Amerika ve Rusya, Suriye'deki kürtleri paylaşmış durumdalar
24 Saat
Ankara’daki hain saldırı, Türkiye’nin Orta Doğu bataklığında saplandığı çukurun ne denli riskli olduğunu göstermesi bakımından önemli.
Dünyada herkes, bir şekilde, bölgemizde at koşturarak, kendi çıkarı için avantaj sağlamaya çalışıyor ve sonunda bütün faturalar Türkiye’ye kesiliyor.
Askeri stratejide başat bir kavram var: Savaşın başında yapılan yığınak hatası savaş boyunca düzeltilemez.
Bu söz; sanki son zamanlardaki Türkiye’nin Suriye politikası için söylenmiş yüzyıllar önce!
Ve bazıları hala, ülkemizin geldiği uçurumun kenarındaki tehlikenin farkında değillermiş gibi hala “Başkanlık” gibi, kişiye özel bir ihtiras için Türkiye’deki kutuplaşmayı giderek artırıcı hamasi sözlerde ısrar ediyorlar.
Ankara’daki alçak saldırının ardından yayınladığı; “Saldırının hedefi Türkiye cumhuriyetidir. Cevabı Türk Milleti verecektir” başlıklı bir metinle kamu oyunda sesini yükselten Barolar Birliği’nin bildirisinin bazı bölümlerini paylaşmakta yarar görüyoruz:
“Millet olmak demek; kaderde, tasada ve kıvançta bir olmak demektir.Kısa vadeli iç siyaset hesaplarıyla kutuplaştırılmış, birbirine düşman hale getirilmiş bir millet, varlığına kasteden bir bildiri karşısında tek vücut olamaz.Tek vücut olmak demek,devleti yönetenlerin her yaptığını onaylamak veya her yaptığına karşı çıkmak demek değildir.Türkiye’nin milli menfaatleri her türlü siyasi hesabın üzerindedir.
Amacımız, tüm kurum ve kurullarıyla işleyen çoğulcu-katılımcı demokrasinin inşasıdır. Ancak bu şekilde milli birlik ve beraberliğimizi koruyabilir, ’top yekûn saldırıya’ karşı ‘top yekûn cevap’ verebiliriz.”
AKP İKTİDARI BİR KARAR VERMELİDİR
AKP uzun yıllardır iktidardadır. Suriye politikasının mimarı ve uygulayıcısı mühendisi de kendisidir. Gelinen nokta,Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri yaşadığı en kritik gelişmelere gebe olduğu günlerdir.
Bugünlerde, “Başdanışman” sıfatıyla, en yüksek devlet memuru statüsünde olan bazı kişilerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen gazetelerdeki köşelerinde yazdıkları makalelerdeki görüşler, asıl tehlikeyi ortaya koymaktadır.
Devletin ödediği en yüksek maaşlardan birini alan bu kişiler, devlet memuru olduklarını unutup, iktidar yanlısı diğer yazarlara bile parmak ısırtacak sözlerle muhalefete saldırmayı görev bilmektedirler.
Ve yazılarında, bazı uluslararası olayları kokteyl gibi karıştırıp, Türkiye’yi dünya lideri yapacak tek olasılığın Tayyip Erdoğan’ın uygulayacağı Başkanlık rejimi olduğunu tekrarlayıp durmaktalar. Etrafımızdaki ateş çemberinden yararlanarak,bir karambolle rejimi değiştirme hayalleri peşindeler.
Bu görüşü öne sürerken de bu rejime karşı çıkanları “hainlikle” suçlamaktan geri kalmıyorlar devletten maaş alan memur sıfatındaki kişiler. Herhalde, onların ısrarla “Yeni Türkiye” dedikleri rejim, devlet olanaklarını alenen kendi emelleri için kullanabilecekleri bir düzen olmalı.
AVRUPA İLAÇ OLUR MU?
Avrupa Birliği Suriye krizi ile başlayan Orta Doğu’daki gelişmelere başlangıçta uzak durmayı yeğledi. İlk günlerde Fransa Türkiye’nin “uçuşa yasak bölge” girişimini destekledi. Ancak terörün Fransa’yı vurmaya başlamasıyla geri çekildi.
Bazı kaynaklar, Türkiye’nin, Esad’ın yerine kurdurmak istediği rejimin, tümüyle “Müslüman Kardeşlere” dayalı bir dini iktidar oluşturacağı gerekçesiyle Fransa’nın geri adım attığını da dile getiriyorlar.
Bu arada, beklenmedik şekilde, bir “IŞİD” olayının ortaya çıkması yanı sıra, Suriye’deki yoğunlaşan iç savaşın yayılması üzerine başlayan göç hareketleri karşısında önceleri sessizliğini koruyan Avrupa, “sığınmacı” olayı kendi sınırlarına dayanınca, Orta Doğu gerçeğiyle karşı karşıya kaldılar.
Rusya’nın, tarihte örneğine sıkça rastlandığı şekliyle, aşırı kaba kuvvet kullanarak Suriye üzerinden, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’e egemen olma projesi sonucu artan göç hareketleri Avrupa’yı daha yeni alarma geçirmiş durumda.
Ve nihayet Almanya Başbakanı Merkel, “Halep’den Türkiye’ye uçuşa yasaklı bölge olsun” demeye başladı.Bu öneri, yeniden Fransa tarafından da destek gördü.
Merkel geçen hafta Brüksel’de toplanan Avrupa Birliği zirvesinde de dile getirdiği gibi Türkiye ile yapılan “Eylem Planı” anlaşmasının uygulanmasına büyük önem veriyor. Sığınmacılara Avrupa sınırlarını açarak , Avrupa Birliği Projesini riske atmakla suçlanan Almanya Şansölyesi krizin aşılması için şu üç madde üzerine duruyor:
“Sığınmacıları kaçmaya zorlayan nedenleri ortadan kaldırmak için mücadele etmek.
