Türkiye muhtemelen bir süre sonra yeni bir siyasi hareket ile tanışacak. CHP’de yaşananların gittiği tek yol bu gibi görünüyor ve başka bir seçenek de ortada yok.
CHP’de “mutlak butlan” kararının ardından Özgür Özel ve arkadaşları her ne kadar “partiden ayrılmayacağız” dese de bu bir mücadele hattının kurulmasından ibaretti. Ancak kısa sürede gelinen nokta yol ayrışması dışında bir seçeneği göstermiyor. Özgür Özel eğer, İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığını geri çekerse ve yakın arkadaşlarından vazgeçerse yeniden CHP’nin başına geçebilir. Ancak bu elbette mümkün değil.
Bu süreçte söylem olarak Özgür Özel tarafı da Kemal Kılıçdaroğlu tarafı da elbette yanlışlar yaptı. Ancak bir genel başkanın koltuğundan edilmesinin hem tabanda, hem de halkta karşılığı olan bir ismin koltuğundan edilmesinin elbette ki izah edilebilir bir yanı yok. Bu girdaptan çıkması CHP’nin mümkündü ancak olmadı.
Parti yönetiminin oluşturulmasında yaşanan tartışmalar, Grup toplantısını Kemal Kılıçdaroğlu’nun Meclis’te yapamaması ile zirveye çıktı. Hemen ertesi gün Özgür Özel’e en yakın 3-4 ismin de aralarında olduğu 9 vekilin disipline sevk edilmesi tartışmayı başka yöne taşıdı. Hem de bu sevkte tüzüğe de uygun olmayan şekilde karar alınması elbette karşılıklı restleşme hanelerine eklenecek yeni bir adım.
Ortada temel bir sorun var “Kurultay toplanır mı, toplanamaz mı” tartışması. Herkesin bildiği üzere Kılıçdaroğlu cephesi “toplayamayız tedbir var” derken Özel cephesi “toplanır tedbir etkilemez” diyor. İki görüşü de savunan onlarca hukukçu bulmak mümkün. O nedenle konunun hukuki olmaktan çok siyasi olduğu açık. Zaten Kılıçdaroğlu’nun da her ne kadar söylemde tersi olsa da gerçekte kurultayı toplama iradesi olmadığı açık. Eğer kurultayı hemen yapma görüşü olsaydı, Özel’in “YSK’ya git kurultay için başvur iptal ediyorsa mahkemeler, YSK iptal etsin ama en azından bir başvur” çağrısına karşılık verirdi. Ancak Kılıçdaroğlu cephesi net şekilde “Kurultayda bir hırsızlık var. Hırsızlık şaibesi varken o delege ile seçim olmaz” mesajı vermeye devam ediyor. “Önce arınma sonra kurultay” mesajının gereği olarak da disiplin adımları zaten atıldı. “Hırsızlık” iddiasının karşısına ise “hukuksuzluk” ile çıkılması da ayrı bir tartışma elbette. Siyaseten bu polemik sürecek.
Sonuç olarak “kurultay toplama” ya da “toplatma” hamlelerine bir yenisi daha eklendi ve 57 PM üyesinden 28’i istifa etti. CHP tüzüğüne göre PM üye sayısı 40’ın altına inerse kurultaya gidilmesi zorunlu.
İlk günden bu yana "PM'de 10 kişi bile kalsa kurultaya gidilmez" diyen Kılıçdaroğlu ve yakın ekibinin bu görüşünü bilirken, istifa hamlesi Özgür Özel'e yakın isimler için stratejik bir hata. Parti Meclisi içerisinde tartışma, siyasi gündemleri açma ve içeride mücadele etme /direnme gücünü de kaybettiler.
Tüzükte olmayan bir madde ile vekilleri disipline sevk eden yönetimden tüzüğü uygulamasını beklemek de zaten temel bir hata. Elbette bu bir tavırsa ve "hukuksuzlukları göstermek için yaptık” deniyorsa konu anlaşılabilir. Ancak bunun da bölünme/ayrışma ötesinde bir getirisi yok.
En yakın ekibi tasfiye edilmeye başlamış, Parti Meclisi’nde her karar Kılıçdaroğlu’na bırakılmış, sokak ve taban gücünü sürdürse de parti içindeki tüm hamle ihtimallerini kaybetmiş Özgür Özel ve arkadaşlarının artık tek seçeneği kalıyor. O da yeni bir siyasi hareket kurmak. Zaman bunu gösterecek ama çok da uzak bir vakit değil gibi. Çünkü CHP’de tüm tartışmaları bitirebilecek tek başlık olan Kurultay önümüzdeki bir yıl yok. Ayrıca Kılıçdaroğlu ekibinin net şekilde “bir sonraki vekil listesini Kemal bey yapacak” sözleri de boşa değil. Yani CHP’yi 2027 yılında yapılması beklenen seçime de Kılıçdaroğlu taşıyacak gibi görünüyor. Özel’in ise bu süreçte olması mümkün görünmüyor.
CHP açısından da Özgür Özel açısından da önemli bir durum daha var. Eğer Özgür Özel ısrar ettiği gibi “iktidar” iddiasındaysa CHP içinde veya dışında artık sadece CHP tartışmalarından arınmak zorunda. “Ben mücadelemi veririm bunları boş verin, asıl önemli olan halkın sorunları” bakış açısıyla sokağın, halkın gerçek sorunlarını gündeme taşıyıp bunlara çözüm üretemediği sürece sorun yaşayacaktır. Sadece parti mücadelesi vermek demek bir süre sonra halk, “parti sorunları ile boğuşmaktan bizi unuttu” diye bakarak ya alternatif arayacak ya da sandığa küsecektir. Tüm analizler de bu gerçeği gösteriyor. Onun için oldukça dikkatli olunması gerek. Parti içerisinde ya da dışında mücadele ederken halkın gerçek gündemini ve bu sorunlara çözüm önerilerini de unutmamak gerek. Çünkü halk artık sorunlarına çözüm istiyor, laf kalabalığı değil.
Kılıçdaroğlu ve ekibinin şu anda ülke dertleri ile, halkın dertleri ile ilgilendiğine dair bir veri zaten yok. Mevcut Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi ve arkadaşlarının öncelikle “AK Parti ile anlaşarak geldi”, “Saray ile anlaştı”, “Cumhur İttifakı ile yol yürüyecek” gibi iddialara net yanıtlar vermesi ve bu gerçekten algı ise buna karşı bir söylem geliştirmesi gerek. Ancak siyaseten işlerinin zor olduğu kesin. Sokakta ve tabanda büyük bir öfke varken parti genel merkezine taşınan 2-3 bin kişiyle kendi kendilerine “her şey yolunda” algısı yaratılması siyasal iletişimde olan yöntemler ama gerçeklerle yüzleşildiği zaman sonuç bir felaket olabilir.
Yaz ayları daha da sıcak geçecek…