Türkiye bu haftayı da her hafta olduğu gibi yeni bir operasyonu konuşarak geçirdi. LGBTİ derneklerine, kişilere ve bazı kulüplere yapılan operasyonlar birçok kesimde tartışıldı. Kimileri destek verdi kimileri tepki gösterdi. Birçok gece kulübü basıldı, derneklere girildi, yöneticileri ve onlarca kişi gözaltına alındı.
Operasyonun en temel tartışması herkesin aynı “çuvala” konulmasından kaynaklanıyor. Yani fuhuş iddiasıyla gözaltına alınan, dernek yönetiminde yer alan, yurtdışından fon alan, gazeteci… Hepsi aynı soruşturmada gözaltına alındı. Ortaya ilk başta şöyle garip bir tablo çıktı; “LGBTİ derneklerinde fuhuş yaptırılıyor, cinsiyet değiştirme ameliyatları teşvik ediliyor, tüm bunlar da yurtdışından gelen paralarla yapılıyor…”
Elbette dernekler denetlenebilir, elbette derneklerin gelirlerine dair izahat istenebilir. Ancak yurt dışından fon almak bir suç değildir. İktidara yakın ya da uzak yurt dışından fon almayan dernek sayısı bir elin parmaklarını geçmez… Buradan suç çıkartmak ya da alınan fonları alt alta yazıp bir algı oluşturmaya çalışmak “kötücül” bir bakış açısı olur soruşturmaların özünden bizi uzaklaştırır. Aynı şekilde elbette fuhuş ile de mücadele edilmelidir. Ancak sanki LGBTİ dernekleri fuhuşa aracılık ediyormuşçasına yaratılan bir algı da “kötücül” bir algı olacaktır.
Operasyonlar başladıktan sonra Adalet Bakanlığı bir genelge göndererek, başsavcılıklardan, "Çocukları ve gençleri hedef alan müstehcen ve suç içerikli faaliyetlere ilişkin ihbarların gecikmeksizin değerlendirilmesi", "gerekli hâllerde içerik çıkarma ve erişim engelleme tedbirlerinin uygulanması" istendi. Bu genelgenin de savcılıklara talimat olduğu ve bakanlığın idari talimat dışında yargılama süreçlerine dair talimat veremeyeceğine dar eleştiriler de var ki bu hukukçuların işi… Biz diğer gündeme dönelim. Çocukları müstehcen ve rahatsız eden yayınlardan korumak elbette aileden başlayarak herkesin önemli bir görevi. Bununla mücadele edilmesinde de bir sorun yok. Ancak burada “müstehcenlik” olarak yorumlanan başlıkların ne olduğu da hukuki çerçevede ortaya konulmalı. Çünkü ortada büyük bir keyfilik ve “aşırı yorum” durumu göze çarpıyor.
Gelelim operasyonun kamuoyuna vermek istediği mesaja… Operasyon ile ailenin ve çocukların korunması ana hedef gibi lanse ediliyor. Elbette bu yapılmalı, çocuklarımızı her türlü olumsuzluktan korumalıyız. Bu başlıkta sorun yok. Ancak “hedeflenen” kağıt üzerinde bu başlık olsa da sonuç olarak hedef haline gelen LGBTİ bireyler ve onların yakınları oldu. Bugün birçok dernek LGBTİ bireylere ve ailelerine sosyal yaşama adapte olmaları konusunda destek veriyor. Bu dernekler sosyal adaptasyonun yanı sıra cinsel hastalıklarla ilgili de bilgilendirmeler ve bilinçlendirme çalışmaları da yapıyor. Tüm bu çalışmalarda nasıl bir sorun olabilir? Hangi LGBTİ derneği hangi çocuğu “ağına düşürmüş”, hangi aile ya da bireye giderek “teşvik” girişimlerinde bulunmuş. Hak savunuculuğu ile bu tarz gündemleri birbirine karıştırarak sanki “insanları zor ve baskı kullanarak LGBTİ yapıyorlar” gibi bir psikolojiden hareket edilemez. Bu ülkede LGBTİ bireyler de var ve onların da her insan gibi hakları var… Bu umuyorum ki herkesin kabul ettiği temel bir ilke olarak görülür… 2014 yılında AK Parti’nin de “Türkiye’de hiç kimsenin yaşam tarzına müdahale edilmiyor” diyerek LGBT yürüyüşlerinin engellenmediği broşürler hazırladığı hala hafızalarda. Operasyona ilişkin adliye önünde eylem yapanlara yönelik polisin orantısız ve oldukça sert hatta hiçbir hukuk ülkesinde olmayacak şekilde sözlü tehdit de içeren müdahalesini de kabul etmek mümkün değil…
Yine operasyon çerçevesinde bir diğer temel problem ise Gazeteci Tuğba Tekerek’in tutuklanması olayı. Tuğba Tekerek herkesin tanıdığı serbest olarak çalışan birçok yere farklı kuruma haberler yaparak geçimini sağlayan bir gazeteci. İyi de bir gazeteci… Daha önce de 2 yıl önce KAOS GL’nin sitesine Gürcistan’daki seçimlerle ilgili bir haber yapmış. Bu haberde seçimlerde eşcinseller üzerinden Gürcistan’da yürüyen tartışmalar ele alınmış. Bir de haberin görselinde çizimler var. Bu haberin sosyal medyada paylaşılmasında kullanılan görsellerden Tekerek sorumlu tutuluyor, hatta ilk suçlama KAOS GL’nin instagram sorumlusu olmasına dair… Derneğin üyesi bile olmayan bir gazeteci haberini yaptığı için hedef haline gelmiş durumda. Kendisinin de ifadesiyle “akla ziyan bir suçlama” ile karşı karşıya. Umarım bu mağduriyet daha fazla uzatılmadan özgürlüğüne kavuşacak…
Yine paralel olarak fuhuşa aracılık ettiği öne sürülen birçok sosyal medya hesabı ile bazı gazeteci ve derneklerin de sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. Birçoğu sadece haber verdiği için ya da operasyonlara dair eleştirilerini dillendirdiği için engellendi. Engellenen gazete ve gazetecilerin paylaşımlarında ağır ve provokasyon içeren hiçbir ifade olmadığını söylemek gerek. Gazeteciliğin, haberin bu kadar kolay hedef alınması da Türkiye’de basın özgürlüğü açısından oldukça sorunlu bir hal almaya başladı.
Hiçbir insanın diğer insana kötü gösterilmediği, dışlanmadığı günleri ummaya, o günlerin umuduyla yaşamaya devam edeceğiz…