AB’nin sınırlarını daha iyi korumak.
Sığınmacı akınını daha iyi yöneterek belli bir düzene sokmak.”
Merkel, Mecliste yaptığı konuşmada da Rusların bölgedeki müdahalesinin kabul edilebilir olmadığını sözlerine ekledi.
Özellikle sığınmacılar nedeniyle, Avrupa’da Türkiye’nin tezlerine yakın gibi gözüken bir hava oluşması ,Başbakan Davutoğlu’nu bir ölçüde rahatlaşmış bir görüntü veriyor.
Son haftalardaki, Avrupa Bakanı, eski diplomat Volkan Bozkır’ın ısrarlı Avrupa başkentleri ziyaretleri, Davutoğlu hükümetinin yüzünü AB’ye dönerek, Ankara’nın kaybettiklerini dengeleyecek bir politika peşinde olduğuna bir işaret olarak kabul edilebilir.
AB, özellikle İngiltere’nin bu kuruluşun geleceği ile ilgili tereddütleri nedeniyle zor günler geçiriyor.Buna rağmen,Ankara Yönetimi, gerçekten laik,demokratik, hukukun üstünlüğü ilkesinin uygulandığı, ifade ve basın özgürlüğünün tartışılmasız yürürlükte olduğunu bir Türkiye yaratılacağına ikna edebilirse AB’nin desteği önem kazanabilir.
KÜRTLERİ PAYLAŞTILAR
Rusya’nın Birleşmiş Millerdeki Daimi Delegesi Büyükelçi Vitaliy Çurkin’in Moskova’da yayınlanan Kommersant gazetesine verdiği demeç gerçekten çok ilginç görüşler taşıyor. Bakın Büyükelçi özetle neler demiş
“Rusya ile ABD yıllarca devam eden Suriye ihtilafında hiçbir zaman olmadığı kadar birbirine yakın duruyor. Bu şans kaçırılmamalı. Ancak ihtilafın kısa sürede çözüme kavuşturulmasını istemeyen dış oyuncular var.Örneğin Suriye’nin kuzey bölgelerini topçu ateşine tutan Türkiye’nin davranışlarını geçtiğimiz günlerde BM Güvenlik Konseyi gündemine aldı.”
Büyükelçi “terörist yetiştiren ülke imajı kazanan” bir ülke diye itham ettiği Türkiye’nin çözümde yerinin olamayacağını da dile getirdikten sonra, bağımsız Kürdistan’dan yana olmadıklarını da belirterek sözlerini şöyle sürdürmüş:
“Biz Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğünden yana görüş bildirdik. Çizgimizi şimdi de sürdürüyoruz. Suriye’deki Kürt halkını sayar ve severiz. Ancak Suriye toprak bütünlüğü bozulduğu takdirde bölgede çok daha ciddi krizler patlak verecektir.Bu yüzden Kürt halkının bulunduğu devletin toprakları içerisinde hak ettiği kazanımları elde etmesinden yanayız.”
Bu arada, PYD’nin yeni açılan Moskova’daki Temsilciliğinin başında bulunan Rodi Osman da Bloomberg’e verdiği demeçte bir şekilde büyükelçi Çurkin’in “Kürt halkının bulunduğu devletin toprakları içinde hak ettiği kazanımları elde etmesinden yanayız” sözlerine açıklık getirircesine “Rusya Yönetimi federasyon amaçlarını destekleme sözü verdi” şeklinde konuştu.
“Bugüne kadar olmadığı kadar birbirlerine yakın duran Rusya ile Amerikan’ın” tutumlarını teyit eden bir açıklamada ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünden geldi.
Sözcü Toner, ABD’nin YPG’ye desteklerinin Azez koridorunun doğusunda, Fırat Nehrine yakın bir yerde sürdüğünü, Afrin Kürtlerine ise bölgedeki ilerlemeleri için hava desteği vermediklerini açıkladı.Böylece, bu bölgede ilerleyen Kürtlere yardımın Ruslar tarafından yapıldığını da teyit etmiş oldu.
Görünen o ki; Ruslar Türkiye’nin sınırları ile Halebi birleştiren ve Ankara’nın kırmızı çizgi olarak tanımladığı bölgeyi yavaş ele geçirmeyi planlıyor.
Amerika ise ilerde Kuzey Irak’la birleştirebileceği Rojava’nın büyük kısmı üzerine oturmayı planlıyor.
Ankara da Merkel’in “Göçü merkezinde durdurmak” ilkesinden yararlanıp, Halep ve Kuzeyinin Kürtler tarafından ele geçilmesi üzerine başlayacak yeni göç akınını öne sürerek Mare-Cerablus hattını kurtarmaya çalışıyor.
Umarız ülkemizi yönetenler,artık hamasi nutuklarla dış politika oluşturulamayacağını Ankara’daki kalleş saldırı sayesinde farkına varırlar.
Mecliste milletvekili pazarı kurup 330’u bulsanız, ardından da devlet memuru danışmanların ayrıca maaş alarak, sahibi tartışmalı gazetelerde , “kalemşörlük” yaptıkları bir ortamda, her hafta “Külliye’de” toplanan, muhtar, kaymakam, vali yardımcısı, vali gibi “devlet erkanı” denetiminde “Başkanlık Anayasası”nı referanduma götürseniz ne yazar!
Bu yolla başarınız Türkiye’yi yarı yarıya bölmek olur. Önce millet ,sonra da tarih de sizi hak ettiğiniz yere koyar!