YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Ticaret Bakanlığının 2027 yılı bütçesi üzerine yaptığı konuşmada, Türkiye ekonomisinin üretimden ve rekabetten uzaklaşırken finansal piyasalardaki olağanüstü kazançların nasıl teşvik edildiğine dikkat çekti.

Küresel ticarette korumacılığın arttığı, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği ve Avrupa Birliği'nin yeni sanayi politikalarına yöneldiği bir dönemde Türkiye'nin rekabet gücünü kaybettiğini vurgulayan Özlale, iktidarın ekonomi politikalarının sanayiciyi üretimden uzaklaştırdığını savundu.

Konuşmasının en dikkat çekici bölümünde ise son aylarda kamuoyunun gündeminden düşmeyen fon vurgununa ilişkin yeni sorular yöneltti. Fon kriziyle adı anılan şirketlerin kamu kaynaklarıyla desteklenmesini gündeme taşıyan Özlale, özellikle Ticaret Bakanlığının E-Turquality programından yararlanan Barikat Siber Güvenlik üzerinde durdu.

“Barikat Siber Güvenlik 650 milyon liralık kamu ihalesi almış”

Fon vurgunuyla gündeme gelen şirketlerin Ticaret Bakanlığından destek alıp almadıklarını araştırdıklarını belirten Özlale, Astor Enerji ve Barikat Siber Güvenlik örneklerini paylaştı.

Astor Enerji'nin E-Turquality desteğinden yararlandığını ve şirketin adının piyasa manipülasyonu tartışmalarında geçtiğini ifade eden Özlale, asıl dikkat çekici örneğin Barikat Siber Güvenlik olduğunu söyledi.

Özlale, şu ifadeleri kullandı:

“Barikat Siber Güvenlik sizden E-Turquality desteği almış. 28 Mart 2023'te. Barikat Siber Güvenlik'in sahibi kim? Tera ve Emre Tezmen.

Barikat Siber Güvenlik kamu kurumlarından 650 milyon liralık kamu ihalesi almış. Sahibi şu anda bir suç örgütünün lideri olarak içeride. Çok değil, 2023 yılında sizden siber güvenlik şirketi olarak E-Turquality desteği almış.”

Özlale'nin gündeme taşıdığı bilgiler, fon vurgunuyla ilişkilendirilen şirketlerin yalnızca sermaye piyasalarındaki faaliyetlerini değil, kamu destekleri ve kamu ihaleleriyle kurdukları ilişkilerin de incelenmesi gerektiğini ortaya koydu.

Ticaret Bakanlığının bu şirketlere hangi değerlendirme süreçlerinin ardından destek sağladığı ve söz konusu desteklerin nasıl denetlendiği soruları önem kazanırken Özlale, “Burada diğer şirketler de var. Bakanlığınız bunlarla ilgili bizlere bir açıklama yaparsa çok seviniriz” diyerek Bakanlığı kamuoyunu bilgilendirmeye çağırdı.

“Sanayi yüzde 12, teknoloji yüzde 30, Tera Birinci Serbest Fon yüzde 247 kazandırmış”

Özlale, fon vurgununu Türkiye'nin üretim ve yatırım ortamından bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını belirterek sanayi ve teknoloji endeksleriyle bazı yatırım fonlarının getirilerini karşılaştırdı.

Yılın ilk dokuz ayında BIST Sanayi Endeksi'nin yüzde 12, BIST Teknoloji Endeksi'nin yüzde 30 yükseldiğini, buna karşılık Tera Birinci Serbest Fon'un yüzde 247 getiri sağladığını aktardı.

Bu tablonun ekonomide kaynakların hangi alanlara yöneldiğini sorgulamayı zorunlu kıldığını ifade eden Özlale, şöyle konuştu:

“Şimdi sizler cebinde tasarrufu, parası olan bir sanayici olun. Sanayinizi, kendi yatırımınızı geliştirmek mi istersiniz; para piyasası fonuna ya da bu fonlara paranızı yatırmak mı istersiniz? İkincisi. Neden? Çünkü birincisi oldukça riskli.”

