Türkiye’nin kurucu partisi CHP, tarihindeki en büyük krizlerden birini yaşıyor. Partide biri Söğütözü’nde biri TBMM’de olmak üzere iki yönetim var. İki parti sözcüsü karşılıklı açıklamalar yapıyor. İki genel merkez harıl harıl çalışıyor…

Tüm bu tabloda Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP'yi "gündemlerinde sadece koltuk kavgası, hakaret, nümayiş var; dün kahraman ilan ettiklerine bugün hain damgası vurmak var" sözleriyle eleştirdi. Burada hemen şu notu da söylemek şart, Erdoğan’a da “dün ülkeye Başbakan, partisine genel başkan yaptıklarını sonra ihraç etmeye kalktılar” eleştiri de getirilebilir. Ancak siyaset bu ve bazı şeyler unutuluyor.

CHP’de ikili yapıya dönersek, ortada net ve derin bir uzlaşmazlık olduğu söylenebilir. Temel ayrışma kurultayın yapılması. Kılıçdaroğlu tarafı, “Delege sakat Kurultay yapamam” diyor. Bunu gerekçe göstererek önce tüm delegelerin yenilenmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu da kimine göre 7 ay kimine göre 1 yıl. Özgür Özel ve ağırlıklı cephe de “hemen 40-45 gün içinde kurultay” diyor. Bunun gerekçesi olarak da “delegelerin tamamı sorunlu değil. Soruşturma olanları çıkarın kalanlarla yapın” diyor. Bunu diyordu ki devreye savcılık girdi ve delegelerin tamamına soruşturma açtı. Bu adımı Özgür Özel, “Bakanlık ile Kılıçdaroğlu arasında tandem oyunu var” sözleriyle değerlendirdi. Bunun üzerine Özel cephesi, “siz kurultay kararını alın mahkeme onay vermesin, en azından niyetinizi görelim” açıklaması yaptı. Kılıçdaroğlu cephesinden ise bir adım yok…

Süreçte Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiyi polis eşliğinde devralması, ilk günden kendinin de kullandığı makam aracı “haram” diyerek kapı önüne koyması, CHP’den para alan gazeteciler yalanına sessiz kalması, partiyi FETÖ’cülerin ele geçirdiğini söylemesi, ilk iş olarak bazı emekçileri işten atması büyük bir yanlış, bir kavga adımı. “Amacımız partiye zarar vermek değil arınmak” tezine pek de uygun olmayan adımlar. Mevcut butlan yönetimi, “arınma”dan kastın ne olduğunu hala net olarak açıklamadı. Hakkında dava açılan belediye başkanları veya fezleke olan milletvekillerini partiden ihraç etmek mi? Yoksa sakat bulduğu delege yapısını düzeltip daha sonra kurultaya gitmek mi? Elbette problemli ilişkilere girmiş belediye başkanı da CHP’li de vardır. Geçmişte disipline sevk edilenler vardı. Yargılamalar bitmeden tamamını suçlu ilan etmek “arınmak” ne kadar mümkün? Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin delegelerle para ilişkilerine atıf yaparak gelmeleri ve devamında da en somut para ilişkilerine giren bir ismin oğlunu MYK’ya alarak mı arınma adımı atılacak?

Partide birçok işlemi yapacağını çevresine ifade eden Kılıçdaroğlu yönetimi, yani disiplin süreçleri, işten atmalar, grup toplantıları ve benzeri gibi her türlü parti faaliyeti varken “kurultaya götüremiyoruz ama” denilmesi de bir çelişki değil mi? Anlaşılan o ki ortadaki tedbir sadece kurultay yapma ile ilgili… Diğer tüm konularda adım atmaya izin veren bir mahkeme kararı kurgulanmış…

Diğer bir konu bir yandan hukuk, kanun, yasa derken diğer yandan Parti Meclisi’nin görevleri, MYK’nın onay alması gerektiğine dair Tüzük maddeleri açık. Bunların uygulanmaması da eleştirilecek başlıklardan.

