Türkiye son 40 yılın en can alıcı sorunlarından birini çözmek ya da çözme sürecini başlatmak için iki yıldır önemli bir atmosferden geçiyor. Bu sürecin en somut adımı olan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” Meclis’e sunuldu. Siyasi kutuplaşmaların oldukça fazla olduğu bir dönemde teklif 360 imza ile Meclis’e geldi. 400’ü aşkın vekil desteği ile kabul edilmesi bekleniyor. Destek verenler çoğunlukta ve elbette karşı çıkanlar da var.
“Barış süreci” ya da “Barışa götüren sürece” kim neden karşı çıksın ki sorularının da sık sık sorulduğu bir dönemde elbette bu soruya herkes “kimse” yanıtı veriyor. Bu sürecin barışı getirmeyeceğine dair temel siyasi argümanlar ortaya konuluyor. Ancak barışın gerçekten gelmesi için öncelikle barışı sahiplenmek gerekiyor. “Barış”tan ne anlaşıldığına dair siyasi farklılıklar da yok değil…
Yasa sadece bu barışı sahiplenmeye “teknik” destek sağlayabilir. Ülkesinden kaçak yollarla yıllar önce gitmiş (kendi tercihi ile veya kandırılarak veya zorla) ve terör örgütüne katılmış birisinin silahını bırakması, ülkesine dönmesi ve yasa çerçevesinde hakkındaki işlemlerin yapılmasına dair çok sert karşı duruşlar da ortaya konulabilir. Bu siyasetin içinde var. Ancak “bir kişinin silah bırakmasının ne gibi sakıncası olabilir” eleştirisi bu noktada gündeme gelir. Elbette Türkiye’nin siyasi tartışmaları içinde geçmişteki kötü örneklerden oluşan bazı hafızalar var. Fakat bu “buradan barış çıkmaz” demek için yeterli bir veri olamaz.
Bu süreçte önemli bir adım da Kobani davasında olacak. Herkesin merak ettiği belki de sürecin en çok merak edilen başlığı bu soru: “Selahattin Demirtaş’a ne olacak?”
Bu konuda AK Parti’de önemli bir çoğunlukta, MHP’de, muhalif partilerde görüş net. Selahattin Demitaş’ın bırakılması gerekliliği. Sürece karşı çıkan isimlerin dahi Demirtaş’ın bırakılması konusunda büyük bir ortak fikri var. Özetle, “bırakılmasın” diyen tek bir siyasi açıklama yok… Hukukçu da yok… Ancak her nedense tüm Anayasa Mahkemesi, AİHM kararlarına karşın bu adım atılmıyor.
DEM Parti kurmayları daha önce, “Kürt tabanında ‘başardık, kazandık’ duygusu olsun istemiyorlar. Hem süreç yürütülsün hem de Kürt tabanı mutlu olsun, zafer kazandık diye düşünmesin istiyorlar” görüşünü dillendirmişti… Meclis’ten “çerçeve yasa”nın geçmesi ve devamında MGK kararının Cumhurbaşkanı onayı ile yayınlanması ile birlikte oluşacak komisyona Demirtaş mutlaka başvuru yapacaktır. Ancak burada da Kobani Davası’ndaki adım süreci belirleyecek. İstinaf-Yargıtay sürecinin onaylanması söz konusu ise “2-3 yıl daha içeride kalır” diyen de var. “Onaylamazsa yargılama durdurulur ve tahliye olur” diyen de… Anlaşılan o ki yine tartışmalı ve siyasi bir tartışma bizi bekliyor.
“360 ruhu” sürer mi?
“Çerçeve yasa” kapsamında Meclis 360 kritik sayısını gördü. Ak Parti, MHP, Dem Parti, CHP desteği sonrasında 360 vekilin imzası ile teklif Meclis’e sunuldu. Meclis’in bir seçim kararı alması ve Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için de uzun bir süredir siyasetin temel gündemlerinden biri “360 bulunabilir mi?” sorusu idi. İki konu farklı elbette kıyaslamak ne derece doğru tartışılır ancak o ruh yakalanmış görünüyor. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, seçim için 16 Nisan 2028 tarihini işaret etmişti. Her ne kadar bu iktidar tarafından “erken seçim” olarak tanımlanmasa da bir gün öne bile alınsa Erdoğan’ın adaylığının yolu açılacağı için siyaseten “erken seçim” olacak. Seçime doğru 360’ya ulaşma girişimlerinin atacağı da bir gerçek. Ancak yapılan genel yorum bu sayıya ulaşmada artık bir sorun olmayacağı görüşü…