Elbette aynı iki kelime, terim ya da kavram, peş peşe yazılmaz. Ancak eş yazımlı iki söz, farklı anlamlara geliyor ve kavramların biri diğerini çağrıştırıyorsa bu durum yanlış olmaz. İki 19 Mayıs’tan biri bayramdır, diğeri ise stadyum.
Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılından itibaren bir yandan Osmanlı’nın borçlarını ödemeye başlamış bir yandan da ilk kalkınma çalışmalarını demiryollarıyla yapmıştır. 1930 yılına kadar dünyada sadece 11 otomobil fabrikası vardı ve üretimleri de son derece sınırlıydı. Bu yüzden trenler, bütün dünyada en geçerli ulaşım aracıydı.
1930’lu yıllarda Ankara’da dört önemli yatırım vardır. İlki, 1935 yılında yapımına başlanan Ankara Garı, ikincisi 1936 yılında tamamlanan 19 Mayıs Stadyumu, üçüncüsü yine aynı yıl hizmete açılan Çubuk Barajı, dördüncüsü ise 1937 yılında yapımı için karar alınan bugünkü TBMM binasıdır. Ankara Garı’nda indikten sonra Ulus’a doğru gelen tren yolcuları ilkin, solda 19 Mayıs stadyumunu ve arkasındaki hipodromu görürdü.
1936 yılı itibariyle 19 Mayıs Stadyumu, İtalyan mimar Vietti Viola tarafından yapılmıştı, Avrupa’nın sayılı ve Balkanların en görkemli stadı idi. 1938 yılında Atatürk, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı törenlerini 19 Mayıs stadyumunda izledi. Onun son arzusu, Cumhuriyetin 15. yıl kutlamalarını da burada izlemek ve halkına hitap etmek idi ancak rahatsızlığı buna engel oldu, İstanbul’dan çıkamadı.
19 Mayıs Stadyumu hem lig maçlarının oynandığı hem de 23 Nisan ve 19 Mayıs’ta kutlanan bayram törenlerinin yapıldığı alandı. Ankara’daki Z kuşağı bu stadyumu bilmez ama Z kuşağının babalarının ve dedelerinin, 19 Mayıs stadyumu ile ilgili unutamadıkları anıları vardır. Kimi törenlerde yürümüştür, oynamıştır ve spor hareketlerine katılmıştır, kimi de maç bileti almak için sıraya girmiş, tribünde bağırmış, girişteki köfteciden ekmek arası köfte ya da bardakla ay çekirdeği almıştır. Bu satırların yazarı da lise 2. sınıftayken, PTT ile yapılan şampiyonluk maçından sonra Metin Oktay’ın tozluğunu kapmış, tribünlere doğru koşarken de sırtına bir cop yemişti.
19 Mayıs Stadyumu, 23 Nisan ve 19 Mayıs’taki kutlama törenlerine devletin üst düzeyinin katıldığı ve canlı yayın için kameraların dizildiği tören alanıydı. Cumhuriyetin ilk stadyumu olan 19 Mayıs Stadyumunda son bayram töreni, 19 Mayıs 2011’de yapıldı. 2012 yılında stadyumda tören düzenlenmedi çünkü o yıl, stadyumun çürük olduğu yolunda bir rapor bulunduğu sözleri yayıldı. Ancak bu rapor hiçbir basın yayın organında yayınlanmadı. 2018 yılında ise stadyum yıkıldı.
TRT, başlangıcından bitimine, bu stadyumda yapılan tüm törenleri yayınladı. Özellikle 19 Mayıs törenleri, 19 Mayıs stadyumunda, gençlerin katıldığı bir şölen havasında geçerdi. Bu törenlerde Atatürk’ten vecizeler, Kurtuluş Savaşı’ndan pasajlar ve tören gruplarının çeşitli özellikleri sunulurdu.
2005 yılındaki 19 Mayıs töreninin sunumundan bazı bölümler aktarıp hatırlatmalarda bulunmak istiyorum. O yıl, törenin başlangıcında Atatürk’ün şu cümlesi okunmuştu: “Yetişecek gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, her şeyden önce Türkiye’nin istikbaline, kendi benliğine, milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.”
Cumhurbaşkanı’nın şeref tribününe gelişinden sonra İstiklal Marşı okundu, Milli Eğitim Bakanı’nın konuşmasının ardından gençlik adına bir konuşma yapıldı. Okunan bir şiirden sonra Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve gençliğin Ata’ya cevabı dinlendi. Samsun’dan getirilen bayrak ile Selanik’ten getirilen bayrak ve toprağın cumhurbaşkanına sunumunu Şeref Çağrısı ve Gençlik marşı takip etti.