Tüm bu süreçte bu tartışmalar sürerken en dikkat çeken açıklama Kılıçdaroğlu’na en yakın isimlerden Bülent Kuşoğlu’ndan geldi. “Devlet aklı Osmanlı’dan bugüne Türkiye’de hep etkili oldu. Onun için Türkiye’de devlet aklını küçümsememek lazım”, “Devleti kuran o devlet aklı, bürokrasi, asker, istihbaratçı vesaire…bunlar devleti önceliyor halkı değil. Türkiye'de halk ilk defa Cumhuriyet'le beraber belli bir seviyeye ulaştı”, “Erdoğan sonrasında Türkiye’yi bir kaos, karmaşa bekliyor. Onun için de o devlet aklı, bürokratik aklı bir şeyler yapmaya çalışıyor sanki kendine göre. Doğru mu yapıyor, yanlış mı yapıyor onu bilmiyoruz” ifadeleri oldukça dikkat çekici. Bir süredir butlan kararı öncesi ve sonrasında Kılıçdaroğlu’na yakın birçok ismin, “Erdoğan sonrasına hazırlık var, İmamoğlu milli güvenlik sorunudur, onunla olmaz” açıklamaları ile uyuşan bir söylem.

Ancak unutulan şu; her ne kadar Kuşoğlu ve Kılıçdaroğlu’na yakın isimler kabul etmese de Erdoğan “devlet aklı” denilen o yapıya karşı mücadele ederek iktidar oldu. 2002’yi hatırlayalım, Erdoğan’ın 2010 yılına kadar “devlet aklı” ile mücadele adımları attığını da unutmayalım. Bugün o “devlet aklı”nı dönüştürüp ya da kimine göre teslim olup, kendisinin bu akla hakim olduğu eleştiri ve yorumları başka bir yazı olabilir. Ancak sonuç olarak “devlet aklı” denilen bu yapıyı, bürokrasiyi bu kadar kolay kabullenmek ile siyasetçi olunmaz ancak “genel müdür” ya da “bürokrat” olunur.

Gelişmelerde Özgür Özel cephesi de oldukça sert ve öfkeli açıklamalar ile gidiyor. Özel’in “devlet aklı” yerine “halkın aklı”na dayandığı kesin. Sokağın öfkesini büyüterek bunu her platformda dillendiriyor. Konuşmalarındaki vurgular, tepkiler de bunun işareti. Her ne kadar uzlaşmacı görünmüyor gibi dursa da aslında “kurultayı yapalım hızlıca” mesajı verilirse uzlaşmaya açık.

“Delegelerle pazarlık” iddialarına net bir açıklama yapılarak bu iddiaların araştırılması ve bu konuda kamuoyuna şeffaf açıklamaları yapması gerektiği de bir gerçek.

Özgür Özel, Meclis’te gazetecilerle sohbetinde aslında önemli bir konuya daha dikkat çekiyor. “Kemal Bey’e öfke büyük. 'Biraz bekleriz, biter’ diye düşünüyorlar. Bitmez. Bu öfke sönerse hiçbir seçmen dönüp de Kemal Bey ile empati yapmaz. Apatidir o vakitten sonra gelişen duygu. Yani ilgisizlik, uzak durma, küskünlük, sandığa gitmeme ya da kalıcı kayıplar, partiye antipati. Bir daha da asla ve asla onaramayacakları yaralar açarlar partiye” açıklaması oldukça önemli. CHP tabanının tartışmaların uzaması halinde sandığa gitmeme ihtimali yapılan araştırmalarda da görünen bir durum.

“Halkın aklı” şu an süreci izliyor ve oldukça öfkeyle izliyor. Bunu sokakta, dolmuşta, sohbetlerde görmek mümkün. Butlan kararı ile gelen parti yönetiminin sadece devletin değil bu aklı da dikkate alması gerektiği bir gerçek. Bu nedenle her iki taraf da baltaları bir kenara bırakarak kurultay için ortak yolu bulmak zorunda. Tabi samimiyetle. Bir yandan “Kurultayı biz de istiyoruz” deyip perde arkasında “önce şunları partiden bir atalım yaparız” demeden…

Bu yaz ayları da CHP’deki bu tartışmalar ile oldukça sıcak geçecek.