Sanayicinin üretim kapasitesini artırmak yerine finansal piyasalardaki yüksek getirileri tercih etmeye yöneldiğini belirten Özlale, bu durumun Türkiye'nin yatırım ve üretim geleceği açısından ciddi bir sorun olduğunu vurguladı.

“BIST Sanayi Endeksi yüzde 12, BIST Teknoloji yüzde 30 ama Tera Birinci Serbest Fon yüzde 247. İlk dokuz ayda. O yüzden burada kaynakların dağılımında, tasarruf sahibi bir yatırımcı 'Ben paramı sanayiye, teknolojide işini doğru düzgün yapan şirketlere değil de Tera'ya harcamak istiyorum' dese onu çok fazla suçlayamazsınız.”

“Kamu bürokratları kısa süre sonra denetledikleri sektörlerde şirketlerin başına geçiyor”

Fon vurgunuyla gündeme gelen şirketlerin yönetim yapılarının da incelenmesi gerektiğini belirten Özlale, kamu kurumlarından özel sektöre geçen üst düzey bürokratların yarattığı çıkar çatışması riskine dikkat çekti.

BDDK ve EPDK gibi kritik düzenleyici kurumlardan ayrılan bürokratların kısa süre sonra bankaların veya enerji şirketlerinin yönetiminde görev alabildiğini hatırlatan Özlale, bu durumun rekabet açısından ciddi sorunlar yarattığını söyledi.

Özlale, Rekabet Kurulu Başkanının geçmişte TMSF'nin başındayken elliden fazla şirketin yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğünü de gündeme getirdi.

“Biz özellikle bu fon vurgununda adı geçen şirketlere yönetim kurulu atanmasında hangi kriterlere bakıyoruz? Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, EPDK gibi kurumlardan çıkış yapan bürokratlar bir sene sonra kendilerini bir enerji şirketinin, bir bankanın başında buluyorsa bu, rekabet hukuku açısından, rekabet açısından olumsuzdur.”

“Türkiye dünya rekabetçilik sıralamasında 47'ncilikten 57'nciliğe geriledi”

Konuşmasının ekonomi ve dış ticaret politikalarına ilişkin bölümünde Türkiye'nin küresel rekabet gücündeki kayba dikkat çeken Özlale, IMD Dünya Rekabetçilik Endeksi'nde Türkiye'nin 2023 yılında 47'nci sıradayken 57'nci sıraya gerilediğini söyledi.

Bu gerilemenin en önemli nedenlerinden birinin kamu yönetimindeki etkinlik kaybı olduğunu savunan Özlale, mevcut yönetim sisteminin kaynakları doğru dağıtamadığını ve iş dünyasının ihtiyaç duyduğu kararları zamanında alamadığını ifade etti.

“Ben buradaki temel problemin şu andaki yönetim sistemi olduğunu düşünüyorum. Kaynakları doğru dağıtabilecek, çabuk karar verebilecek bir sistem olmadığı için kamu etkinliğinin, rekabetçiliği düstur edinmesi gereken iş ekosistemine olumsuz etki ettiğini düşünüyorum.”

TÜSİAD'ın maliyet bazlı rekabet gücü endeksine de değinen Özlale, Türkiye'nin özellikle ara malı, ücret ve finansman maliyetlerinde rakip ülkeler karşısında dezavantajlı hâle geldiğini belirtti.

2027 bütçesinde enerji sübvansiyonlarının azaltılmasının enerji maliyetleri açısından da rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

“Çin'i çıkarsanız da Türkiye'nin dünya ihracatından aldığı pay düşüyor”

Ticaret Bakanlığının ihracat rakamlarındaki artışı başarı olarak sunmasını eleştiren Özlale, dış ticaret performansının yalnızca ihracat tutarı üzerinden değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

Küresel ticaret büyürken Türkiye'nin bu büyümeden ne kadar pay aldığının belirleyici olduğunu ifade eden Özlale, son iki yılda Türkiye'nin dünya ihracatındaki payının gerilediğini söyledi.