Türk Hava Kurumu’nun paraşütle atlama gösterilerinden sonra ritmik jimnastik, trambolin ve taekwando gösterileri keyifle izlendi. Törenlerde Bandırma Vapuru tema olarak alınmıştı. 1919’da Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Samsun’a gidenlerin sayısı 18 idi. Paşa’yı Samsun’a getiren Bandırma Vapuru, İskoçya’da 279 grosstonluk yolcu vapuru olarak inşa edildi. 1883’de Yunanlı bir Armatör satın aldı. Adını değiştirerek “Kymi” koydu. 1894’de Pire Limanındaki kaydı “İdare-i Mahsusa”ya devredildi ve adı “Bandırma” olarak değiştirildi. Daha sonra da Posta Vapuru olarak kullanıldı. 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını Samsun’a getirdikten sonra da Posta hizmetine devam etti. 1925’te satıldı ve Haliç Limanındaki sökülüşü 4 ayda bitirilebildi.
MEB Protokol Müdürü Ömer Özen, yıllarca törenlerin hazırlanması ve yürütülmesinde başarıyla görev yapmıştı. 2005 yılındaki tören yürüyüşünde de en önde yürüyüşü başlattı. Peşinden 81 ili temsilen 81 bayrak, “Ey mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü/ Kız kardeşimin gelinliği/ Şehidimin son örtüsü” şiiri okunarak geçti.
Gösteri gruplarındaki öğrencilerin yürüyüşünü takip eden Polis Koleji öğrencileri geçerken, polis teşkilatından söz edildi, ilk polis okulunun 1907 yılında Selanik’te açıldığı belirtildi. İzciler, Türk Kızılay’ı ve seğmenlerin yürüyüşünü engelliler takip etti. Daha sonra, törenin en heyecan verici bölümü olan, Silahlı Kuvvetler Bando Okullarının müzikleri eşliğinde, saha ve tribün gösterileri başladı. Tribünde gençler, ellerindeki kartlarla “Bölünmez Bağımsız ve Çağdaş bir Türkiye” tablosu çizdiler. Aynı anda 905 izciden oluşan öğrenciler geçiyordu. Bando ise Karadeniz Marşı, Vatan Marşı ve Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa türküsünü peş peşe çaldı. Biz de ekrandan dedik ki: “Polislerimizin muhteşem bir şekilde dalgalandırdığı şanlı bayrağımız, mavi göklerin süsü olduğu kadar şehitlerimizin de son örtüsü…Vatanımızın kurtuluşu, bayrağımızın inmemesi için şehit olanları burada saygılarımızla anıyoruz. Cumhuriyetimizin ilkeleri uğrunda şehit düşenleri de saygıyla hatırlıyoruz. Dalga dalga bayrağımızın rengi destanlarımızın da rengi… Türk destanının simgesi olan ve Polis Koleji öğrencilerinin dalgalandırdığı bu bayrak, 14 parçadan oluşmakta ve 30 metre eninde, 47 metre boyunda…”
8 okuldan 768 öğrenci, “Aydınlığa açtık kapılarımızı” panosunu oluştururken, Halk Oyunları Grubu, Hüdayda ile başlayıp Kırklareli, Adana, Muğla, Burdur, Giresun ve Bitlis türküleriyle stadyumu coşturuyordu.
Finalde ise fon grubundaki 3.750 öğrenci, Bayrak Bayrak Dalgalanıyor- Yürek Yürek Atıyoruz- Biz Sende Doğuyor Sende Aydınlanıyoruz temasını, Melih Kibar ve Fahir Atakoğlu’nun bestesi eşliğinde yansıtırken, 80 öğretmen ve 6.715 öğrenci sahada ellerinde bayraklarla müziğe eşlik ediyordu. Biz de TRT’de görüntünün eşliğinde şu final cümlelerini aktarıyorduk: “19 Mayıs Stadyumundan naklen yayınımızın sonuna yaklaşırken, Atatürk’ün 1930’da söylediği sözlere kulak verelim:
“Türk milleti Asya’nın batısında ve Avrupa’nın doğusunda olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayırt edilmiş büyük bir yurtta yaşar. Onun adına Türkeli derler.
Türk yurdu daha çok büyüktü. Yakın ve uzak zamanlar düşünülürse Türk’e yurtluk etmemiş bir kıta yoktur. Bütün dünyada; Asya, Avrupa ve hatta Amerika Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekler eski ve özellikle yeni tarih belgeleriyle bilinmektedir. Fakat bugün Türk milleti, varlığı için bugünkü yurdundan memnundur. Çünkü; Türk, derin ve şanlı geçmişin, büyük ve kudretli atalarının kutsal miraslarını bu yurtta koruyabileceğinden o mirasları, şimdiye kadar olduğu gibi olduğundan çok fazla zenginleştirebileceğinden emindir.”
Ulusal bayramlar ve bu bayramlarda yapılan törenler, toplumu birbirine kenetler, dostluğu, kardeşliği ve vatanseverlik duygusunu artırır. Bu törenler; Sarıkamış’ta, Erzurum’da, Çanakkale’de, Suriye’de, Süveyş’te, Antep’te, Maraş’ta, Adana’da, İzmir’de, Afyon’da, Kütahya’da şehit düşen, gazi olup da vefat eden tüm kahramanlarımızı anmak ve geçmişi unutturmamak için yapılır. 19 Mayıs Atatürk’ü anma, Gençlik ve Spor Bayramınız kutlu olsun.