Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin kurucu partisi. Oy versin ya da vermesin herkesin, her bir vatandaşın yakından takip ettiği ve siyaseten 100 yılı aşkın süredir yaşayan tek parti.

Son dönemde özellikle bazı belediye başkanlarının verdiği “etkin pişmanlık” ifadeleri ile ilgili ciddi bir tartışma yaşanıyor. Milyon euroların teslim edildiği, milyonların bahçe duvarına bırakıldığı, milyonların ya da yüzbinlerin verildiğine dair iddialar havada uçuşuyor. Tüm bu iddiaların yanı sıra bel altı, özel hayata ilişkin iddialar dillendiriliyor hatta ne yazık ki bir karı kocanın kendi özel görüntüleri dahi sızdırılıyor. Telefondan çıktığı belli olan karı koca asındaki görüntünün konuyla ne ilgisi var, devletin yatak odasına ne işi var bu ayrı bir konu ve gerçekten yanıt ve hesap verilmesi gereken bir başlık. Bu konuyu açmak bile yanlış o nedenle yolsuzluk ve para alındı iddialarına odaklanmak daha doğru.

Paraları verdiğini söyleyenler var, bir de almadığını söyleyenler. Bu durumda para nerede, hesap hareketleri ve benzeri kayıtlardan kontrol edilebilir. Ancak bu da “yok” deniyor çünkü elden verildiği kaydediliyor. Para verdiğini söyleyenleri ilk ifadeleri ile diğer ifadeleri arasında bazı uyumsuzluklar var. Ayrıca verilen bazı isimler var. Örneğin “şu isme verdik oy versin diye” deniyor ancak o isim delege değil hatta parti üyesi bile olmadığı ortaya çıkıyor.

“CHP İletişim” adlı sosyal medya hesabı üzerinden ya da adı geçen tüm isimler bu “para alma verme” iddialarını yalanladı. Gerekçe olarak da “Muhittin Böcek’e baskı yapıldı yalan beyanda bulunuyor. Özkan Yalım da partiden atıldığı için hırsla bizi hedef haline getiriyor” yanıtı veriliyor. Bu da yeterli bir açıklama değil elbette. Bazı somut koşulları ve durum daha detaylı açıklanmalı.

İddialar elbette büyük, ciddi. Tüm bu dillendirilen iddialar için bir siyasi partiyi suçlamadan önce net delillerin ortaya konulması gerekmez mi? Sadece bir ifade yeterli olabilir mi? Bu para nereye kime gitmiş, nerede harcanmış bu bilgilerin de mutlaka olması gerekmez mi?

Bir diğer temel sorun da yapılan servisler… Gazeteciler elbette mahkemelerden savcılıklardan ifade alır, peşinde koşar. Adliye muhabirliğinin temeli zaten budur. Ancak günümüzde merkezden yani Bakanlıktan hem de ifadenin tümü değil bir kısmı eksilerek altı çizilerek bir servis adımı atılması ortada başka tartışmaların olduğu, siyasi hesaplaşma algısının olduğunu da aslında doğruluyor. Söz konusu paralar alınmıştır, alınmamıştır bunu ön kabul ile hareket etmek mümkün değil, delilleri mutlaka olmalı. Ayrıca bu ifadeler de gazetecilik faaliyeti içerisinde ulaşılabilen bir merkezden bir yöne işaret edilerek verilen ifadeler olmaktan çıkarılmalı. Bu en çok gazeteciliğe zarar veren bir hal alıyor…

CHP’lilere göre partilerine yönelik bu suçlamaların temel nedeni “birinci parti” olmaları. Bu nedenle “hedef haline getirilip partilerinin geriletilmeye çalışıldığını” düşünüyorlar.

AK Partililer ise özel hayat iddialarından rahatsız. Bu tarz özel hayat ve kişisel bilgilerin görüntülerin servis edilmesine tepki var. Ancak para ve yolsuzluk iddialarına dair CHP’nin hesap vermesi gerektiği kaydediliyor.

Bir diğer temel konu da “siyasetin finansmanı” tartışması. Ankara’da her bir partide bu konu detaylı şekilde konuşuluyor. Seçim dönemlerinde alınan bağışlar, iş adamları ile girilen ilişkiler, daha zengin olanlarla kurulan ilişkiler elbette uzun yıllardır tartışılıyor. Bu konuda da şeffaf ve daha işlevsel bir yasal çerçeve kurulması gerektiği artık aşikar.

Amacımız CHP’yi aklamak değil elbette. Bu iddialar ciddi iddialar ve mutlaka kamuoyuna detaylı bilgi verilmeli, deliller ortaya konulmalı. Ancak bir kişinin tek bir beyanı ile oy verin ya da vermeyin yüz binlerin emek harcadığı bir siyasi hareketi yerin dibine sokmak da doğru değil. Soruşturmaların gizliliği ilkesi ne yazık ki bu noktada büyük zarar görmüş durumda.

Yargı gerçekten yargılığını ama adaletli şekilde yapmalı, siyasi partiler de gerçekten şeffaf bilgilendirmelerini yapmalı.