Çin'in küresel ihracattaki hızlı yükselişinin hesaplamalardan çıkarılması durumunda dahi Türkiye açısından sonucun değişmediğini belirtti.

“Türkiye küresel ölçekte daha büyük bir ihracatçı mıdır, değil midir? Sorusuna baktığımız zaman burada bir başarı hikâyesi yok. Hiç 2023 hedefleriyle karşılaştırmasak da Sayın Bakan, burada baktığımız zaman ihracatımızın küresel ölçekteki payı artmıyor. Tam tersine azalıyor.”

Özlale, rekabet gücündeki kaybın temelinde izlenen makroekonomik politikaların bulunduğunu belirterek döviz kurunun baskılanmasını ve yüksek finansman maliyetlerini eleştirdi.

“Türkiye'ye bence istikrar getirmeyen, fakat özellikle iş dünyasına ek yük getiren bu istikrar programından dolayı dış ticaret performansımızın da hedeflenenden çok uzak olduğunu düşünüyorum.”

“Made in Europe Türkiye'nin ihracatı için ciddi bir risk”

Avrupa Birliği'nin yeni sanayi politikası Made in Europe'a ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Özlale, Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa'daki dönüşümün yalnızca otomotiv sektörünü değil, karbon yoğun bütün sektörleri etkileyeceğini belirtti.

Avrupa Birliği'nin sanayi üretiminde yeni bir paradigma değişikliğine gittiğini ifade eden Özlale, Türkiye'nin bu süreçte kapsam dışında kalmaması için ürün ve teknoloji bazlı güçlü bir müzakere stratejisine ihtiyaç duyduğunu söyledi.

“Türkiye'yi kapsamda tutacak ürün ve teknoloji bazlı bir müzakere dosyamız var mı? Bu konuda hazırlık yaptığınızı söylediniz. Yurt dışı temaslarınız olduğunu da biliyorum. Ama burada özellikle Meclisi daha yakından bilgilendirirseniz seviniriz.”

Yeni ticaret koridorlarının Çinli şirketlere Türkiye'nin rekabet ettiği pazarlara daha kolay erişim imkânı sağlayabileceği uyarısında da bulunan Özlale, Bakanlığın Çin ve Hindistan'ın değişen küresel ticaretteki rolüne daha fazla odaklanması gerektiğini dile getirdi.

“Hukukun üstünlüğünün gerilediği bir ülkeye yabancı yatırım gelmez”

Türkiye'nin dış ticaret ve üretim kapasitesinin güçlenmesi için yatırım ortamındaki güven kaybının giderilmesi gerektiğini belirten Özlale, hukukun üstünlüğü, yolsuzlukla mücadele ve düzenlemelerin uygulanması gibi alanlardaki gerilemeye dikkat çekti.

Küresel İnovasyon Endeksi verilerinin de Türkiye'nin son iki yılda kötüleşen performansına işaret ettiğini söyleyen Özlale, yabancı yatırımcı açısından güvenilir ve öngörülebilir bir hukuk düzeninin vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

“Hukukun üstünlüğünde, iktidarın sınırlandırılmasında, yolsuzlukla, düzenlemelerin uygulanmasında devamlı geriye giden bir ekosistemimiz var. Böyle bir ortamda yurt dışından yabancı yatırım çekmek neredeyse imkânsız.”

Özlale'nin konuşmasında ortaya koyduğu tablo, Türkiye'nin küresel ticarette rekabet gücünü kaybettiği, üretim yatırımlarının yüksek maliyetlerle karşı karşıya kaldığı ve finansal piyasalardaki olağanüstü getirilerin reel sektör yatırımlarının önüne geçtiği bir ekonomik yapıya işaret etti.

Ticaret Bakanlığının fon vurgunuyla gündeme gelen şirketlere sağladığı desteklere ilişkin sorular ise kamu kaynaklarının hangi şirketlere, hangi kriterlerle ve nasıl bir denetim mekanizmasıyla aktarıldığı tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.

