu Türkiye’nin gündemine getirdiler ve terörle mücadeleye de ‘kirli savaş’ diye ahlaksızca saldırıldığını görüyoruz. Keza DEM’in ve PKK’nın, terörle mücadele sırasında öldürülen PKK’lıların gömüldükleri yerlerin şehitliğe dönüştürülmesi talebini gündeme getirdiklerini duyuyoruz. İHA ve SİHA’lar Türkiye üzerinde uçmasın talebinde bulunduklarını duyuyoruz. Hani şartsız, şurtsuz bir süreçte PKK silah bırakacaktı, teröre son verecek ve kendisini lağvedecekti? Hayır. Hepsinin şartlarla, dayatmalarla, zorlamalarla, devletin millî üniter devlet karakterini dönüştürecek taleplerle gündeme geldiğini görüyoruz.
Fon Soruşturması ve Halk TV’ye kayyum tepkisi
Özdağ, basın toplantısında fon soruşturması ve medya kuruluşlarına yönelik kararlar hakkında da açıklamalarda bulundu.
Fon soruşturmasının araştırılması için TBMM’de komisyon kurulmasına karşı çıkılmasını eleştiren Özdağ, kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini söyledi. İsimlerin açıklanması konusunda iktidar ve muhalefete çağrıda bulunan Özdağ, şöyle konuştu:
“Fon yolsuzluğu konusunda da iktidarın gerçek bir temizlik arayışı içerisinde olmadığını açık şekilde görüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde fon yolsuzluğunu araştıracak bir komisyona iktidar bloku tarafından karşı çıkılması da bunun açık göstergesidir. Suçlular ellerini kollarını sallayarak dolaşırken konuyu araştıran gazeteciler tutuklanıyor veya ev hapsi cezasına çarptırılıyor. AK Parti yetkilileri, fon yolsuzluğuna adı karışanların isimlerinin yayımlanmasına karşı çıkıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi susarken, YENİ Parti’nin de ‘Biz gelecek hafta açıklayacağız’ dedikten sonra açıklama yapmadığı gibi Sayın Özgür Özel’in ise Erdoğan’a ‘Siz açıklayın’ çağrısında bulunduğunu görüyoruz. Arkadaşlar, geçen hafta söyledik, bu hafta tekrarlayalım. Açıklayamıyorsanız siz bize verin, biz açıklarız bunu.”
Halk TV’ye kayyum atanması ve sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerine de tepki gösteren Özdağ, bu uygulamaların seçimlere giderken bir korku ve baskı ortamı oluşturduğunu savundu:
“Evet, dün Ekrem İmamoğlu’nun uzun süren bir tutukluluk neticesinde savunmasını yaptığı ilk gününe gelmiştik ki sabah Halk TV kapatıldı. Yayınları durduruldu. Bunun bir tesadüf olmadığı çok açık. Ancak bu bir ilk adım da değil. Daha önce Tele1 de kapatıldı, T24 kapatıldı. Yüzlerce hesaba erişim engeli getirildi. İnanılır gibi değil. Bir eski öğrencimin, bin 200 kişinin zor takip ettiği bir hesabının dün erişime kapatıldığını görünce çok şaşırdım. Nasıl inceliyorsunuz, nelerden rahatsız oluyorsunuz? Hayret doğrusu. Evet, bir korku ve baskı iklimi oluşturarak seçimlere gitmek istediklerini görüyoruz.”