Özlale’nin konuşması şöyle:

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, komisyonumuzun değerli üyeleri, basınımızın emekçileri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İlk önce Sayın Bakan, sunumunuz için içten bir şekilde teşekkür etmek isterim. Çünkü sizden daha önce buraya gelen Sanayi ve Teknoloji Bakanı özellikle BYD ve Made in Europe gibi kendisine yönelteceğimiz ağır soruları bir bakıma pas geçmişti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da kendisine yönelteceğimiz soruları pas geçmişti. Sizler çok büyük bir yüreklilikle Made in Europe’dan bahsettiniz, ithalat verilerinden bahsettiniz. Dolayısıyla bu açıdan içten sunumunuz için teşekkür ederim.

Gerçekten kolay bir dönem değil. Neden? Çünkü küresel ihracatın küresel gelire oranına baktığınız zaman ciddi bir düşüş var. Artık korumacı politikaların küresel ekonomik performansa çok etki ettiği bir dönemden geçiyoruz.

Özellikle ticaret politikaları belirsizlik endeksine baktığınız zaman bunu daha rahat görebiliyorsunuz. Dış ticaret politikasının her zamankinden daha zor bir dönem yaşadığını da görebiliyorsunuz. Burada birkaç gösterge var. Bunlar sizin sunumunuzda da vardı.

Sağ üstte, birbiriyle ihtilaflı olan ülke sayısı gördüğünüz gibi devamlı artıyor. Bu, dış ticaret performansımız açısından bir risk. Sol tarafta küresel jeopolitik risk endeksi var. Gördüğünüz gibi burada da iyi bir tablo yok. Sağ altta da tedarik zinciri baskı endeksi var. Hürmüz krizinden sonra tedarik zinciri baskı endeksinde oldukça nazik dönemlerden geçtiğimizi biliyoruz. Dolayısıyla dış ticaret politikası açısından oldukça riskli bir dönemden geçiyoruz.

Burada rekabetçi olmak her zamankinden çok daha önemli. Peki, rekabetçi miyiz? Ona baktık. Bir iki endekse bakıyoruz. Bunlardan bir tanesi IMD’nin Dünya Rekabetçilik Endeksi. Sizler de biliyorsunuzdur. Burada 2023’te dünyada 47’nciyiz, şimdi 57’nciyiz. Dolayısıyla küresel ölçekte rekabetçiliğimizde iyiye bir gidişten bahsetmemiz çok mümkün değil.

IMD’nin Küresel Rekabetçilik Endeksi’nin alt kırılımlarına baktığımız zaman da en büyük problemlerden bir tanesinin kamu etkinliği alanında olduğunu görüyoruz. Ben buradaki temel problemin şu andaki yönetim sistemi olduğunu düşünüyorum. Kaynakları doğru dağıtabilecek, çabuk karar verebilecek bir sistem olmadığı için kamu etkinliğinin, rekabetçiliği düstur edinmesi gereken iş ekosistemine olumsuz etki ettiğini düşünüyorum.

Bir başka endeks daha var Sayın Bakanım. O da TÜSİAD’ın hazırladığı rekabet endeksi. İş gücü maliyetlerine bakarak bir rekabet endeksi hazırlıyor. Burada da durumumuz zaten gözüküyor. Ara malında, ücrette, finansmana erişimde maalesef rekabet gücümüzü yitiriyoruz. Bir tek enerjide var ki 2027 bütçesi enerjideki sübvansiyonları da azalttığı için orada da maliyet bazlı rekabet gücü açısından iyi bir durumda olmayacağımız kesin.

Zaten rakip ülkelerle karşılaştırdığımız zaman burayı görüyorsunuz. Ücretler, ara malı, enerji ve finansman tarafında; özellikle ara malı, ücret ve finansmanda rekabet etmemiz giderek zorlaşıyor. Dolayısıyla zor bir küresel konjonktürden geçiyoruz ama kendi rekabetçiliğimiz de çok iyi bir durumda değil.

Siparişlere, PMI’lara bakıyoruz. Onlar da önümüzdeki dönemde o rekabet gücü kaybının siparişleri nasıl etkilediğini gösteriyor. Her taraf kırmızı. O yüzden burada da iyi bir tablo yok.

Şimdi ihracattan bahsettiniz, ithalattan da samimi bir şekilde bahsettiniz. Ben Türkiye’nin dış ticaret başarısını, ne kadar ihracat yaptığından daha çok dünyadaki ihracattan ve ithalattan ne kadar pay aldığımıza göre ölçmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü herkesin ihracatı ya da ithalatı artıyor.

Dolayısıyla “Türkiye küresel ölçekte daha büyük bir ihracatçı mıdır, değil midir?” sorusuna baktığımız zaman burada bir başarı hikâyesi yok. Hiç 2023 hedefleriyle karşılaştırmasak da Sayın Bakan, burada baktığımız zaman ihracatımızın küresel ölçekteki payı artmıyor. Tam tersine azalıyor.

Geçen sene de bunu konuştuğumuz zaman, Çin etkisini çıkarttığımızda ihracat payımızın belki artabileceğine ilişkin bazı eleştiriler vardı. Çünkü Çin çok agresif büyüyen bir ülke. Hayır, orada da durum aynı. Dolayısıyla Çin’i dâhil etseniz de etmeseniz de maalesef dünyadaki toplam ihracattan aldığımız pay son iki sene içerisinde düşüyor.

Ben bunu özellikle Türkiye’nin rekabet gücü kaybına uğramasına, izlenen makroekonomik politikaya, kuru baskılamaya ve finansman maliyetlerinin çok yüksek olmasına bağlıyorum. Dolayısıyla Türkiye’ye bence istikrar getirmeyen, fakat özellikle iş dünyasına ek yük getiren bu istikrar programından dolayı dış ticaret performansımızın da hedeflenenden çok uzak olduğunu düşünüyorum.

Sizin sunumunuzda vardı, ben de katılıyorum. Yepyeni koridorlar, yepyeni fırsatlar da açıyor. Ama şöyle bakmak gerekiyor Sayın Bakan. Biz bu yeni koridorlarla beraber Çin’le daha agresif bir mücadele etmek zorunda mıyız? Ben sizin sunumunuzda biraz daha fazla Çin ve Hindistan görmek isterdim.

Dolayısıyla bu yeni koridorlarla beraber Çinli şirketler bizim pazarlarımıza ya da bizim koridorlarımızı kullanarak rekabetçi olduğumuz başka pazarlara daha rahat erişebilirler mi? Bu, önümüzdeki dönem bizim için Made in Europe kadar önemli göstergelerden bir tanesi.

Bahsettiğiniz Made in Europe, sadece otomotiv sektöründe değil, karbon yoğun bütün sektörlerde geçerli. Buradaki soru şu. Türkiye’yi kapsamda tutacak ürün ve teknoloji bazlı bir müzakere dosyamız var mı? Bu konuda hazırlık yaptığınızı söylediniz. Yurt dışı temaslarınız olduğunu da biliyorum. Ama burada özellikle Meclisi daha yakından bilgilendirirseniz seviniriz. Çünkü Avrupa Birliği yepyeni bir sanayi politikası paradigmasına geçiyor. Made in Europe bizi olumsuz etkileyebilecek bir potansiyele sahip. Buradaki müzakere gücümüzün çok yüksek olması gerekiyor.

Tabii bütün bunu üretime, fırsata, yatırıma çevirmek için Türkiye’deki güven ortamının tesis edilmesi lazım. Tekrar, ben söylemiyorum. Küresel İnovasyon Endeksi’ne göre son iki senede daha kötü durumdayız. Hukukun üstünlüğünde, iktidarın sınırlandırılmasında, yolsuzlukla, düzenlemelerin uygulanmasında devamlı geriye giden bir ekosistemimiz var. Böyle bir ortamda yurt dışından yabancı yatırım çekmek neredeyse imkânsız. Zaten son açıklanan rakamlar doğrudan yabancı yatırımların eksiye düştüğünü söylüyor.

Peki, üretmenin zor olduğu, rekabet gücünün zorlandığı bir ortamda biz neyle karşılaştık? Bununla karşılaştık. Fon vurgunu, fon krizi.

Demirtaş ve Yüksekdağ'ın tutuklanmasının 10. yılı: Cezaevleri önünde açıklama yapılacak
Demirtaş ve Yüksekdağ'ın tutuklanmasının 10. yılı: Cezaevleri önünde açıklama yapılacak
İçeriği Görüntüle

Şuraya bakacak olursanız BIST Sanayi Endeksi son dokuz ayda yüzde 12 artmış. BIST Teknoloji yüzde 30 artmış. Şimdi burada bazı fonlara baktık. Tera Birinci Serbest Fon, aşırı yükselen halka arz hisseleri…

Şimdi sizler cebinde tasarrufu, parası olan bir sanayici olun. Sanayinizi, kendi yatırımınızı geliştirmek mi istersiniz; para piyasası fonuna ya da bu fonlara paranızı yatırmak mı istersiniz? İkincisi. Neden? Çünkü birincisi oldukça riskli.

O yüzden cebinde biraz tasarrufu olan, yatırımını büyütmek isteyen bir şirket de bunu erteleyip “Bu fonlar çok daha iyi kazandırıyormuş” diyerek bu fonlara geçebiliyor.

Bakın, BIST Sanayi Endeksi yüzde 12, BIST Teknoloji yüzde 30 ama Tera Birinci Serbest Fon yüzde 247. İlk dokuz ayda. O yüzden burada kaynakların dağılımında, tasarruf sahibi bir yatırımcı “Ben paramı sanayiye, teknolojide işini doğru düzgün yapan şirketlere değil de Tera’ya harcamak istiyorum” dese onu çok fazla suçlayamazsınız.

Burada özellikle Rekabet Kurumuna çok büyük önem atfetmek gerekiyor. Neden? Çünkü bu şirketlerin, fon vurgununda adı geçen şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin nasıl seçildiği, bu yönetim kurulu üyelerinin nitelikleri bizim için hayati önem taşıyor.

Mesela BDDK, EPDK gibi çok kritik kurumlardaki insanlar, kamuyu bıraktıktan kısa bir süre sonra bir bankanın başına geçebiliyorlar. BDDK örneğinde olduğu gibi.

Dolayısıyla burada Rekabet Kurulu Başkanına şu soruyu sormak gerekiyor. Kendisi de TMSF’nin başındayken elliden fazla şirketin yönetim kurulu başkanıydı. Bu konu bizim için hayati önem taşıyor. Biz özellikle bu fon vurgununda adı geçen şirketlere yönetim kurulu atanmasında hangi kriterlere bakıyoruz?

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, EPDK gibi kurumlardan çıkış yapan bürokratlar bir sene sonra kendilerini bir enerji şirketinin, bir bankanın başında buluyorsa bu, rekabet hukuku açısından, rekabet açısından olumsuzdur.

Son olarak da önemli bir şey var Sayın Bakanım. Bu fon kriziyle gündeme gelen şirketlere sizlerin destek verip vermediğine baktık. Astor Enerji sizden E-Turquality desteği almış. Astor’da bir piyasa manipülasyonu var. Ama burada en önemlisi, otuz saniyede bahsetmek gerekirse, Barikat Siber Güvenlik.

Barikat Siber Güvenlik sizden E-Turquality desteği almış. 28 Mart 2023’te. Barikat Siber Güvenlik’in sahibi kim? Tera ve Emre Tezmen.

Barikat Siber Güvenlik kamu kurumlarından 650 milyon liralık kamu ihalesi almış. Sahibi şu anda bir suç örgütünün lideri olarak içeride. Çok değil, 2023 yılında sizden siber güvenlik şirketi olarak E-Turquality desteği almış.

Burada diğer şirketler de var. Bakanlığınız bunlarla ilgili bizlere bir açıklama yaparsa çok seviniriz diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Muhabir: Tolga Çifci